Oradaydı. Tam karşımda. Pistteydi. Sanki tüm yıldızlar o güzel gecede onun üzerinde spot ışığı gibi parlıyordu. Kendi kendine rahat ve özgürce dans ediyordu tüm evren onu izlerken. Kocaman özgüvenini sırtlanmış olsa da ne kadar da güzel dans ediyordu sanki hiç yükü yokmuş gibi sırtında.
İkimizin arasında kıtalar, okyanuslar hatta evrenler var gibiydi. Kalbimin bu kadar hızlı atmasını sağlayan yaratık oysaki benden ne kadar da farklıydı ve ben buna o kadar aldırmıyordum ki odağını onun üzerinden çekmek imkansız gibiydi. Ne yaparsam yapayım hep beliriyordu. Bazen kafamın içindeki versiyonlarına o kadar inanıyordum ki kendimi çoklu evren yolcusu bir şizofren gibi hissediyordum.
Hayatımın her yerini sarmalamıştı. Evimi, kitap okuduğum balkonumu, arkadaşlarımla gittiğim kitapçıyı, asla girmekten bıkmadığım evimizin yanındaki denizi... Keşke beni de böyle sarmalasa diye düşündüm. Kollarını tüm vücuduma sarsa ve benimle bir olsa, her zaman o taze koparılmış papatya kokusunu içime çekebilsem, hep omzunda ağlayıp ona ne kadar güzel olduğunu hatırlatabilsem. Keşke ulaşabilsem onun her kesin ortasında mükemmel kıvrılan bedenine. Ne bilim ne de sanat bunu anlatabilir veya tanımlayabilirdi. Hislerim için kelimeler kifayetsiz kalıyordu.
Ne kadar garipti bizi en çok mutlu eden duygunun aynı zamanda bu kadar üzmesi. Ne kadar da belirsiz ve değişkenlerle doluydu aşk denklemi. Bir anda insana, başkasını, kendinden daha değerli hale getirmesini sağlıyordu. Ona tapmak ve etrafında deli divane olmak isteği getiriyordu bazen. Onu sarmak isteğini doğuruyordu. Korumak, herkesten ve her şeyden, canlı-cansız veya zararlı-zararsız fark etmeksizin. Aşk insanın zihninin ve hayatının ortasına bambaşka birini olur olmadık anda ve yerde yerleştiriyordu ve onu hayatın merkezi yapıyordu. Aşık insan ise hislerinin verdiği umut ve heyecandan dolayı o kadar manipüle olurdu ki bu merkezin etrafında -ona ulaşamasa da- sürekli dönüp durmaktan zevk alırdı. Her önemli şeyi yıkıp hayatında daha da büyük yer kaplasın isterdi.
Ben de böyle tutkuluydum işte. Belki de bu yüzden attım o adımları piste doğru. Aşk insana çılgınca şeyler yaptırırdı, bana yaptığı ise anlık bir cesaret yüklemekti. Artık geri dönemezdim. Yolu da bulamazsın zaten. Duygularım, odağım, zihnim öylesine saplanmıştı ki ona, bir kafeste gibi; onun vücudunun kıvrımlarında boğulmak, gülümsemesini fotoğraflayıp asla unutmamak, burnumla saçlarının arasından bir ömür dolusu nefes almak ve onu hep ciğerlerime tutmak istiyordum, asla bırakmamak çünkü yaşamak için ihtiyacım olan tek şey bu, sonsuza dek ılık, açık gökyüzünün olduğu, yıldızların bizi izlediği o gecede onlarca insanın arasında çalan yavaş ve duygu dolu eski müziğin eşliğinde birlikte sonsuza dek orada kalıp tek bir beden gibi dans etmek. Bunu istiyordum işte. Herhangi bir tanrıya bunun için yalvarabilirdim. Cehennemde, yıllarımı ateşi, onu sarmaladığım gibi sarmalayarak geçirirdim; değil bir ömür, sadece bir an hatta bir saniye onunla festival ışıklarının altında dans edebilmek için. Ona sonsu gelmez duygularımın hepsini açmak ve onu ne kadar beklediğimi bilmesini istiyordum. Gözyaşlarımın artık aşkımı bastırmaya yetmediğini ona açıklamak. Her fırsatta onu düşündüğümü bilmesini istedim. Her bir adımda zihnime doluşan tüm isteklerin tek nedeninin ona olan aşkım olduğunu bilmesini öylesine istiyordum ki kendimi en küçük bir isteği için ağlayan şımarık bir bebek gibi hissettim.
Suratıma vuran renkli festival ışıklarına, bol kıyafetimin içine girip çıkan rüzgara ve etrafımda yaşanan her şeye hissizleşmiştim. O hariç. Ve bir kaç adım daha, sonra onunla olabilecektim. Peki, o da benimle olacak mıydı? O da bunu bu kadar istiyor muydu? Benim vüzcudumdan bu kadar etkileniyor muydu? Dudağına yapışsam karşılık verir miydi? Beni fark ediyor muydu? Görüyor, duyuyor veya kokluyor muydu? Beni hiç hissetmiş miydi aşkla? Öğrenmek üzereyim işte. Tüm o okyanusları, ülkeleri, kıtaları, gezegenleri ve evrenleri geçmiştim. Sırf onun için. Süzülürcesine kıvrılan belinden ve vücuduna renk katan küçük hareketler yapan omzundan tuttum. Bu benim şansımdı. Tüm dünya nefesini tutmuş gibiydi. O küçük kasaba için özel olan o festival gecesinde zaman benim için durmuştu. Omzunda olan elim kafasına kaydı ve onu kavradı. Benden bağımsız hareket ediyor gibiydi. İşte o da beni fark etmişti. Beni hissediyordu. Görüyor, dokunuyor, kokluyor ve kafamdakii çığlık atan düşüncelerimi de dudağımdan hissediyordu çünkü artık benimkiler onunkilerin üzerindeydi. Bu anı rüyalarımda, hayallerimde görmüştüm. Başkalarının yaptığını filmlerde hatta canlı izlemiştim ama hiçbiri bu kadar canlı ve mutlu hissettirmemişti. Hissettiğim hiçbir duygu bunun gibi değildi.
Bana kocaman gözlerini açıp baktı sonra yavaşça kapattı gökyüzünün bir parçası gibi mavi, işlenmiş bir zümrüt kadar yeşil, vahşi bir hayvan postu gibi kahverengi ve korkularım kadar kadar karanlık gözlerini. Ve karşılık verdi. O da benimle olmuştu. Bana karşılık vermişti. Dudaklarımızla mühürlenmiş bedenlerimiz zıt kutuplar gibi birbirini çekerken ikimiz de dört ele sahip gibiydik. Yumuşak kumaşların üzerinde dolanan dört şehvetli elden hangileri benimkilerdi, ayırt edemiyordum. Önemli de değildi.
O an ne kadar uzun sürdü, o şarkı bedenlerimizin etrafında ne kadar gezinip bize ahenk kattı, aşkım ise ne kadar alevlendi hiç bilemeyeceğim. O an ile ilgili tek bildiğim bir daha asla bu kadar güzelini yaşayamayacağım. Yıllar geçse de ne onun gibi mükemmeli, ne de ona olan aşkım kadar şehvetlisi ortaya çıktı yaşlanan bedenimde ve zamanla sürüklenip duran sefil hayatımda. Bu an ne kadar uzun sürdüyse sürdü. Bunu kimse bilemez. Benim bildiğim ise o gece yaşadığım duyguların herhangi bir insan için herhangi birinde ortaya çıkabildiği. Ben kendiminkini yaşadım. Onu bulup umutla sarıldım ve tadını çıkarttım. Çünkü sevdim. Ve gerçek aşk kafamızda sentezlenen tüm o kimyasallardan türeyen hislerle birlikte evrenin şarkısını söyler ve eğer dikkatle dinlerseniz siz de kendi dans partnerinizi bulabilirsiniz.
VOUS LISEZ
Evrenin Şarkısı
NouvellesNe kadar garipti bizi en çok mutlu eden duygunun aynı zamanda bu kadar üzmesi. Ne kadar da belirsiz ve değişkenlerle doluydu aşk denklemi. 27 Şubat 2020
