1.Bölüm

26.7K 1.2K 122
                                        

Bu bölüm ve hatta bu hikayedeki tüm bölümler Kır Papatyam için, ağzı bozuk ilham perim; seviliyorsun. desiktirlo7

.

.

.

"O mavi gözlü bir devdi!" diye bağırarak girdim meslektaşlarımın dinlenme odasına. Uyuyanlar uyudukları yerde sıçradılar, kahve içenler birkaç damlayı yere döktüler ve konuşanlar anlık bir sessizliği bana bahşettiler. En sevdiğim şiirdi, okumaya devam ettim. "Minnacık bir kadın sevdi," Sırt çantamı kollarımdan sıyırırken dolabıma doğru ilerdim, herkes bir yandan beni dinlerken öte yandan işlerine geri döndüler; alışmışlardı her sabah böyle neşeyle bu odaya dalmama. "Kadının hayali minicik bir evdi, bahçesinde ebruli / hanımeli / açan bir ev." Dolabımı açtım, çantamı ve montumu koyarken bir yandan da şiiri okumaya devam ettim. Bu şiiri seviyordum, Nazım Hikmet yıllar öncesinde günümüz ilişkileri için yazmıştı sanki bu şiiri. Kendi gözlerim kahverengiydi ancak mavi gözlü devimi de büyük bir umutla arıyordum. Dileğim, onun da beni dev kadar sevmesiydi elbette.

"Bir dev gibi seviyordu dev. Ve elleri öyle büyük işler için / Hazırlanmıştı ki devin, / Yapamazdı yapısını, / Çalamazdı kapısını / Bahçesinde ebruli / Hanımeli / Açan evin." O mavi gözlü devi her düşünüşümde içimi bir hüzün kaplıyordu. Ellerinin büyüklüğünden sevdiğinin kapısını bile çalamıyordu zarar verme korkusuyla. Kendinden beklenmeyecek naiflikte sevgisi, sevdiği minik kadının bahçesine bile gömülemezdi ona göre. Ne büyük bir çaresizlikti, sevgisini sevdiğinin yüreğine gömememek oysa. Ne büyük çıkmazdı sevdiğinin sevdiği olamamak ve ne kötüydü bir hiç uğruna sevgisinin sevilmemesi.

Şiiri bitirmeme fırsat kalmadan ekip şefimiz Rezzan odaya girmiş ve hepimizi bir yerlerde görevlendirmişti. Şiiri bitirememeyi sevmiyordum, Mavi Gözlü Dev'in bu hüzünlü hikayesinin yarım kalması hoşuma gitmiyordu, mutsuzluk ve acıyla dolu olsa da sona kavuşmayı hak ediyordu o adam. Şiiri içimden tamamladım, devin hissettiğini tahmin ettiğim o acıyla yüreğim sıkıştı ve işime geri döndüm.

Son altı aydır bir UMKE gönüllüsü olsam da aslen paramediktim ve bugün de kırmızı alanda oldukça yoğun ve eğlenceli bir gün belli ki beni bekliyordu. Arayanım soranım olmadığı için telefonumu dolabımda bıraktım ve çağrı cihazımı cebime atarak odadan çıktım.

İki trafik kazası, bir astım krizi, bir kalp krizi ve bir doğumla -ki çocuğu ambulansta doğuran kadın "Bu bebeğin burada doğmaması gerekiyordu!" diye ağlayan bir değişikti- günü kapatırken saat çoktan mesai saatimin bitişine gelmişti. En son O Mavi Gözlü Bir Devdi şiiriyle dinlenme odasına girmeden önce kahvaltı yaptığımı hatırladığımda ayaklarımı sürüyerek yemekhaneye girdim ve bir tost yedim.

Midem kesinlikle ayıp olmasın diye tostu sindirmeye başladığında oturduğum yerde uyumama fırsat bırakmadan kalktım ve dinlenme odasındaki dolabımdan çantamı ve montumu alıp, eve gittim. Arabam veya taksiye verecek param yoktu, otobüste uyumanın yerini tutan başka bir zevkim de. Uykuyla aramdaki ilişki tuhaftı; ne zaman, nerede, ne kadar uyuyacağımı kontrol edebiliyordum. Kıskanılan bu özelliğim beni ineceğim durağa iki durak kala uyandırdı.

Evin kapısını açtığım anda rutubet kokusu suratıma bir tokat gibi çarptı. Aileden kalma üç oda bir salon olan bu evde tek başıma yaşıyor olmamın bazı problemleri vardı işte. Yoğun çalışma tempom ne temizliğine ve ihtiyaçlarına yetişmeme izin veriyor ne de doğru düzgün havalandırılacak süre kadar evde kalmama izin veriyordu. Kimseye güvenip, temizlik için birilerini de arayamadığımdan bu çileyi çekiyordum işte. Kapıyı kapattığımda tüm gün yüzümde olan gülümseme silindi. Bu evde yalnızdım, rol yapmama gerek yoktu.

Mavi Gözlü Dev "TAMAMLANDI"Stories to obsess over. Discover now