Hayatım boyunca, bir yıldız olmak istemiştim. Gökyüzünün her daim vazgeçilmez bir süsü, karanlıkta en parlak, güneş ufuk çizgisindeyken hafifçe belirsizleşen ve yine, güneşin gökyüzüne halim olduğu anlarda görünmese bile orada bildiği bilinen, kendini hissettirebilen bir yıldız. İnsanın, bu şekilde dans edebilen bir yıldız doğurabilmesi için, içinde kaos barındırması gerekir, diyor Nietzsche ve ben hayatım boyunca o kaosun gelmesini bekledim.
Annem ve babamın memur olması bu isteği pek destekleyebilmiş değildi elbette çünkü korkunç derecede sıradan hayatlar yaşıyorlardı ve bu ailenin bir parçası olarak ben de korkunç derecede sıradan bir hayat yaşamak için doğmuş gibiydim. Küçükken, sınıf arkadaşlarımdan duyduğum huzursuzlukların aksine, yani bir arkadaşımın annesinin fahişe olması, bir başkasının ebeveynlerinin boşanmış olması ve sürekli bir oraya, bir buraya gitmek zorunda kalması, yine bir başkasının dayak yemesi ve bunu rehberlik öğretmeninin yardımıyla aşmaya çalışması gibi şeyler bizim çatımız altında asla yaşanmadı. Annem kreşte çalışıyor, çocuklarla geçirdiği koca bir günün sonunda topuzu yine de hiçbir şekilde dağılmamış olarak eve geliyor ve yemek ya da temizlik yapıyordu. Babam da bir bankada çalışıyor, yalnızca arada bir iş saatlerinin çok uzun olduğundan şikayet ediyordu ancak bir memur olarak, çalışabileceği en düşük mesaili tam zamanlı işlerden birinde çalışıyordu. Yani yalandan şikayet ediyordu. Elbette yoğun günler geçirdiklerine emindim ve bu yoğunluk içinde bile benimle hep ilgilenmeye çalıştılar, ne eksik ne de çok fazla, yalnızca yeteri kadar. Bunun yanında, her zaman ortalama olan notlarımdan asla şikayet etmez, isteklerimi de yerine getirmeye çalışırlardı. Eve geç mi gelmek istiyordum? Düzgün insanlarla ve dikkatli olduğum sürece sorun yoktu. Para mı istiyordum? Elbette verirlerdi. Kız arkadaşım mı vardı? Sorun değildi, dikkatli olmalıydım. Erkek arkadaşım mı vardı? Bu sefer daha dikkatli olmalıydım çünkü ben de erkektim ve toplumda bazı insanlar bunu kabul etmeyebilirlerdi. Ancak ben, onların yegane oğlu olduğumdan yine de sevilecek ve değer görecektim, bunda bir sorun yoktu, kimi seviyorsam onunla beraber olmalıydım.
Sonuç olarak, onların hiçbir konuda kavga etmemeleri, bana hiçbir konuda baskı yapmaya girişmemeleri ya da olağan dışı hiçbir şey olmayışı bana derin bir rahatsızlık vermeye başladı. Neden hiçbir şey olmuyordu? Benim neden diğer insanlar gibi bir acım, travma yerine koyabileceğim herhangi bir şeyim yoktu? 5 yaşındayken yaşlı köpeğimiz Max ölmüştü, ancak buna gerçek bir acı diyemezdim çünkü onu pek hatırlamıyordum bile. Onu sevdiğimi, onunla oyunlar oynadığımı, beyaz ve kahverengi kürkünü boyadığımı hatırlıyorum, sevimli bir arkadaştı ancak üzülmüş müydüm? Ölümünü bana nasıl açıkladıklarını bile hatırlamıyorum, ağlamış olmalıyım. Her çocuk ağlar. Sevgililerimden ayrılmak da bende kalp kırıklığı yaşatmadı, çünkü biri orta okuldaydı, zaten 'sevgili' kavramı el ele tutuşup aralarda gezmekten ibaret sayılabilirdi. İlk öpücüğümü de o zaman almıştım ve bunun dışında tek derdim eve gidip oyuncaklarımla oynamaktı. Cinsel keşif dürtülerim öpücükle ve kız arkadaşıma oyuncaklarımı göstermekle sınırlıydı, belki o zihniyet olarak benden daha büyüktü bilemiyorum. İkinci sevgilim de lisede oldu ve benim için orta okul ne kadar sığsa, lise de öyleydi. Erkek arkadaşımla aslında sevgili gibi olduğumuzu, nihayetinde de sevgili olduğumuzu kabullenmemiz küçük bir kağıt parçasıyla çıkma teklifi etmek kadar kolay olmamıştı. Ben biliyordum ancak onun kabullenmesi daha uzun sürmüştü. Ben biliyordum çünkü kız arkadaşım benimle nasıl ilgileniyorsa o da benimle öyle ilgileniyordu, ilginin arkadaşlık ve sevgililik arasındaki sınırı o zamanlar çok daha inceydi. Birilerinin insanları birbirine yakıştırması bir ceketi ödünç vermek ya da evine fazladan birkaç kez gitmekten ibaretti ve her ergen gibi ben de böyle düşünüyordum, bunu bilmem bu yüzdendi. Bana ceketini değil, yağmurlu bir günde şemsiyesini vermişti mesela ve beynimden çok hormonlarım çalıştığından, bunu anında ikimizi yakıştırmaya yormuştum. Ve bunun dışında olağandışı hiçbir şey gerçekleşmedi. Sinemaya gittik. Çatıda sigara içtik. Alkol aldık. Evlerinin küçük, depodan bozma sıkış tıkış garajında öpüştük, o yaşlarda insanlar ne yapıyorsa onu yaptık. Ve ben sıkıldım.
KAMU SEDANG MEMBACA
Gölge
Cerita Pendekİnsan acı, üzüntü ya da travma diyebileceği tek bir şey bile olmadan nedir? Ya da bunlar olmadan kendini var edebilir mi? Ve insan, üç şekilde yaşar. Gerçekte, hayalde, bir başkasında. Acı hangisindedir?
