1

7 2 1
                                        

  Geçmişimle aramdaki sorun onu her andığımda şiddetli bir baş ağrısına dönüşüyor. Uyku ise bu zamanlar için en tehlikeli an olmaya başladı çünkü ne içine rahatça dalabiliyorum ne de o uğraşlardan sonra girdiğim dünya bana olanları unutturuyor. Kabus değil söylemek istediğim, sevdiğin onca şey nasıl olur da kabus olabilir. Sevdiğin ancak seni bir yandan da öldüren o tüm yaşananları kabus olarak görmek nasıl mümkün olabilir. Ya da belki de öyledir ve ben reddetmeyi bırakıp yüzleşemiyor, kabullenemiyorumdur gerçekleri. Artık bir sese hasret kaldım ben rahat olmaya çalışırken etrafımda olan. İnsanlar iyi ve kötüyü ayırt etmede zorlanmaya başladığı an nasıl doğruyu bulabilir? Bu şekilde hiçbir anlam ifade etmiyor olsa gerek söylediklerim. Biraz hayatımdan bahsetmem gerekiyor ki siz de doğrunun ve yanlışın ne olduğu konusunda bana yardımcı olabilin.

Ankara, İzmir, İstanbul derken bir baktım ki kendimi Edirne'nin sessiz sakin, enerji dolu ancak bir o kadar da sisli sokaklarında buldum. Yalnızdım.
Üniversite için bu şehre gelmemin altında hiçbir sebep yoktu. Ne ailem geleceğim hakkında beni bilgilendirme yanlısı olmuş ne de ben kendimi fazla önemseyip önemli işler yapmaya çalışmıştım. Dışarıdaki hayata dair bilgilerimin yetersizliğinin etkilerini zaman ilerledikçe yüzüme bir tokat bir çarpan o hayatın karanlık yüzüyle sık sık karşılaşacaktım.
Şehre gelmeden önce internet üzerinden birileriyle iletişime geçmiş birileriyle anlaşıp bir ev tutmuştum ancak evin yolunu bile bilmiyordum. Görüştüğüm kişi olan Eren beni almaya geleceğini söylediği zamandan beri bir saat geçmişti ve bir kafede oturup kahve içerken bir yandan da hiç tanışmamış olduğum yeni ev arkadaşımı beklerken heyecanım azımsanmayacak kadar fazlaydı.
Kafe, büyükşehirlerde alışık olduğumun aksine birbirinden uzak büyük masalara ve çok daha az insana sahipti. Yunanca olduğunu düşündüğüm bir dilde, kısık sesle bir şarkı çalarken yolları izliyordum. Yalnızca gençlerden oluşan bir şehirde gibi hissettim çünkü yerel halkın genelini yaşlılar oluşturuyor ancak şehre gelen öğrencilerin sayısı onları bastırıyordu. Akşamları yollarda pek yaşlı insanlar görünmüyordu. Herkes genç ve hareketli bir şekilde sokaklarda dolanıyor, birbirleriyle alay ederken aralarına karışmaktan korkuyordum çünkü genellikle gruplar halinde dolaşıyorlardı ve bu durum daha da yalnız hissetmeme sebep olmuştu. Bu yüzden arabadan indikten sonra ilk bulduğum boş kafeye attım kendimi. Neyse ki burada yeni ev arkadaşımı beklerken çok daha rahat hissediyordum.
Bir süre sonra beklenen misafir geldi ve tanıştık. Biraz ev hakkında konuştuktan sonra bana şehri anlatmaya başladı Eren. Turistlik yerleri, öğrencilerin en fazla zaman geçirmekten hoşlandığı yerleri, kampüs yaşamı hakkında enteresan bilgiler verdi. Bir süre sohbet ettikten sonra eve gittik.
Eve ilk girdiğim an büyülendim. Ailem ile yaşadığım evden çok daha büyük ve ferah görünüyordu ancak bomboştu. Eren'in odası hariç neredeyse hiç eşya yoktu. Hatta kendi odasına koyamadığı bir ton ıvır zıvır eşyayı benim kalacağım odaya koymuştu. Gerçi bu benim için büyük bir sorun değildi çünkü henüz hiç eşyam yoktu ve o hafta boyunca hep salondaki kanepede uyumak zorunda kaldım. Salon oldukça büyüktü ve devasa bir balkona sahipti. Balkona çıktığımızda yunan dağlarını net bir şekilde görebiliyordum. Evde dört kişi kalacaktık ancak diğer iki ev arkadaşımız henüz şehre gelmemişlerdi ve dolayısıyla onlarla henüz tanışmamıştım.
Eren, enerjisi hiç düşmeyen, sürekli şakalar yapan ve şarap içen bir tipti.  Sol elinden kahve bardağına koyduğu şarabı, sağ elinden de sigarası hiç eksik olmuyordu ve her sabah beni uyandırırken sigarasından da bir duman almama izin veriyordu. Güne şarap ve sigara ile başlamak bir süre sonra tuhaf bulduğum bir aktiviteden alışık olduğum bir duruma dönüştü. O hafta pek evden çıkmadık çünkü Eren arkadaşlarını evde ağırlamaktan hoşlanıyor, ben de merakla aralarına katılıyordum. Odamı hala kullanamamak bir yandan da onların arasında bulunma zorunluluğu katıyordu. Her gün eve birbirinden çok farklı türde onlarca insan geliyordu. Sanki tüm Edirne'de yaşayan insanların yolu gün de bir kez de olsa bu evden geçiyor gibiydi. Okullar henüz açılmamıştı ancak ben daha şimdiden onlarca insan tanımaya başlamıştım ve kısa süre sonra yalnız hissettiğim günler geride kalmıştı. Evde düzenli olarak kalan birkaç kişi vardı ancak onlar ev arkadaşlarımız değildi. İçlerinden biri diğer misafirler gittikten sonra Eren ile birlikte ufak bir hap alıp sabaha kadar dans ediyorlardı. Daha sonra bu davranışı eve gelen birçok kişide gözlemledim ve içinde bulunduğum durumdan korkmaya başladım.
Istanbul'da yaşarken tanıďığim birkaç kişi şeker ( hap formunda bir uyuşturucu türü) kullanımından kaynaklı ölmüşlerdi ve onların ölümle olan ilişkisine biraz da olsa tanık olmak uyuşturucu kullanımına karşı endişeli bakmama sebep olmuştu. Bir süre sonra Eren ile bu konu hakkında konuşmam gerekti ancak düşüncelerimi anında bir kenara attı ve arkadaşlarıyla geçirdiği, onun tabiriyle hızlı geceleri sürdürmeye devam etti.
Birkaç minder satın alıp odamda uyumaya başladım çünkü henüz eşya almaya bile çalışmamıştım ve o birkaç hafta içinde Eren ve arkadaşlarının talep ettiği yardımları karşılamaya çalışırken bütçem oldukça azalmıştı ve diğer eşyalarımı birkaç hafta sonrasına ertelemiştim. Eren bu ay kira ile sorun yaşadığı için ona finansal destek olmam gerekti ancak daha sonra gözlemlediğim kadarıyla sıkışmasının sebebi daha çok eğlenmek istemediydi ve ona yaptığım yardım ile de çok daha fazla eğlenmeyi umuyordu. Ve yaptı. Başlangıçta bu durum benim için eğlenceliydi çünkü çağın ve coğrafyanın dertlerinden uzak kalarak kendini daha çok önemsiyor ve etrafına da bu güzel enerjiyi yayıyor gibi geliyordu ancak onu tanımaya başladıķca aslında kendine değer vermeyen ve mutlu olmayan bir Eren görüyordum.
Ona acımamı engelleyemiyordum ve yardım etmeye çalıştım. Sevgi, insanoğlu için çok gerekli bir histir ancak insanlar sınırlı sevgi vererek sınırsız sevgi beklerler ve bu karşılığı alamadıklarında mutsuz olup kendilerini sahte mutlulukların içine atarlar. Eren ile olan ilişkim bunu görmeme sebep oldu çünkü ailesi tarafından ciddi alınmamış ve duygularını gizleyerek büyümüştü. Gey bir erkek olduğu için toplum tarafından dışlanmış ve bir birey olarak ciddiye alınmamıştı. Eren ise bunlarla baş etmek için şeker alıp sahte de olsa bağımlı insanları etrafına toplayıp, onları mutlu etmeye çalışarak mutluluğa varmaya çalışıyordu ancak kendini sevdiği için tüm bu ilişkiler için derinlik pek söz konusu değildi. Bağımlı insanlar bireye değil yalnızca kendine önem verir ancak sevilmek ister. Ancak Eren için durum farklıydı ve onu çekip almam ve ona gerçek sevgiyi vermem gerekiyordu.
Okulların açılmasına bir hafta kalmıştı. Evde düzenli olarak birileri kalıyordu ancak bugün evin diğer sahiplerinden biri geleceği için Eren onlarla konuşup gelmelerini engellemişti. Dışarıya pek göstermemiş olsam da bu durum beni oldukça mutlu etti çünkü artık aynı düzeyde diyaloglar duymaktan sıkılmıştım.
-Off kafam çok iyi!
-Harikayım!
-Yükselelim!
-Çıkalım!
Gün içinde bu sözleri defalarca duymak varolan kelime haznemin daralmasının yanında yorucu hale gelmeye başlamıştı. İnsanlar ile kurduğum ilişkiler bir ölçüde kalıp daha sonra onların bireysel deneyimlerine geliyordu bir şekilde. Ve farklı ortamlarda farklı maddeler ile yaşanılan deneyimleri duymaktan oldukça sıkılmıştım ve bu durum çekici gelmiyordu. Ancak insanlar bunları anlatırken bile dopamin salgılıyor gibi görünüyordu. Ve tüm bu sözlerin bir gün bile olsa ortalıkta yankılanmayacağını bilmek rahatlatmıştı. Ev arkadaşlarımdan diğeri olan Onur öğle saatlerinde tek bir bavulu ile kapıda belirdi. Oldukça sakin bir şekilde eve girdi ancak yıllardır orada yaşıyormuş gibi bir hali vardı. O da benim gibi bu evde yeniydi. Eren ile yeni tanışmışlardı ancak yıllardır birbirlerini tanıyormuş gibi bir halleri vardı. Sanırım ilişkilerinin bu denli sıkı olmasının sebebi onları birbirine bağlayan uyuşturu konuşmaları oldu. O akşam küçük çaplı bir parti verildi ancak yalnızca üçümüz evdeydik. Onur, kendisi ile birlikte ev hediyesi olarak memleketinden ev yapımı şarap getirmişti. Büyük su şişelerine konmuş bolca ev yapımı şarap vardı. O ana kadar ev yapımı şarap içmemiştim ve tadı damağımda kalmıştı. Oldukça kibar ve seviyeli bir sohbetin olması beni çok etkiledi ve derinliğinde kayboldum. Sorun olan tek şey ise alkolün de etkisiyle Onur'a karşı duyduğum ilginin artmasıydı.
O konuştukça dikkat kesilip dinliyor ve pek de doğal olmayan tepkiler veriyordum. Esprilerine kahkahalar atıyor ve daha fazla içiyordum. Saatler geçti ve üçümüz de zil zurna sarhoş olduk. Artık daha çirkin bir tarzda konuşmaya başladı herkes. Halihazırda sıcak havanın etkisine rağmen bedeni ısıtan bir içki olan şarabın da tüketilmesi ortamı alevlendirdi. Bir süre sonra yarı çıplak bir halde sohbetimize devam ediyorduk.

Has llegado al final de las partes publicadas.

⏰ Última actualización: Feb 03, 2020 ⏰

¡Añade esta historia a tu biblioteca para recibir notificaciones sobre nuevas partes!

Acı içinde Acı Historias para obsesionarse. Descúbrelo ahora