İnatla gözümü istila eden güneş ışıkları siyah perdeme rağmen odama girmeyi başarabiliyordu. Kış ayında olmamıza rağmen bu güneş ışığıda neydi böyle! Yataktan çok hasta ve bitkin insanların kalktığı gibi yavaş yavaş kalktım ve amaçsızca etrafa bakınmaya başladım. Vucüdümda nikotin ihtiyacım baş göstermeye başlamıştı. Elimi yüzümü yıkayıp kendime kavhe yaptım. Hem ayılmamı sağlıyordu hem de sigarayla babet ve yara bandı kadar uyumlu bir ikiliydi. İç sesimin bile espiri anlayışı sıfırdı, koca bir sıfır. Odama dönüp ince bir hırka aldım ve minik evimizin balkonuna çıktım. Hava hafiften esiyordu ama bu esinti sizi üşüten bir esinti değildi. İçinizin ürpermesini sağlayan ama huzur ve özgürlük hissettiren. Tahta sandalyeyi çekip oturdum ve sandalyeyle aynı tahta malzemeden olduğunu düşündüğüm masya kahvemi koydum. Kahvelerin en güzeli kesinlikle Türk kahvesiydi. Yanlızlıkla iyi giden ve bir o kadar da yanlızlığa lezzet katan muhteşem bir tat. Saate bakmamıştım ama insanlar işlek caddeden geçip gidiyordu. Kimisi hızlı adımlarla ilerlerken kimisi yavaş ve bitkin adımlarla geziyorlardı. Sanırım hızlı adımlarla ilerleyenler işe veya okula geç kalmıştı diğerleri ise geç kalmalarına rağmen belki umursamıyolardı. Bu hayatta herkesin bir telaşı vardı ama aslında bu telaşlar sadece hayat kalitesini yükseltmek içindi. Okula gidenler gelecek için yatırım yaparken işe gidenler çocuklarının hayatlarını daha iyi hale getirmeye çalışıyorlardı. Kimileri benim gibi çabuk büyümek zorunda kalmıştı belki kimi ise rahatlık yüzünden hala çocuk kalmayı seçmişti. Ama insanlar bir şeyi unutuyordu ki buda kendileriydi. Bencil insanlar ne kadar sevilmesede en iyisini onlar yapıyolardı; kendilerini düşünüyorlardı. Biz ise hayatın büyük ve halen fırtınayla büyüyen hortumu içersinde yaşam mücadelesi içindeydik. Sürüklenip duruyor, yere çakılıp bazen ise en yükseğe çıkıyorduk. Hayat zordu, yorucuydu, adil değildi, adam seçiyor ve bizi sınıyordu. Düşüncelerim su gibi akarken paket azda olsa hafiflemeye ağzıma kahvenin telvesi gelmeye başlamıştı.
Evin her odası birbirine bağlantılıydı. Balkondan hem salona hem de odamıza çıkabiliyorduk Ben odaya girmeyi tercih ettim ve ordan banyoya. Sigaranın en kötü özelliği kokusuydu. Bundan içinler bile şikaytçiyken içmeyenleri düşünemiyordum bile. Dişlerimi fırçalayıp ihtiyaçlarımı giderdim. Havalar soğuduğu için muhteşem şortlarıma veda etmek zorunda kalmıştım. Kış soğuktu, kasvetliydi, renklerin siyaha boğulduğu zamandı. Aslında benim gibi siyah biri içinde çok bir şey farketmiyordu. Beyaz olmayı hiç düşünmemiştim sadece griye dönüşebilirdim ben. Siayh dar kotumu üstüne ideal incelikte siyah gri karışımı yünlü kazağımı giydim. Makyajla çok aram olmasada yapıyordum işte bir kaç numara suratıma. Her zaman olduğu gibi kalın bir eyeliner ve bordo tonlarında mat bir ruj sürdüm. Bu saate kadar Yasemin'den bir ses soluk çıkmamıştı. Demek tekila fena çarpmıştı bizim bayan çeneyi. Saate baktığımda daha 7.30'du. Demek baya erken kalkmıştım. Ders 9'da başlıyordu. Yasemin o zamana kadar kalkmış olur hatta derse bile yetişirdi. Okula erken gitsem sorun olmazdı çünkü tam okulun karşısında bir kafe vardı. Burada hem kahvemi içer hem testimi çözerdim. Piskolog veya edebiyat öğretmenliği okumak istiyordum. Aslında ikiside birbirinden uzak meslekler gibi gözüksede bana uyuyorlardı. Sözelim iyiydi ve hem piskolojiye hemde edebiyata ilgi duyuyordum. Sözeli iyi olan birinin gereksiz yere sayılsal görmesi bu dönemlerde sövme kotamı dolduran alan oluyordu açıkçası. Kafamın sayısala basmadığından değil gereksiz yere zaman harcamaktan şikayetçiydim ben. Kitaplarımı çantama tıkıştırıp içine birde bu sıralar yanımdan eksik etmediğim beni düşünceler dünyasında boğan, terkedilmiş bir aşkın kelimelere döküldüğü Kapalı Gişe Yalnızlık'ı aldım.
Otobüsten indiğimde yavaş yavaş yürümeye başladım. Acelem yoktu sonuçta. Kafeye ulaştığımda benimle aynı amaç için burda olan test mağduru kardeşlerim vardı. Yazıktı bize gerçekten. Hem kasa hemde yiyecek içeklerin önünde bulunan bayandan sütlü bir kahve istedim. Sert kahve sevmezdim bence tadı acıydı. Kahvem masama gelene kadar kitaplarımı çıkarmış bir soruyu halletmiştim bile. Soruların bazıları gözümde büyürken bazılarını okudum anda çözebiliyordum. Bu böyle giderken yanımda ki sandalyemin çekildiğini çıkardığı sesten anladım. Kafamı kaldırmadan sadece gözlerimi gelen kişinin üzerinde gezdirdiğimde bu Yasemin'di. Beyaz teni kireçle boyanmışçasına daha da beyaz olmuştu. Merakla yüzünü incelerken kelimeler ağzından bir gülün dikenleri ince bir çemberin üzerinden geçerken delikler açtığı gibi aynısınu ruhuma yaşatmıştı.
''Ka-kainat ailen bulunmuş.''
YOU ARE READING
Buz Öpücük
RomanceKainat ve Tuna... Sevgi yoksunu bir kalp aşkla tanışınca ne yapar?Kendi kendini büyüten bir kız ve onun elinden tutmak isteyen bir çocuk. Aralarındaki buzlar bir öpücük sıcaklığıyla eriyebilecek mi?
