"Ey Türk, titre ve kendine dön! Üstte mavi gök çökmedikçe, altta yağız yer delinmedikçe, kim bozabilir senin ilini ve töreni!" -Bilge Kağan
Sera hadi kızım güzel bir uyku çekmenin zamanı geldi...
Ah, hayır ya bu seste neyin nesi? Alarm falan kurmadım ki ben, hem daha yeni dalmıştım yaa. Bir dakika bu telefonun zil sesi değil mi? Yuh be saat gecenin üçü be üçü! Bu saate arayan densiz de kim? Yarı açık yarı kapalı gözlerle telefona cevap verdim.
"Efendim?"
"Sera, kızım ben Albay Halil Kopuz."
Kopuz Albay... Ben polis okulundayken tanışmıştım kendisiyle. Son sınıfların eğitim sonlarına doğru rütbe sahibi insanlar gelip kendi birimlerine öğrenci seçerdi. Beni de ilk olarak terörle mücadeleye seçmişlerdi ve o zamanlar Kopuz Albay, Üsteğmen rütbesi ile terörle mücadele birimine desteğe gelmişti, benim ilk görevimde... Ancak şimdi, gecenin bu saatinde Kopuz Albay beni ne için aramış olabilirdi ki?
"A- albayım..."
"Kızım kusura bakma bu saatte rahatsız ediyorum ama Ankara'da olduğunu öğrendim sana acil ihtiyacım var kızım. Bir saat içinde bizim Özel Kuvvetler Komutanlığı'na gelebilir misin?"
Bu gerçekten de beklemediğim bir şeydi ve afallamıştım.
"Şi- şimdi mi? Ah, tamam albayım geliyorum."
⚔️⚔️⚔️⚔️
Özel Kuvvetler Komutanlığı'nın bahçesi şu saate bile asker ile dolu. Sağa sola koşuşturup duranlar, komutanlarını gördükleri an hazırola geçenler...
İçeri girdiğimde bir asker kimliğimi sordu ve bende yanıma almayı akıl etmediğim için az kalsın asker tarafından terörist damgası yiyordum ki imdadıma Kopuz Albay yetişti.
"Sera, hoşgeldin kızım. Ne bekliyorsun burada." Bunu beni içeri almayan askerine ters bir şekilde bakarak söylemişti. Asıl soru bana değil o askere yönelikti. Bunun farkına varan asker, biraz çekine çekine cevap verdi.
"Komutanım...bu hanımefendi polisim dedi ama sorduğumda kartını göstermediği için ben sandım ki..."
"Tamam asker tamam, sen bak işine." Askeri azarlayan bir tonda söyledikten sonra bana döndü. "Kızım sen bunların kusuruna bakma. İyi ki geldin sana çok ihtiyacımız var." Kopuz Albayın bu sıkıntılı haline bakınca konunun gerçekten önemli olduğunu anladım. "Albayım, kötü birşey yokturdur inşallah."
"Gel kızım, bunu harekât odasında konuşalım."
Harekât odası dediği yer bilgisayarlar ile döşeli, ortada uzun bir masa olan, karşı duvarda ise büyük bir ekran olan bir odaydı. Ve içinde de bir grup asker vardı. Hepsi tıpkı Albay gibi huzursuz bir haldeydiler. Ben etrafı incelerken Kopuz Albay beni askerlere tanıttı.
"Beyler bu komiser Sera Türkmen, kızım bunlarda Kılıç Timi. Ben vakit kaybetmeden hemen konuya geçiyorum. Kızım Kılıç Timi'nin komutanı Yüzbaşı Göktuğ Demirkan alçak teröristler tarafından ele geçirildi. Time ve bana oraya gidip Yüzbaşını alma talimatını vermiyorlar. Ve benim senden istediğim gidip Yüzbaşı Demirkan'ı bize getirmen." Bunu dedikten sonra yüzü düştü ve konuşmaya devam etti.
"Ancak bu iş tehlikeli kızım eğer gitmek istemezsen..." Kendimi tutamadım ve sözünü kesmek zorunda kaldım.
"Albayım bizim işimiz tehlike değil mi zaten. Benim ülkemin askeri orada alçakların elindeyse elbette gidip onu oradan çıkaracağım." Bunları söylerken, askerler daha doğrusu yeni öğrendiğim üzere Kılıç Timi ve Kopuz Albay'ın yüzünde iki saniyelik bir tebessüm oluştu. Yanlız gerçekten iki saniye kadardı hatta belki daha az. Çünkü hemen az önceki moodlarına geri döndüler.
"İşte Kılıç, şimdi anladınız mı ben bu kızı niye buraya çağırdım? Bize yardım edecek biri varsa o da Sera'dan başkası değildir."Kopuz Albay'ın sözleri gülümsememe neden oldu. Geçmişten beri hala bana güveniyordu ve umuyorum ki bu güvenini hiçbir zaman boşa çıkarmam. "Gümüş teğmenim Göktuğ Yüzbaşının resmini büyük ekrana ver." Albayın talimatı yan tarafımızda ki bilgisayarın başında oturan sarışın bir genç kızaydı. Gözlemlediğim kadarıyla benden en fazla üç yaş küçük. Oturduğu için belli olmuyor ama uzun bir boyu olduğuna emindin. Naif bir yüzü vardı ancak içinde bulunduğu durumdan dolayı yüz hatları gerilmişti.
"Emredersiniz komutanım."
Kız ekrana resmi verdiği zaman Albay beni oraya yönlendirdi ancak ekrandaki resmi görür görmez ufak bir şokun ardından sinirlerim hızlı bir şekilde çalışmaya başladı.
"İşte kızım Yüzbaşı Göktuğ Demirkan..."
"A- ama bu... Bu nasıl olur... Bu adam... Asker mı...?" Sinir ve şaşkınlık karışımıyla gerçekten kekeleyerek konuşuyordum. Bu adamın burada ne işi vardı? Hayır bu yanlış bir soruydu, asıl soru; bu sorumsuz adam nasıl asker olmuştu?
"Kızım sen tanıyor musun Yüzbaşıyı?" Albayın sorusuyla düşüncelerimden ayrıldım.
"Komutanım şey... Yani geçen hafta..."
1 Hafta Önce
İki haftadır Ankara'daydım ve neden burada olduğum hakkında hiçbir fikrim yoktu. Burada polis evine yerleşmiştim. Normalde asla sevmem ama kesinleşen bir şeyler olana kadar mecbur böyle devam etmem gerekiyor.
Ve yarım saattir de trafikte ilerlemeye çalışıyorum. Anıtkabir'e gitmiştim ve oradan dönüyordum tabi yarım saattir trafikte olduğuma dönmek denirse. İstanbul'un trafiğinden kurtulduk derken şimdide Ankara trafiği çıktı başıma. Tam trafik açıldı güzel güzel gidiyorum diye düşünürken birden kırmızı ışık çıktı karşıma.
Beni düşüncelerimden ayıran bir çarpma sesi oldu ve sanırım arabamla birlikte yaklaşık bir metre ileriye gittim. Ben niye bu kadar şanssızım yarabbim, hiç mi sevmiyorsun bu kulunu da kırmızı ışıkta çarpması için birini gönderiyorsun.
Arabanın kapısını açıp dışarıya bir adım atmıştm ki, sanki suçlu ben mişim gibi bana cırlayan bir herifle karşılaştım.
"Öyle bir anda durulur mu be kardeşim." Bu dangalak suçlunun kendisi olduğunun farkında değil mi yoksa salak numarası mı yapıyor?
"Kırmızı ışıkta napsaydım, arkadaki araba ben duruyorum haberin olsun sakın çarpma bana diye anons mu çekseydim he?"
"Bak kızım zaten acelem var bunu daha sonra hallederiz benim şimdi gitmem lazım." Al işte, yok yok artık eminim beni sevmiyorsun Allah'ım. Yoksa bu kadar sinirimin üstüne bu dangalağı yollamazdın.
"Duur bakalım sen ordaaa, gidemezsin hiçbir yere. Önce tutanak tutulacak ondan sonra nereye istersen oraya gidersin."
"Haydaaa çattık şimdi. Bakın hanımefendi plakam burda" dedikten sonra sağ cebinden kalem kağıt çıkarıp birşeyler yazmaya başladı. Yazma işini bitirdikten sonra kağıdı bana uzattı. "Hah, bak alın buda numaram sonra çarpmanın hasarı neyse karşılarım ama şimdi hadi eyvallah gitmem lazım."
"Aaaa şu artist herife bak sen bı dakika durs-..."
⚔️⚔️⚔️
Günümüz
"Bi- bir dakika komiserim yani şimdi Göktuğ komutanım sizin arabaya mı çarptı... Arkadan..." Bu soruyu soran asker gülmemek için kendini bayaa sıkıyordu.
"Evet, yani eğer ikizi yoksa bu herift- yani bu adamdı." Sinirlerine hakim ol kızım!
Bir anda, sol göğsünde Yıldırım yazan asker yarı ciddi yarı gülmesini bastırmaya çalışarak cevap verdi. Ve onun cevap vermesiyle ben sinirlerimi zaptetme çabasına girdim.
"Evet, evet o gün komutanım aşırı sinirliydi hatta ben ne olduğunu sorduğumda bir keçiyle köprüde karşılaştık demişti." Ne dedi o? Keçi mi dedi?
"Keçi mi, ben miymişim keçi?"
İşte şimdi aşırı sinir olmuştum. Herife bak sen ya hem gelip kırmızı ışıkta benim arabama çarpıyor tutanak tutmadan çekip gidiyor birde üstüne arkamdan bana keçi diyor. Ulan varya asker olmayacaktı bu herif, o alçakların elinde olmayacaktı ki gösterecektim ben ona keçiyi hah, keçiymiş.
Kopuz Albayın sesiyle kendime geldim.
YOU ARE READING
KILIÇ ⚔️
Action"Kılıç! Dinlenmek yok! İzinler kaldırıldı komutanı duydunuz. Hastalanmak yok! Yatmak yok! Yaralanmak yok! Ölmek yok! Unutmayın, eğer nefes alıyorsan, eğer hayattaysan unutma, KILIÇ TİMİ GERİDE ADAM BIRAKMAZ! Yok eğer şehit olduysan, toprağa düştü...
