'Düşünmek; ne güzel bir eylemdir öyle. Sevdiğini düşünürsün, daha çok bağlanırsın aşkına. Özlediğini düşünürsün, daha çok sabırsızlanırsın kavuşmak için. Bazı zamanlar ise geçmişini düşünürsün, hayatından ders çıkartırsın. Bazen de yaşadıklarını düşünürsün, neden yaşadığını ya da kötü şeyleri yaşamak için hangi günahı işlediğini. Bu ise benliğimizi içinden çıkılmayacak labirentlere sürükler. Ben ise aklımdakilerin hangisi olduğunu bilmeden düşünüyordum. Şuan Paris'te Eyfel Kulesi'nin önündeki parkta -Champ-de-Mars'ta- saat 04.28 iken çevremdeki hiçbir şeyi önemsemeden düşünüyordum. Bazen on yedi yaşında olmama rağmen yaşadıklarıma üzülüyordum; bazen ise de bu yaşadıklarımın bana kattıkları için sevinmemi engelleyemiyordum. Küçük yaşta evlatlık olduğumu anne ve babamın nefret söylemleri ile birlikte öğrenişime ve o gün beni her daim seven, belki de seven tek kişi olan, abim Egemen'den -kendi söyleyişim ile Egoboyu'mdan- ayrılışıma üzülüyordum mesela... Benim teyzelerimden ve yaşadıklarımdan öğrendiğim kadarıyla ebeveynlerim abim doğduktan sonra kavga etmeye başlamışlar ve beni ise bu evliliği düzene koymalarına belki yardımcı olabilirim diye evlat edinmişler. Bazı diğer ebeveynler gibi çocukların duyguları olmadığını, onları yalnızca evlilikleri tehlikeye girdiği zaman kullanabilecekleri birer bahane olarak görmüşler. İlk zamanlarda bu fikir işe yarasada sonraları daha şiddetli kavgalara, daha ağır hakaretlere sebebiyet vermiş. En sonunda ise babamın söylemiyle annem yüzünden Egoboyuma araba çarpmıştı ve sol bacağında ciddi sakatlanmaya sebeb olmuştu. Bu olay artan kavgalarının tuzu biberi olmuş. Bir kaç sene sonra ise bu kavgalara daha fazla dayanamayan ailem benim tanık olduğum en büyük kavgalarını yaptılar ve bunun sonucunda boşandılar. Bunları düşünürken bazenleri onların gözlerinde gördüğüm nefret duygusuna üzülüyordum bazenleri ise her ne olursa olsun abimden gördüğüm sevgi için gülümsüyordum. Boşanma mahkemelerinden sonra babamı ve abimi hiç görmemiştim. Babam boşanma mahkemesinde soyadını hem annemden hemde benden almıştı. Bir tek abim Sarter olarak kalmıştı. Zaten soyadını isteyen de yoktu, sadece sevgisini istemiştim, onuda çok görmüştü. O günden sonra ise kendimi kimsenin sevgisine muhtaç olmadığıma ve kendi kendine yetebileceğime inandırmaya çalıştım. Babam ve abimin gidişinden sonra annem ruh gibi olmuştu ve babam benden nefret ettiği için beni evliliklerini yıkan kişi olarak betimliyordu. Benden gerçekten nefret ettiklerini bu sayede anladım. Boşandıktan sonra ise beni, onlardan her ne kadar nefret etselerde Londra'ya iki deli ve bekar teyzelerimin yanına postaladılar. Ben ise abimden ayrılmak istemediğim için karşı çıkmak istedim bu duruma ama daha sekiz yaşındaydım, gücüm yetmedi. Londra'ya geldikten sonra ilk zamanlarda teyzelerim en başından beri desteklemedikleri anne ve babamın evliliğini, yıkan kişi olarak beni bildikleri için daha çok sevmişlerdi. Daha sonra olayın gerçeklerini öğrendikleri halde bana karşı olan sevgilerini azaltmamıştılar. Belki de uzun zaman sonra abim haricinde gördüğüm gerçek sevgiye ihtiyacımdan çok sevinmiştim bu duruma. Birde orada Amy, Peter, Samuel amca ve Laura Teyze ile -Peter'ın anne ve babası- tanıştığım için daha mutlu olmuştum. Geçmişte yaşadığım kötü anılarım teker teker hafızamın arka kısımlarında tozlanmaya bırakılmıştı bile. O günden sonra ise birbirimizin yanından hiç ayrılmadık; hep yaşantımızda birbirlerimizden yeni şeyler öğrendik, öğrettik. Mutlu olduğumuzda nasıl kahkahaları paylaştıysak , üzgün iken de gözyaşlarımızı paylaştık. Aramızda bir anlaşma yaptık, bundan sonra hiç ayrılmayacaktık ve birbirlerimizi hep tamamlayacaktık. Birimizin yıkıldığı yerde diğeri dik durucaktı, onun yaslandığı omuz olucaktı. Tabi bunu okulun revirindeyken benim kafama basketbol topu geldikten sonra ben ağlarken söylemesi bir şeyi değiştirmedi. Biz bunu birlikte geçirdiğimiz tüm seneler boyunca uyguladık. Dokuz sene boyunca birimiz nereye ötekimiz peşine düşüncesiyle yaşadık, hemde verdiğimiz kararların çoğunun yanlış olduğunu bile bile. İkimizde yeni şeyler öğrenmeye ve yeni şeyler keşfetmeye çok meraklıydık. Peter ve kendimi çok fazla düşündüğünü farkettim ama zaten 17 yıllık hayatımın 9 yılını birlikte, hiç ayrılmadan geçirmiştik. Bunları düşünmesine düşünüyordum fakat içinden çıkamıyordum. Sadece tek bildiğim Amy'nin ölümünden sonra her ne kadar seyahat edersem ediyim kendimi hiç bir yere ait hissedemediğimdi. Şuan Paris'te Eiffel Kulesi'nin önündeki parkta -Champ-de-Mars'ta- dinlenmeye çalışıyorduk. Peter ile birlikte Londra'dan 2 günlüğüne tatile geldik. Saat gece 04.48 , bende hayatımı düşünmek için buradan daha iyi bir yer bulamamıştım ki bu saatte kendi kendime konuşup geçmişimle tartışıyordum. Dışarıdan biri beni bu halde görse delirdiğimi düşünebilirdi. Peter söylüyordu fakat ben hiç inanmamıştım
, meğer cidden yavaş yavaş deliriyormuşum.
Peter ve ben bugün Londra'ya dönüyoruz. Paris'te neredeyse gezmediğimiz yer kalmadı. Notre-Dame Katedrali, Şanzelize Caddesi, Lourve Müzesi... Şimdi ise Champ-de-Mars'ta takılıyoruz. Otelde kalabilecek kadar paramız var fakat biz yeni şeyler denemenin ve eğlencenin taraftarıyız. Ben defterime bir şeyler daha yazdıktan sonra saate baktım. Saat 05.25 olmuş. Uçağımız 08.13'te. Şimdi Peter' ı uyandırmam gerek çünkü aldığım ani kararımı ona açıklamam ve onunla alışverişe çıkmamız gerek. Sabah erken saatlerde Londra'da olmak istiyoruz. Çünkü ben teyzelerime; Peter ise Samuel Amca'ya sürpriz yapacağız. Bunları düşünerek Peter'ı uyandırmaya çalıştım.
-Peter, uyan. Daha bir sürü işimiz var. Uçağa yetişmeliyiz.
O bir kaç defa daha homurdansada benim dürtüklemelerim sonucu uyanmıştı.
-Peter acele et. Daha alışveriş merkezine gidip üstümüzü değiştirmeliyiz.
Mağaza mağaza dolaşıp beğendiğimiz kıyafetleri üzerimize giyinip satın alıyorduk ve mağazadan öyle dışarı çıkıyorduk.
Peter üstünü başını düzeltirken bende dağınık eşyalarımızı toparlamaya koyuldum. Peter üzerini düzelttikten sonra ona bakarken gülmeden edemedim. Çünkü yine ayakkabı bağcıklarını bağlıyamamıştı.
-Arya gülmesene kızım ya bunlar yine bağlanmadı.
Bana gülmesene derken kendisi de gülüyordu.
-Onlar kendi kendine bağlanmaz zaten şaşkın. Tamam gel şuraya bağlıyım. Acaba sen de mi öğrensen şu işi, kıvırcığım.
Onun bağcıklarını bağladım ve saçlarını karıştırdım. Ne yapıyım kıvırcık ve tatlılar, dayanamıyorum.
-Offff! Arya don't touch my hair. (Offff! Arya saçlarıma dokunma.)
-Hı hı.
Ben böyle yaptıkça o daha da sinirleniyordu fakat şuan onun sinirlenmesi en son isteyeceğim şeylerden biri. Çünkü kararımı onunla paylaşmam gerek. Peter tam ağzını açmış bana bir cevap verecekken ben lafını kesip daha önemli bir konu olduğunu söyledim.
O ise kendini bir bankın tepesine atıp ciddi bir bilirkişi pozisyonuna geçmişti ve anlat der gibi bakıyordu. Bende onun gibi bankın sırt dayama kısmına yani tepesine oturduktan sonra derin bir nefes alıp söze girdim.
-Peter, biliyorsun Amy öldükten ve Laura Teyze'nin olayından sonra biz hep sehayat ettik. Biz o günden beri kendimizi hiç bir yere ait hissedememeye başladık.
-Hadi artık konuya gir Arya.
-Peter yani, kısacası ben...... Türkiye'ye gitmek istiyorum.
