1

155 22 13
                                        

Şarkı medyada.

Kim Seok Jin

Bütün caddeyi kaplayan beyazlığın üstünde yürüyordum. Botlarımın altında ezilen kar beni nedensizce üzüyordu.

Her kar tanesinin ayağımın altında ezilip su halini alırken çıkardığı ses onları öldüren katil gibi hissettiriyordu.

Tanrının bana layık gördüğü bu güç işte böyle zamanlarda kendimi iğrenç hissettiriyordu, mesela karşımda ki kilisede annesi için dua eden çocuğun sesini duymam, yaklaşık altmış metre ilerdeki bankta oturan kadının ayrıldığı sevgilisinin arkasından sessizce yakınarak ağlaması gibi

Belkide o kişilerin kimsenin duymasını istemediği kelimeleri benim ister istemez şahit olamam insanların acılarını istemeden ortak olmam kötüydü, hemde çok kötü...

Yeşil ışık yandığında seri adımlarla karşıya geçtim. Dersim başlamak üzereydi; eğer bu derse de geç kalırsam lanet olası adamın beni dersten bırakması muhtemeldi. Geç kalma korkusuyla sabırsızca otobüsü beklemeye başladım.

Evet okula gidiyordum her genç gibi, Seul üniversitesi tiyatro ve oyunculuk bölümü üçüncü sınıf öğrencisiyim. Zeki olduğumu söyleyemem standart bir öğrenciyim, yakışıklılığım dışında.

Otobüs geldiğinde hızlıca boş bir koltuğa geçip oturdum. İçerdeki havanın sıcaklığı bedenimi mayıştırmıştı. Başımı pencereye dayayıp otobüsün seri gidişini izlemeye başladım.

Tam gözümü kapatıp kısa bir uykuya başlayacakken otobüsün on metre ilerisinde siyah giyimli maskeli bir adamın yine istemeden telefon konuşmasına ortak oldum.

"Evet kız saat 10'da gangnam meydanında olacak."

Nedensizce bu telefon konuşması kötü bir şey olacağı hissini yaratmıştı bende.

Daha iyi duyabilmek için otobüsü durdurup, aşağı indim. Maskeli adamın daha gerisinde görünmemeye çalışarak ilerlemeye başladım.

"Orada öldürebiliriz. Kameraların görmediği bölgelerden birinde yakalayın. Hata istemiyorum."

Duyduklarımın şokuyla hemen bir ağacın arkasına geçip telofonumu çıkardım. Bir kadının ölümüne göz yumamazdım ne olursa olsun. Polisin numarasını tuşlayıp aradım.

-"İyi günler acil bir ihbarda bulunmak istiyorum. Bir cinayet işlenebilir."

-"Cineyetin işlenebileceği yer hakkında bilginiz var mı beyefendi?"

-"Gangnam meydanında, kameraların görüntülemediği bölgelerden bahsettiler.  Saat 10 civarı."

-"Bunları nasıl teyit ettiniz. Size nasıl güvenebiliriz?"

-"Telefon konuşmalarına tanık oldum. İnanmalısınız bir kadının hayatı söz konusu lütfen."

-"Peki teşekkürler. İlgileneceğiz."

Telefonu kapatıp, maskeli adama baktım. Gözden kaybolmuştu.

Rahat bir nefes alıp arkamı döndüğümde anda bir çift göz ile karşı karşıya gelmiştim.

Maskeli adam karşımdaydı. Heyecan ve korku ile midem kasılmaya başlamıştı.

Belli etmemeye çalışarak

-"Pardon bir sorun mu var, kimsiniz?"

Soruma rağmen cevap vermeyip soğuk ve boş gözlerle bakmaya devam etti.

Ve daha sonra arkasını dönüp uzaklaştı.

Titreyen bacaklarıma dayanamayıp kaldırıma yığılı verdim. Nefes alışverişlerim hızlanmaya , boğazım sıkılıyormuş gibi hissetmeye başlamıştım.

Evet yine başlıyordu.

Yaklaşık sekiz yaşlarında ,ağabeyimle kaçırılma vakası yaşamıştık. İki gün boş bir depoya kapatılmıştık, yaşananları tam olarak hatırlayamıyordum. Kesik kesik yapboz parçası gibi zihnimde canlanabiliyordu.

Ama asla unutamadığım bir an vardı.
O da abimin öldürülmesiydi...

Yarım yamalak hatırladığım şey o depodan kaçmayı başarmak üzereydik. Tam kapıyı açıp çıkacakken bizi kaçıranlar farketmişti ve abim hızla kapının zincir kilidini açıp beni dışarı ittirip kapıyı tekrar kilitlemişti.

Duyduğum son sesler ise abimin "kaç" diye bağırışı bir el silah sesi olmuştu.
Daha sonra ne olduğunu nasıl kurtulduğumu, ölmediğimi niye kaçırıldığımızıda  hiçbir zaman hatırlayamamıştım. Zihnim o olayla ilgili herşeyi silmişti.

Abimin ölümünden sonraysa bir anda babamda ortadan kaybolmuştu. Annemle Busandaki evimizi terk edip Seul'e taşınmıştık. Bir daha da ne baba mı nede abimi görebilmiştim.

Kaçırıldığım zaman yaşadığım korku , endişe ömür boyu taşıyacağım bir tranva yaratmıştı bende.
Ne zaman korksam, bacaklarım titremeye ve kaçırıldığım gün ile ilgili kısa kısa görüntüler gözümün önüne geliyordu. Ve abimi vuran silah sesi kulaklarımda yankılanmaya başlıyordu.

Uzun zaman sonra maskeli adamla göz göze geldiğimde aynı şeyleri yaşıyordum.

Yaklaşık yarım saat sadece oturup kendime gelmeye çalıştım.
Başım dönmeye devam ediyordu, başımı kollarımın arasına alıp dizme yaslandım. Ve sadece bekledim her şeyin geçmesini. Yine beni bu hale getiren istemeden insanların konuşmalarını duymam yüzünden di ve bugün yaşadıklarımın başıma büyük derler açmasından korkuyordum.
Baş dönmem ve titremem geçmeye başladığında kendime gelemeye başlamıştım.

Düşündüm...

"Acaba duymayı çok isteyipde duyamayacağım bir ses olacakmıydı."

Soğuk ve karlı kaldırımda oturmaya devam ediyordum. Ve artık pantolonum ıslanmaya başlamıştı. Ama hala ayağa kalkacak gücü kendimde bulamıyordum

O sırada yanımda bir harketlilik hissettim. Başımı kaldırıp bunu sebebine baktım.
Bende küçük duran bir erkek bana bakıyordu.
Bende ona bakmaya başladım. Yaklaşık iki dakika sadece birbirimizin gözlerine baktık. Aniden elini uzattı. Ne yaptığını anlamasamda bende titreyen ellerimle elini tuttum. Yavaşça beni çekerek ayağı kaldırdı.
Boş boş onu izlerken diğer eliyle cebinden bir lolipop çıkarttı ve avucuma  koydu. O sırada bileğindeki uzaylı dövmesi dikkatimi çekmişti.

Ben ne olduğunu anlamadan hızla yürümeye devam etti.
Arkasından yaptığım tek şey,

"Teşekkürler uzaylı"

Demek olmuştu...

Bu benim yazdığım ilk ship kitabı olacak. Çok iyi olmayabilir. Hatalarım varsa yorumlarda söyleyebilirsiniz.

Bölümü beğendiyseniz yıldız'a(⭐) dokunmayı unutmayın.

 ✔SİLENT ✔TAEJİNStories to obsess over. Discover now