0.1

20 3 1
                                        

Test kitabımı kapattığım gibi İlayda'ya döndüm.

 "Ya ne demek bana solo vermek? Bana solo vermek ne demek? Solo bana vermek demek ne? Demek ne bana..." 

Ağzıma kapanan elle susmak zorunda kaldım.

"Öncelikle bir sakin ol ve sus. Ayrıca gerizekalı söylediklerinin hepsi aynı anlama geliyor"

Ben de biliyordum aynı anlama geldiğini ama kabullenmek istemiyordum işte. Müzik dersinde oturup test çözerken  hocamız 10 Kasım'da bir etkinlik düzenlemek istediğini söylemişti ve solo görevini sesimin gürlüğünden dolayı bana vermişti. Böylesine özel bir günde görev almak tabii ki isterdim ama onca kişinin karşısında şarkı söyleyebilecek bir özgüvene sahip değildim. Ayrıca sesim bile güzel değildi ki. Sadece sesim gürdü. Bu da pek bir işe yaramıyordu. Düşüncelerimden sıyrılıp İlayda'ya baktığımda sırıttığını gördüm. Kesin beni sinir edecek bir şey söyleyecekti.

"Normalde hiçbir törene gelmem ama bunu en önden izleyeceğim."

Al işte... Biliyordum böyle yapacağını. Sinirle çığlık atıp kafamı sıraya koydum. Kafamda törene katılmamak için bir sürü bahane sıralanmaya başlamıştı bile ama kadın öyle bir kadındı ki beni evimden çıkartıp sürükleye sürükleye bile okula getirebilirdi.

*****

Yorucu ve stresli geçen okul günümün sonunda çantamı odamın herhangi bir köşesine fırlatıp formamla yatağıma uzandım. Normalde direkt uyumam gerekirdi ama kafamda birkaç düşünce dolanıp duruyordu. Acaba çok mu özgüvensizdim? Neyden korkuyordum bu kadar? Kendime güveniyordum... Yoksa güvenmiyor muydum? Sanırım bilmiyordum. Düşünmeye ara verip gözlerimi kapattım. 

Yanağımda hissettiğim acıyla çığlık atarak uyandım. Karşımda bana sırıtarak bakan  bir adet Deniz vardı. Nam-ı diğer sarı velet. Ailemizin son ve en küçük üyesi. Aramızda on beş yaş var. Annemler onu yapmakta çok geç kalmış biliyorum. Homurdanarak yattığım yerden doğruldum. Deniz'in uyuyan insanları ısırarak uyandırma gibi bir huyu vardı ve bu huyunu sürekli bana karşı kullanırdı. Elimle yüzümü ovuşturup ayağa kalktım. Saate baktığımda 3 saattir uyuduğumu gördüm. Küçük bir siktir çekip ofladım. Yine gece uyuyamayıp sabah kalkamayacaktım. Tamam erken yatsam da sabah kalkamıyordum ama olsun. Biraz ders çalışmam gerektiğine karar verip Deniz'i annemin yanına yollayıp çalışma masama oturdum. Geçen seneden bir sürü konu eksiğim ve seneye girmem gereken bir üniversite sınavım vardı...

Annemin yemeğe çağırmasıyla son sorumu da çözüp sofraya geçtim. Masada klasik dersler nasıl gidiyor sohbeti açıldı. Kendi kendime homurdanıp yemeğimi hızlı hızlı yemeye başladım. Tabağımı bitirip tam kalkacakken babamın seslenmesi üzerine yerime tekrar oturdum.

"Kumsal, kızım seninle bir şey konuşacağım."

Hemen bu hafta yaptıklarımı gözden geçirdim. Sanırım bir şey yapmamıştım.

"Dinliyorum. Bir şey mi oldu baba?"

"Anıtkabir'e gitmeyi bayadır istiyordun ama bir sürü şey üst üste geldiği için gidememiştik. Ben diyorum ki 10 Kasım'da Anıtkabir'e gidelim. Sen ne dersin bu duruma?"

Bir süre boş boş babamın yüzüne bakıp dediklerini idrak etmeye çalıştım. Sanırım bu süre uzun bir süreydi ki annem artık bir cevap vermemi söyledi. Kendime geldiğim an başımı hızla aşağı yukarı salladım ve kahkaha atarak babamın üstüne atladım. Bir yandan da  gün teyzeleri gibi yanaklarını mıncırıyordum.

*****

Babamın harika sürprizi üzerine sevinçten çıldırdığım için sofrayı toplamakta  yardım etmiş, Deniz'e bakmış ve annemle apartmandakilerin dedikodusunu yapmıştım. Daha sonra geç saate kadar dizi izleyip uyuya kalmıştım. 

Alarmın o iğrenç sesiyle hem rüyamdan hem sıcacık yatağımdan ayrıldım. Esnerken bir yandan da formamı giyiyordum. Uyku sersemliğiyle dolabımdaki birkaç şeyi devirdim ama umursamayarak banyoya girdim. Rutin birkaç işimi hallettikten sonra montumu giyinip atkıyla beremi taktım. Hava eksi bilmem kaç dereceydi ve biz bu havada okula gitmek için evlerimizden çıkıyorduk. Tamamen deli saçmasıydı. 

Okula vardığımda direkt kaloriferlere tünedim. Donmuştum anasını satayım. İlayda bu halime gülerken yarın için heyecanlı olup olmadığımı sordu. Aklıma Ankara'ya gideceğim gelince aptal aptal sırıtıp beremin dışında kalan saçlarımı omzumdan geri attım.

"İlaydacığım ablan yarın Ankara'ya gidiyor o yüzden solo iptal!" 

Sevinçle söylediğim cümleye karşın donup kaldı. Onun haline bakarak gülmeye başladım. O ise bir şey demeden yerine oturdu. 

Günün geri kalanında müzik hocasıyla konuşup Anıtkabir'e gideceğimi ve törene katılamayacağımı söyledim. Sonrasında sırıtarak evimin yolunu tuttum. Yatağımı özlemiştim ama hemen yatamazdım. Çantamı hazırlamam lazımdı. Otobüsümüz bu geceydi. Bana kalsa arabayla giderdik ama babam orada park sorunu yaşayabileceğimizi söylemişti. Bu yüzden otobüsle gidecektik. 

*****

Her şeyimi bir kez daha kontrol ettikten sonra montumu giyindim. Babam da hazır olduğunda tamamdık işte. Annem bize son nasihatlarını verirken telefonumun şarjını kontrol ediyordum. Annem, Deniz daha küçük olduğu için ve orada durmayacağı için bizimle gelemiyordu. 

Babamla sonunda otobüse bindiğimizde ona iyi yolculuklar dileyip kulaklığımı taktım. Başımı da cama yasladığımda benden huzurlusu yoktu. Bir süre hızla akan yolu izleyip müzik dinledim. Sonrasında gözlerim yavaş yavaş kapandı...


öncelikle herkese selam! bu benim ilk hikayem ve biraz heyecanlıyım. açıkçası pek bir beklentim olmadan yazıyorum. kendimi iyi hissetmek, hayalimdekilerin hayal olarak kalmaması için... umarım beğenirsiniz:)

EL ELE   -Yarı Texting-Tempat cerita menjadi hidup. Temukan sekarang