GİZEM

346 68 43
                                        

   Saat 1'den beri dışarıda Irmak'ı bekliyordum. Beni yaklaşık yarım saattir bekletiyordu. Kendimi dinlemeyip onu arama kararı aldığımdan beri 16 dakika geçmişti. Biraz oyalanmak adına internette geziniyordum. Sanal alemi pek sevmesem de bu oyalanmak için iyi bir fikirdi. Derken yanıma biri oturdu. Baktığımda bir erkek olduğunu gördüm. Kahverengi saçları vardı. Yüzü görünmüyordu. Siyah bir tişört ve pantolon giyiyordu. Onu çok incelediğimi fark ettiğim an gözlerimi hemen telefona yönelttim. Utancımdan kaynaklandığını düşündüğüm bir sıcaklık  tüm yüzümü kavramıştı. Kızardığımı hissederek yüzümü gizleme ihtiyacı duydum. Söze girmesiyle bir an da irkildim.

     "Denizi çok severim. Çoğu insandan ziyade rengi ya da berraklığı değil hırçınlığı beni benden alır. Öyle ki yüzmeyi bilene yaşama sevinci, bilmeyene ölüm oluverir." Sözlerinden çok ses tonu korkmama sebebiyet vermişti. Soğuk bir tavrı vardı. Sanki nefret doluydu.

     "Yüzmeyi sever misin?" Bu soruyu yüzüme bakarak söylemişti. Yüzünde aynı nefret ön plandaydı. Ne diyeceğimi bilemeden korkuyla aklıma ilk gelen şeyi söyleyiverdim.

     "Aslında bilmiyorum." Şaşkın mı yoksa kızgın mı olduğunu anlayamıyordum o kadar nefretle bakıyordu ki bir an kendimi kötü hissetmeme sebep oldu. Yüzüne doğru anlamaz bir tavırla başımı salladığım an yüzünü düşürüp daha masum bir şaşkınlığın yüzünü boyamasına izin verdi.

     "Yani daha önce hiç yüzmedim sevip sevmediğimi bilmiyorum." 

     "Yüzme bilemeyeceğini düşünememiştim." durdu ve gülerek "İnsan nasıl İstanbul'da yaşayıp da yüzme bilmez ki?" Yüzüme bakıp gülünce bir an da sinirlenmiştim. Tanımadığım biri bile beni sinirlendirebiliyordu işte. Hem kendini ne sanıyordu ki bu böyle? Benimle dalga geçemezdi.

     "Bilemeye biliyormuş demek ki." Bunu bir çırpıda söylemiştim yanlış olup olmadığı bir an beni çıkmaza sürüklemişti. Bir kahkaha atması utanmamı ve daha da kızmamı sağlamıştı. Ne diye tanımadığı biriyle bu kadar samimi bir diyalog kurabiliyordu ki?

     Sonunda kahkahası kelimeleriyle yarıda kesilmişti. "Demek ki!" Hah bir de benimle eğleniyordu.

     "Yüzme bilip bilmemem senin neden bu kadar umurunda ki?" Bir an da yüzü ciddileşmiş o masum yüzü bir katilin nefretinin yerini almıştı. Korkmamak elde değildi.

     "Şimdiden bu kadar meraklı olma, elbet öğreneceksin." Bu da ne demekti şimdi? Korkum yerini öfkeye teslim ederken oda ayaklandı ben de.

     "Pardon!?" Onun öfkesi de yerini iğneleyici bir kahkahaya teslim ederken "Hatırlat da seni hep kızdırayım." dedi ve yol almaya başladı.

     "Hey sen ne saçmalıyorsun?" dememe bile izin vermeden gözden kaybolmuştu. Ne saçmalıyordu bu şimdi? "Hatırlat da seni hep kızdırayım" Bu da ne demekti? Düşüncelerim Irmak'ın sesiyle sessizliğe gömüldü.      

     "Çok mu beklettim?" İçim saf bir mutlulukla dolmuştu. Bir süreliğine saniyeler önce olan olayı sineye çekecek gibiydim. Bir an da yüzümü ciddileştirip "Yooo ben de yeni geldim." Dememle ikimizin de kahkaha atmaya başlaması bir oldu.

     "Ciddiyim çok bekledin mi?" Tekrar ciddileşip, "Ciddiyim bir daha seni evden sürükleyerek çıkaracağım." Ufak bir kahkaha ardından çay bahçelerinin bulunduğu yere doğru yürümeye başladık. 

   Irmak'ı bilmem ama benim aklımda bugün yaşadığım şey vardı. O da ne demekti öyle, "Hatırlat da seni hep kızdırayım." onca şey söylemesine rağmen aklımda tek yer eden bu cümle olmuştu. Sahi sanki bir daha görüşecekmişiz gibi bir iması vardı. Sanırsam bunu zaman gösterecekti. Meraklı kişiliğim beni yiyip bitirmeye başlamıştı bile. 

ŞEYTANI CEZBEDEN ATEŞStories to obsess over. Discover now