"Hayır!" diye haykırıyordum ama beni dinleyen kimse yoktu. Beni izlediklerini biliyordum.
" Bana bir seçim hakkı sunamazsın! Beni buna mecbur bırakamazsın! " kapıya vurmaktan ellerim kanamaya başlamıştı. Buradan çıkmak için bir seçim yapmak zorunda...
Merhaba ♥️ Yeni bölümle karşınızdayım . Oy vermeyi ve yorum yapmayı unutmayın lütfen. Umarım beğenirsinizz ^^ <3 o halde sizi bölümle baş başa bırakayım.
Oops! This image does not follow our content guidelines. To continue publishing, please remove it or upload a different image.
Kendini bilmeyen adımlarım yolda ilerlerken kulağımda takılı olan kulaklığımın teki çıkmıştı. Onu düzeltecek gücü dahi kendimde bulamıyorum. Sadece biraz kafa dinlemeye ihtiyacım vardı ve ben kardeşim Nazya'yı gün içi parka götürüp, akşama doğru tekrar yurda geri bırakmıştım.
Kimsesizlerin adımlarının yere işlendiği bu sokaklara bende izlerimi bırakmak için yürüyordum. Her ne kadar hava yağmurlu olsa da bu izler silinecek türden değildi. Bu izler ayakkabıların çıkardığı izden çok ruhun izleriydi. Saatlerdir yürüyordum ve nereye gittiğimin bir önemi yoktu. Sadece yürüyordum. Düşünmemek için kaçıyordum. Unutmak için yürüyordum. Çünkü biliyordum ki, dört duvar arasına sıkıştığımda sesizliğimin çığlıkları peşimi bırakmayacak, her anımda olduğu gibi beni sarıp sarmalayacaktı. Kulaklığımda belki yüzden fazla tekrarlanan şarkıyı değiştirmek için elimi cebime attım ve telefonumu çıkardım.
Gözlerim camı kırılan telefonumun ekranındaki yansımamda kaldı bir süre. Aynaya bakmaktan, kendi yansımamı ve görmekten nefret ediyordum. Çünkü gözlerimdeki geçmişim, geceleri yakamı bırakmadığı gibi aynalarda da benim peşimi bırakmıyordu. Çaresizliği yüzüme vuracak kadar acımasız gözlerim vardı. Acıyla harmanlanmış gök mavisi gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım.
"Keşke burada olsaydınanne..." diye mırıldandım.
Benim annem ölmüştü.
Onun kokusunu, saçlarını, sevgiyle bütünleşmiş o kahverengi gözlerini çok özlemiştim. saçlarımı örmeyi çok severdi ve her seferinde kocaman bir öpücüğü saçlarıma kondurup, saçlarımın kokusunu içine çekerdi. Saçlarım çok uzundu ve annem saçlarımı örmeyi çok severdi. Bende saçlarım annemin saçlarına benzediği için hep uzatır ve onları her gece yatmadan önce okşardım.
Şimdi belime kadar uzanan saçlarım, annemin yarım kalan ömrü gibi öylece yarım kalmıştı. Sevgiyle uzayan saçlarım, annemin ellerinden uzak kalmış ve kırıklarla dolmuştu. kürek kemiklerime kadar uzanan, ıslanmış saçlarımı düzeltip sokağın köşesinde duran banka doğru yürüdüm. Ayaklarım ağrımıştı. Biraz dinlenip hava daha çok kararmadan eve gidecektim. Banka doğru yaklaştığımda etrafta kimse görünmüyordu. Bacaklarımı ovup banka oturdum ve sırt çantamı kucağıma yerleştirdim. Cebimden telefonumu çıkartıp kulaklığımın ucunu çıkardım ve çantamın içine yerleştirdim.
Kimse ile konuşmak istemediğim için telefonumu uçak moduna almıştım. Hızlıca uçak modunu kapattım. Ekranıma düşen arama bildirimleriyle birlikte alt dudağımı ısırdım ve ona nasıl hesap vereceğimi düşünmeye başladım. Aslında arayacağını biliyordum ama 64 tane cevapsız arama görmeyi beklemiyordum. Ekrana yeniden bir arama düştüğünde derin bir nefes alıp aramayı yanıtladım.