BİRİNCİ BÖLÜM

54 4 1
                                        

                       

Tam altmış yaşında bir çınar. Eylül kapıyı çalınca bir titreme gelmiş, kapının eşiğinde öylece yapraklarını yavaş yavaş döküvermişti. Çok yaşlanmış, yorulmuş bir haldeydi. Sabahtan akşama kadar içer dururdu. Bu koca çınar yıkılmış deseler kimseler inanmazdı. Şimdi ise kimsesi kalmamış bu koca çınarın... Yalnızlığıyla gurur duyulası adam! Bir bakışı iki sevenin arasına girmiş akşam kadar hüzünlü, iki sevenin üzerine batan güneş kadar ihtişamlıydı. Bu bakışlarında bilmem kaç ceset uyutur, bilmem kaç ceset uyanır? Göz kapaklarına giriş yasaktır yazısını hissedebilen bütün ahali... Mesela marketteki çırak, mesela yeni evli çift, mesela yeni emeklemeye başlamış bebek ve daha nicesi... Sokak köpeklerinin dahi acıyıp duvarını kirletemediği adam.

Ve dilinin ucuna çaputlar bağlayıp şiirler yazan adam var. Kirpiklerine incecik kaderi asılmış -darağacına- salıncak kurup vuslatı düşleyen bir adam var. Bu adam beşinci mevsimin ilk fırtınası, ilk badiresi, hayal dünyamdaki kahramanın ta kendisi...

...

Bir hikâye büyük sancıyla doğmaya hazırdı. Akrep ve yelkovan hazır yerini almış iken birlikte doğmaya hazırdım. Önce akrebin sancısı tuttu; akrep dayanamadı, kıskacında boğuldu, sonra yelkovan ağladı, yelkovan çok ağladı... yelkovan ağlayınca ben içime kanadım. Sonra kan oldum... kahroldum!

Seksen yaşında yalnızlıkla savaşan bir bunağın sözlerini kim dinler ki, diye oturdum, düşündüm, durdum... İçime sığmayan gecelerin hatırı için ve dolup taşmanın verdiği mücadelenin heyecanı için, yaşamak için o günleri ve de o gün kitabı okumanın sessizliğini geceye değil, gece kadar karanlık ve de suskun biçare insancıklara anlatmanın heyecanı içindi sadece. Beni anlamak; benim yaşadığım seksen yılımı sadece iki saat içerisinde yaşamaktır. "Beni anlaşılmazlıklar ülkesine sürmeyin, beni anlayın" diye parçalamıştım kendimi.

Gece yine sinsice çökmüşken ruhuma, daralıyorken ruhum ve azmettiriliyorken yalnızlığa azat edilme adına verdiği mücadele ile gökyüzü ile buluştum. Yıldızlar hiç bu kadar parlak değildi, karanlık hiç bu kadar acımasız değildi. "Ey karanlığın evladı, ey kara düşünceli anlaşılmaz insanlar, hiçbiriniz benim kadar anlaşılmayacaksınız! Ey insanoğlu beni anlayın..."

Ben seksen yaşında düşünceleriyle savaşan bir garibim. Sadece birtakım hayaletlerle yaşamanın zorluğu içerisindeyim. "Ey bahtsız insanoğlu! Anlayın beni, birlikte yaşamakta olduğum hayaletler bile sizlerden daha korkunç olamaz. Hayaletlerim, hayal ettikçe büyüyor ve beni bu kara düzende, bu kara düzenin hazırladığı bu çağda, beni yalnızlıkla ötekileştirmeye çalışan bu çağda bana güç veriyor. Sizinle mücadele etmekten asla vazgeçmeyeceğim. Ey insanoğlu, hayal edin..."

Derin derin nefes aldıktan sonra ellerimi korkuluklara dayayıp içime sığmayan o ismi, sığdıramadığım gecelere haykırdım. "Aslı!"

Yitik düşler yırtık çehremden akıp gitti: en sonunda yalnız kaldım. Ki yalnız kalmak günahkârları affeden yasalar topluluğun en başında geliyor. Bütün günahlarımdan arınmış bir şekilde kurduğum dünyamın düşlemekte olduğum zamanını ta yıllar önce yazıp çizmiştim. Bazen yakındım ve bazen çizilen yer oldum. Yıllarca yüzümdeki çizikler ve geçirdiğim onca yakınmalar ile yaşama gayreti içerisindeyim. Galiba başardım! Belki de başarabildiğim tek şey bu olsa gerek, yaşamak. Ki bu düşünceler içerisinde kaybolurken neden yaşadığımı sorguluyorum. Geçmişi hatırlamak için mi yoksa gelecekte olanları merak ettiğim için mi? Daha hangi gelecekten bahsediyorsam... herkes gitti, beni tanıyan herkes gitti. Şimdiden sonra gelene kapım kapalı!.. Zaten kapıyı açsalar bile içeride ölmek kelimesinin vücut bulmuş halini görecekler. İyi de ölmeyi bile üzerime tamamen giydirmişken neden yaşıyorum. Belki hala hatırlamam gereken bir nebze geçmiş var!

Saat Kaç?Stories to obsess over. Discover now