We've updated our Content Guidelines.
Review the latest guidelines to keep sharing stories safely.

Ay kanını akıttığında acırım

4.1K 111 9
                                        

Benim kanlı bir gece de doğduğumu anlatır hep babaannem. Tüm geceyi kızıla boyayacak kadar kanlı...

Vaktinden erken gelen dünyaya gelmeye hevesli bedenim, normalde annemin şehirde daha iyi koşullarda yapması gereken bir doğumun ücra bir köyde olmasına neden olurken, ben dünyaya gelirken köylüler uğursuz bir gece olduğu için köydeki tek ebeye gitmemesi gerektiğini söylemişler.

Ay, kan kırmızı rengindeyken doğmuşum ben.

Kurt sesleri tüm köyü gece boyu inletirken...

Doğumdan hemen sonra annemin o kadar çok kanaması olmuş ki tüm bedenim doğduğumda kızıla boyanmış. Tüm söylentilere kulak asmayan ebenin bile rengi solmuş. Bu yüzdendir ki, beni babaannemin kucağına bırakıp öylece çıkıp gitmiş.

Benim duymamı bilmemi isteyerek anlatmıştır bunları hep babaannem. Tüm öfkesinin, acısının kaynağını bana yöneltip pervasızca dökülür dudaklarından hep aynı kelime binlerce farklı şekilde; uğursuz...

Bir bebeğin doğduğu gün hem annesi hem babası ölebilir mi?

O gecenin sabahında oğlunun öldüğünden habersiz, tüm köylünün durumun garipliğinden korkan bakışları altında yine de süt bulup beni beslemiş bakmıştır ama. Ta ki akşam saatlerinde bir asker kapısına gelene kadar...

O zamana kadar beni oğlundan, kendinden bir parça olarak gören kadın, oğlunun acı haberini alınca beni sırtına sardığı gibi önce şehre giden bir minibüse oradan da şehirlerarası otobüse annemin memleketine doğru uzun bir yolculuğa çıkar ve beni anneanneme teslim eder. On beş yıl sonra tekrar zoraki karşılaşmamıza kadar son sözleri olmuştur kapıda ettiği sözler. Ne demiştir bilmem. Anneannem hiç söylemez. On beş yaşına kadar hakkımdaki diğer gerçekleri de bilmezdim.

Şimdi ayın yeniden kızıla boyandığı bir gecede tüm bunları yeniden hatırlamak bana iyi hissettirmedi tabii ki. Bu yüzden her zaman yaptığım şeyi yaptım. Aklımdaki her şeyden uzaklaşabilmek için konuştum.

"Neden senin aklına uyduğumu söyleyebilir misin İbo?"

"Çünkü bu çocuk muhteşem bir şey buldu ve bu muhteşem şeyin ilk tanığı sen olacaksın teyze kızı."

"Peki İbo, tekrar sorsam neden bunu gecenin bir yarısı yapmamız gerekiyor?"

"Amma çene yaptın Açelya, bir kere de kuzenine güven işte. Böylesi daha güvenli. İşte geldik zaten burası."

Anneannem egenin merkez köylerinden birinde yaşıyordu ve benim de büyüdüğüm bu köyün neredeyse her yerini bilirdim. Şu an geldiğimiz yere daha önce gelmemiş olma nedenim köy yolunun ters tarafında hiçbir evin ya da tarlanın olmadığı kıraç kesiminde yer almasıydı. Çocukken bu yaka bize çöl gibi gelirdi. Bu yüzden fazla öteye gitmezdik.

Şimdi kıraç arazide cep telefonlarının ışığı altında aştığımız tepenin altında yine aynı uçsuz bucaksız gibi görünen araziden başka bir şey göremiyordum.

"Tam olarak nereye geldik acaba İbo? Ben kıraç araziden başka bir şey göremiyorum."

İbo kendinden emin keyifli bir şekilde güldü.

"İyi, iyi güzel saklamışım o zaman. Bak şuradaki kayaya benzeyen çıkıntıyı görüyor musun?"

İbo ilerlerken ben de bir yandan hem onu takip ediyor bir yandan da söylediği kayaya bakıyordum. Bu kadar verimli arazilerde neden böyle kıraç arazi olduğunu merak ederdim hep küçükken. Yaklaştıkça kaya görünümlü çıkıntının üzerini kum renginde bez bir örtünün örttüğünü fark etmiştim.

Gecenin tanrıçasıStories to obsess over. Discover now