Merhaba canlarım, nasılsınız? Yepyeni kurgu ve yazı tarzıyla karşınızdayım. Umarım beğenirsiniz. Yazım yanlışlarım varsa, lütfen bildirin. Yorum atmayı ve vote atmayı unutmayın.
Genç kız penceresini açtı. Temiz hava içeriyi doldururken gözlerini kapadı. Pencerenin iki tarafından tutarken buruk bir tebessüm belirdi dudaklarında. Gülümseme olduğu bile meçhuldu. Yenice taranmış saçlarını yukarıdan bir topuz yaptı. Mutfağa geçip yenice yaptığı kahvesini aldı. Bileklerine kadar uzanan kazağının kollarıyla sardı kahve kupasını. Buhar yüzüne temas ederken mayhoş oldu bir anlık
Tam 1 yıldır üniversiteyi bitirmiş, hayatdan kendini soyutlamıştı. 4 yıl önce bu evi aldığında çok mutluydu. Şimdi o kadar yabancı geliyordu ki bu duvarlar ona.. Soğuktu bi kış kadar. Tam 1 yıldır telefonu çekmeceye atmış, televizyon sesini hepten kesmişti. Ailesinden arkadaşlarından kendini uzaklaştırmıştı. Tek isteği bir az yalnızlık ve dürüstlüktü
Onun saf gülüşlerinin altında derin Bi keder yatıyordu oysa. Kahvesinden biraz içip masaya koydu. Daha yeni başladığı kitabın bi sayfasını açtı. Onu okumaya başlarken içindeki ölüleri diriltti bir daha. Daha yeni toprağa koyduğu insanların mezarlarını açtı ruhunda. Kaç ceset taşındı ruhunda bilinmezdi...
Ne kadar acı değil mi? İstanbul... KİMSESİZLER ŞEHRİ. Sessizliği çığlıklarla gizleyen şehir. Söyle bana! Geri döner mi gidenler? Mezar kalkar mı? Ölenler nefes alır mı yeniden?
Bilinmezlik...
Bana ihtiyaç var mı peki?
Ben birilerinin hayatına son koymuştum oysa...
Annesinin nefretini, babasının kinini kazanan genç kızdım ben.
Aynı gecede ölmek için yalvarıp, aynı gecede yaşamak için çırpınan kimselerdik... Ölmezdik, korkakdık çünkü. Bu sakinlik yetmemişti yaşından büyük şeyler yaşayan kıza. Solmuş defter sayfaları, dökülmüş ağaç yaprakları gibiydi genç kız. Bu koskoca şehir içerisinde yalnız kalan biri...
Pencere karşısında oturmaktan donduğunu da unutmuştu. Beyazlamış parmak buğumları, solmuş yanakları ve çökmüş gözler. Ne fark ederdi ki? Bitmiş biri bite bilirmiydi ki? Ölmüş biri yenidən öle bilirmiydi ki?... Hayır!
Alarina
Alarina Musayeva
Adımın hakkını elbet ki veriyordum. Daha saldırgan ve daha korkusuzdum. Kaç kere intihara kalkışıp, ordan dönmüştüm. Ben gülmeyi beceremedim, ben iyi etmeyi beceremedim...
***
Günün ilk ışıklarıyla gözlerini açtı genç kız. Bu gün daha farklı olacaktı. Dizine kadar sıyrılmış eşofmanın ayaklarını düzeltti. Çökmüş gözlerini umursamadan yüzünü yıkadı. Geçen yıl gibi şen kahkahalar duyulmuyordu, onu yataktan atan birileri yoktu. Kızarmış ekmek kokusu da gelmiyordu. Soğuk gelmişti evine. Duvarlar da küsmüştü genç kıza.
Elektrikleri keseli kaç ay oluyordu. Kendisi bile unutmuştu sayısını. Soğuk tüm evi istila ederken titremeyi bile unutmuştu. Soğuk suyla banyo yaparken artık hiç bir şey hiss etmiyordu.
Dışarı çıkıp üzerine kıyafetlerini giyindi...
~~~
Kütüphaneme girdim önce. Gözlerimi raflarda gezdirdim. İstediğim kitabı bulmanın sevinciyle gülümsedim. Tozunu hafifçe silip terasa çıktım. Temiz havayı ciğerlerime doldurup gözlerimi kapadım. Koltuğa oturup yanıma kahvemi ve battaniyemi aldım. Yağmurun yağmasıyla kafamı hafif kapalı olan pencereye dayadım. Toprak kokusuyla çamur kokusunun karışımını içime çektim. Kitabı elime alıp ilk sayfasını açtım...
YOU ARE READING
Nefesi Ensemde
Teen FictionCehennem kendi ateşini cennet sularında söndürürken, cennet kendi sularını cehennem ateşinde buhar ediyordu... Şişştttt... Sakinlik.. Yanlışım var değil mi? Onlar asla bir araya gelemezlerdi. Aralarında hep bir köprü vardı, asla kavuşamayan Bi köpr...
