Sabahın karanlığında uyanmıştı genç kadın. Hatta çocukluğunun sonlarında, gençliği güze durmuştu. Bu kadar erken kalkmasının nedeni koca bir aileye hizmet etmekle görevlendirilmesiydi. Yaşadığı o şehrin kanunları vardı çünkü. Daha çocukluğunu yaşayamayan kızlar koca evine hazırlanmak için ailelerine hizmet ederlerdi. Bu kadının bir annesi var, kocasının ayağına paspas olmuş, şimdi kızını ellere gidiyorsun deyip elin adamının ayağına paspas eden. Baba var, okumaz kızlar deyip, oğullarını en iyi okulda okutmaya çalışıp adam edemeyen. İki abi var, milletin karısına, kızına yan gözle bakan ama kendi kardeşlerinin gözünü başka erkeğe değirmeyen. Bir de babaanne var tabi, gelinini hep suçlu gören, sanki kendisi kadın değilmişçesine ezip oğlunu kayıran.
Genç kadın hiç sorgulamadan, söylenmeden kahvaltıyı hazırlamaya başlamıştı. Aile bireylerinin ne sevdiklerine dikkat ederek kahvaltıyı hazırladı. Gün doğmaya başlarken annesi uyanmıştı. Sofrayı beğeniyle süzdükten sonra kızına etrafı toplamasında yardımda bulundu. Babanın ve babaannenin sofraya gelmesiyle herkes oturdu ama genç kadın ayaktaydı, hatta anne bile ayağa kalkmak için hazırdaydı. Çünkü evin erkeklerine ve yaşlısına hizmet etmekte görevliydiler. En son sofraya oğullar gelmişti, gelmeseler de onlara kahvaltıyı tekrardan hazırlayacak birileri vardı. Sofra da baylar gülüp konuştu, araya en çok babaannenin katılması eşliğinde diğer bayanlar da nadiren sohbette katıldı. Genç kadın en az konuşandı, çünkü o yolun başındaydı ve daha hiçbir şeyi görmemişti. Sohbette yeri ne gezerdi. Babasının ona seslenmesi ile kafasını yerden kaldırdı. "Şuna su koyuver," dedi emirden nasibini almış ricadan yoksun kalmış bir ses tonu ile. Verdi, ayakta kalmaya devam etti. Herkes sofradan kalkınca annesinin dünden kalan onlara göre sohbet olan haberlerini dinlemeye başladı.
"Gece gene geç geldi eve. Sofra bezini çırparken gördüm. Gece bilmem kaçtı ama yastı ezanı çoktan okunmuştu. Okumaya gidiyorum diyor, gece yarısına kadar mı okul var canım? Bu kızı sen gibi okutmayacaklardı, oturacaktı anasının dizinin dibinde." Genç kadın düşündü ,acaba ben de okusaydım böyle ipsiz sapsız biri mi olurdum, diye geçirdi içinden. Ama bir yanı da merak ediyordu üniversite hayatını. Senelerdir Ankara da oturuyorlardı ve üniversiteler buralara hep uzaktı. Merkezine çok nadir gitmişti ama isterdim diye iç geçirdi, ben de gidip gezmek isterdim oraları.
"Oğlu hiç öyle mi? Efendi efendi gidiyor işine. Geç geliyor ama işi geç bittiğinden, iyi de bir çocuk. Baban da tutturdu seni evermekte bir anasının gözüne gözükmeye bak."
"Anne onun işi ikindi zamanlarında bitiyormuş. Geç gelmesinin sebebi okey tavla yani."
"Olsun kızım olsun, evlenince seni görmek için işten bile erken çıkar. Evlenince düzelir merak etme." Annem bilir, görmüş kadın diye düşündü. Sonuçta annesi ile babası idiler, onun kötülüğünü istemezlerdi. Hem yakında on sekizine girecekti, sorun değildi. Aralarında on yaşa yakın vardı, belki biraz daha fazla . "Anne kaç yaşındaydı," dedi. Annesi umursamazca cevap verdi, yaşın önemi yoktu. "Yirmi dokuz olması lazım, mühimi yok zaten." Duraksadı, devam etti, " babana falan sakın sorma, adını bilsen yeter onlara. Gel benle konuş merak ettiklerini. Pasta börek de yap da gidelim Nerimanlara, görsün bir marifetlerini," dedi ve ayaklandı.
Genç kadın dünden hevesliymişçesine başladı böreklerini yapmaya. Aklını sorular kurcalıyordu ama sorgulayamazdı, öyle öğretmişlerdi çünkü. Sana ne derlerse cevap vermek zorundasın ama soru soramazsın. Kıyafetlerini değiştirmek için odasına doğru ilerlemişti. Dışardan gelen arkadaşlarının sesini duyması ile üstünü değiştirdikten sonra arkadaşlarının yanına gitmişti. Bugün annesinin ona anlattıklarını herkese anlatmalıydı. Çünkü bunu yaparken eğleniyorlardı ama o kız, o kızın odasına kapanıp ne kadar ağladığını bilmiyorlardı. Kendilerini ailelerinin yönetmelerine izin vermişlerdi. Ailelerinin istediği gibi bir kız çocuğu olmazlarsa adları çıkardı. Adlarının çıkmasından korkuyorlardı ama ad çıkartmaktan korkmuyorlardı.
YOU ARE READING
18.09
Short StoryRahatsız olduğum konuları öykü şeklinde anlatmamdan oluşmuştur. Eleştiri içerir, anlayana. Bazı insanların zamanları durmuştur. Nefes alırlar ve saatler işler ama onların zamanları işlemez. Dünleri bugünlerine, yarınları dünlerine benzer. Bu insan...
