Karanfiller.
Çocukluğumun bana verdiği en güzel armağanın izleridir kendileri. Küçükken babam bana her zaman annemin karanfilleri çok sevdiğini ve eğer çokça karanfilimiz olursa geri döneceğini söylerdi. Ben de babamla birlikte her nisan ayında yeni karanfiller dikerdim. Mayısta açmalarıyla beraber güz gelip de hepsi solana kadar umutla annemi beklerdim. Belki karanfiller bana annemi getirmemişti ama bir karanfil kadar seveceğim birini getirmişti. Bir mayıs ayında karanfil çiçeklerinin arasında görmüştüm onu. Tıpkı bir sincaba benzediği için ona gülmüş ve onu utandırmıştım. Tanışmamız böyle olmuştu. Tüm karanfiller solduğunda ona karanfilim demeye başlamıştım. Hem karanfil gibi kokuyordu hem de karanfiller kadar özeldi benim için. Fakat bir sonraki mayıs gelmeden nisan ayında karanfiller daha açmadan karanfilim beni bırakıp gitmişti. Artık karanfilim yoktu ama büyürken ona yazdığım bestelerim hâlâ benimleydi.
Kim Minseok, karanfilim. Annemin gelmeyeceğini öğrendiğimde onu beklemeyi bıraktım fakat senin yine bir mayıs ayında karanfillerle geleceğini biliyorum ve bekliyorum. Beni daha fazla bekletme olur mu? Gel.
"Nisan ayı geçtiğinde
artık biz hiçbir şey olmamış gibi
yolumuzdan geri döneceğiz
böylece son vedamız güzel olacak
o güne kadar birazcık daha gülümse
gülümse"
Köşede duruversin belki,bir ihtimal bölüm atarım. Sadece aklıma geldi ve paylaşmak istedim, devamı da gelirse neden atmayayım? Okuduğunuz için teşekkürler♡
BINABASA MO ANG
dianthus
FanfictionKim Jongdae, yazdığı her bestesinin başına karanfil yaprakları serpiştirirdi.
