Bitki deyip geçme su vermesen ölür, hatta sevgini vermesen solar. Tıpkı insan gibi, peki bana sevgi veren olur muydu? Hayatta babamdan başka kimsem yok, ama o da benden nefret ediyor. Neye dokunsam kül mü oluyordu? Babamın yüreğine dokunamadım sevdirmedi hiç kendini. Elimden bir bardak su bile içmedi. O beni hiç sevmedi ama ben onu hep sevdim, sevmeye de devam edeceğim. O mükemmel zekası başarısıyla hep harikaydı, Babam çok başarılı bir Avukat, biliyor musunuz babam çok yakışıklı masmavi gözleri var. Harika biri o hayatımdaki tek erkek. Annem mi? Neden mi annemi hiç anlatmıyorum, çünkü annem beni doğururken öldü. Yani onun ölümüne sebep olan tek kişi ben oldum. O yüzden babam beni hiç sevmedi, hatta evde görünmez gibiyim, yani yokum. Babam benden nefret ettiğine göre babam ve annemin aşkı baya büyük olmalı. Annem nasıl biri, güzel mi, o da babam gibi başarılı mi? İnanın ki bu soruların hiçbir yanıtını bilmiyorum. Babam anneme bende babama aşığım . Annemi çok kıskanıyorum, acaba babam beni bir gün sever miydi? Üniversite sınavından kötü sonuç aldım, acaba kızar mıydı bana? Babam çalışma odasında davalarına çalışıyordu, ben de kapısını tıkladım, ve kapıyı açtım. İç sesim " çok korkuyorum " diyordu. " Sana gir dedim mi? " dedi babam. Tereddütle ona bakıyordum. " Şeyy baba sınav sonucumu sormadın ama ben söyleyeyim, geçemedim başarısız oldum. Kızma bana sakın, ben çok çalışacağım ve o Hukuk fakültesini kazanacağım " dedim. Elindeki kaleme baktı, sonra diğer kalemi aldı. " Bir umudum yoktu senden, sen on sekiz yıl önce umudumu öldürdün zaten, sen bu basit kalem kadar değilsin, onun bir görevi var, yazı yazıyor. Hatta sevdiriyor kendini, biliyor musun şu elimdeki kalemi daha çok seviyorum "dedi. Rüzgar esti, bulutlar ağladı, şimşekler şiddetlendi, ve kalbim yok oldu. Kelimelerim düğümlendi, arkama döndüm ve ağır ağır yürüdüm, kapıyı yavaşça kapattım. dolan gözyaşlarım sakın dökülmeyin ağlamak yok, dik dur, baban sevmese de güneş odana doğmasa da dik dur. Merdivenlerden yürüyerek odama doğru çekildim. yatağımın üzerinde oturup sadece boş duvara baktım. Koca on sekiz yılın sevgisizliği, acı sessizliği, acı dolu çığlıklarımı sadece şu duvar mı biliyordu. Kolay ölmek varken ben yanarak ölmeyi mi seçiyordum. Yavaş yavaş mıydı bu acı, kaç bıçak vurulacaktı, kaç litre suyun içinde boğulacaktım. daha ne kadar acı çekecektim baba daha ne kadar. Bir çocuk düştüğünde ağlar, annesi onun sakinleşmesi için çikolata verir. Küçük bir çocuğun mutluluğuydu çikolata, tatlı ve sevgi. Ben düştüğümde babam beni ayağa kaldırmak için elime acı biberden başa bir şey vermedi. Sevgi neydi? sevilmek neydi? duygu neydi? mutluluk neydi? hesap ver baba... Odamın kapısı sertçe açıldı. Babam karşımda elinde bir kağıtla " senin okuyacağın yok, ünlü bir kafe var, ayarladım orada garsonluk yapacaksın, geceye aldım seni. Belki daha az görürüm seni " dedi. Kağıdı bana verdi " ama ben ders çalışacağım yani sınava... " dedim. " Bak hazan çalışıp çalışmayacağın umurumda değil, git paranı kendin kazan ayaklarının üzerinde dur. Belki bir gün yalnız kalırsın elinde bir mesleğin olsun dimi " dedi. çarpık bir gülümsemeyle çıktı. Avukat ya benim babam Avukat dünyanın parasını kazanıyor. Başından salmak için ne saçma sapan işler yapıyor anlamıyorum. bu kadar mı nefret ediyorsun, bu kadar mı görmek istemiyorsun beni. Tamam baba senin istediğin gibi olsun biz de hayatı kuralına göre oynarız beni hiç görmeyeceksin bu işte de çalışacağım gündüzleri de ders çalışacağım ben o Üniversiteyi kazanacağım...
YOU ARE READING
Buz Kırağı
ChickLitAnnesi hazanı doğururken ölür. Başarılı Avukat hakan aktaş, kızından nefret eder. Hazan sevgisiz bir şekilde büyür. Fedakarlıkla doğan bir aşk oluşur. Deniz Yıldırım ve Hazan Aktaş ' ın aşk hikayesi anlatılır. Bu fedakâr aşk' a daha ne kadar sessi...
