Yeni bir şehir; yeni bir hayat

1.3K 4 2
                                        

Bahar havasının tatlı esintisi Mert'in alnına düşen kahverengi ve güneşte parlayan saçlarının geriye doğru uçmasına sebep oluyordu. Henüz öğretmenliğe o gün atanan Mert, içine sığmayan bir sevinçle ilk iş gününü bitirmenin heyecanını yaşıyordu.

Yeni bir şehir; yeni bir hayat demekti. Mert, keskin yüz hatları, uzun boyu ve koyu yeşil gözleri ile herkesin ilgisini çekecek kadar yakışıklı sayılabilecek birisi olmasına rağmen içine kapanık ve ürkek tavırları yüzünden ilişkileri konusunda pekte başarılı olduğu söylenemezdi. Rahat olduğu bir ortamda gayet düzgün ve esprili bir kişiliğe sahip olmasına rağmen bir kadınla yüz yüze konuşmak bile onu heyecanlandırmaya ve elinin kolunun birbirine dolanmasına yetiyordu.

Mert'i en çok rahatlatan şey ise öğrencilik hayatı boyunca katlanmak zorunda kaldığı: aynı evi paylaşmak zorunda kalmasından kurtulmaktı. Kendisi düzenli tertipli birisi olmasına rağmen ev arkadaşları onun tam tersine; paspal, tembel ve bütün işleri kendisine yığmaktan hoşlanan tiplerdi. Son ev arkadaşı Hüseyin: tembellik ve vurdum duymazlıkta diğerini aratmayacak seviyedeydi. Fakat tüm her şeye karşı her akşam eve farklı bir kadınla gelirdi. Mert her ne kadar inkâr etse de bu durum onu içten içe kemiriyor ve kıskanıyordu. Üstelik gecenin geç saatlerinde salondaki çekyata uzanmak zorunda kalması ve sanki birilerinin ellerini yumruk yapar gibi yan odadan gelen sesler sinirlerinin iyice bozulmasına sebep oluyordu.

Mert'in geçen sene babaannesi vefat etmişti ve en az onun kadar yaşlı ve yalnız olan evi Mert'e kalmıştı. Her ne kadar ürkütücü olursa olsun ona ait bir evi vardı ve temizliği uzun sürecek olsa da bunu göze almaya değerdi. Mert'in kravatı tıpkı saçları gibi rüzgara kapılmış bir şekilde etrafa savruluyordu. Henüz mesaisi biter bitmez kendini yeni evinin yollarına atmıştı.

Yaklaşmakta olduğu yeni evine yaklaşırken bir an olsun huzurla gülümsedi. Bu ev belki çocukluğunda onu fazlasıyla ürkütüyordu fakat artık kocaman bir genç olmuştu ve bazı sorunların üstesinden gelmesi lazımdı.

Kahverengi ceketini koltuk altına sıkıştırmış bir şekilde elinde bir kaç temizlik malzemesinin bulunduğu kutu ile ilerlerken birisinin kendisine "hocam" diye seslendiği fark etti. Arkasını döndüğü anda yeni sınıfındaki öğrencilerden olan Eda'nın, ona yetişmek için soluk soluğa kaldığını gördü.

Eda, sınıfın gözdesi ve en havalı kızı olmasına rağmen Mert öğretmene karşı gayet neşeli, kibar ve yardımcı tavırlar sergiliyordu. Nihayet ona yetişmişti ve rahat bir nefes almak için durduğu sırada elinin Mert öğretmenin göğsüne koymuştu. Yumuşak ve zarif parmakların tatlı sıcaklığını göğsünde hissettiği anda, Mert öğretiminin neredeyse vücut ısısı kendisini terletecek kadar yükselmişti. Eda'nın elinin olduğu yerde kalbi yerinden çıkacak gibi küt küt ediyordu.

Eda, kumral ve gözlerine kadar düşen lüle saçlarının altından tatlı bir gülümseyiş sergiledi. İnce ve pembe dudaklarındaki ışıltı, Mert'in dikkatini çekti, derin bir sessizlikten sonra Eda, o anki hareketlerinin farkına varmasına rağmen kasıtlı bir şekilde ellerini öğretmenin göğsünden yavaşça çekti.

Eda - Hocam burada mı oturuyorsunuz?

Mert hafifçe gülümsedi ve başını yorgun bir şekilde sallayarak,

Mert - Evet, fakat önce üstesinden gelmem gereken bir kaç ufak tefek temizlik var.

Eda durumdan gayet memnun kalmış bir şekilde, tatlı bir gülümseyiş attı ve,

Eda - benim evimde az ilerde, bugünden sonra komşu sayılırız. İsterseniz size yardımcı olabilirim. dedikten sonra temizlik malzemelerinin bulunduğu kutuyu hızlıca aldı ve Mert, daha tek bir kelime etmeden geniş bahçeden içeriye doğru yürüdü.

Kırık camlardan içeri sızan güneş ışığı Eda'nın yüzüne doğru vuruyordu. Gayet kendinden emin bir tavırla temizlik sepetini yere bıraktıktan sonra bir parça bez eline aldı ve Mert'e yukarıyı işaret ederek,

Eda - Hocam siz kirlenmiş pencereleri alın, ben yukarıyı hallederim. Dedi.

Nerdeyse yarım saat olacaktı ve Eda'dan kendini temizliğe kaptırmış bir şekilde ses çıkmıyordu. Kendisi de yorulan Mert, soluklanmak için yatağa oturdu ve alnında biriken teri sildiği sırada yukarı doğru çıkan ayak seslerini duydu fakat kalkamayacak kadar yorulmuştu.

Eda yatağa çıktı ve sırt üstü uzanmış olan Mert'in yanına kadar emekleyerek yaklaştı. Tavana doğru bakmakta olan Mert'in yüzyüze geldikten sonra sonra,

Eda - Sanırım yoruldun dedi.

Ada'nın saçları o anda öğretmenin yüzüne değiyordu. Mert'in gözleri bir an olsun Eda'nın beyaz gömleğine ağırlık yapan göğüslerindeydi. Her ne kadar istemsiz gibi davranmak istese de içten içe gömleğin içine doğru ilerleyen göğüslere bakmak için başını ileriye itti. Eda, Mert'in ne yaptığından emin olunca bir an şaşırdı fakat bozuntuya vermeden doğruldu.

Eda, karşı duvarda asılı olan siyah elbiseler giymiş bir kadına ait resme hoşnutsuz bir şekilde baktı. Güller ile dolu bahçede: beyaz tenli, güzel ve alımlı bir kadına ait resimdi fakat insanın gözlerinin içine sanki tehdit eder gibi bakıyor ve tıpkı bir çukur gibi derin olan gözlerine düşmekten kendini almıyordunuz. Eda, resme bir süre daha ürkekçe baktıktan sonra,

Eda - Tablo sence de biraz ürkütücü değil mi? İstersen kaldırabilirim. Dedi.

Çocukluğundan belli o resmi tıpkı Eda gibi tuhaf bulan Mert, yine de babaannesinden kalan bir hatıra olarak gördüğü için aynı şekilde olmadığını ifade ederek,

Mert - Bence orda kalmasında bir sakınca yok. Diye cevap verdi.

Hiç bir şekilde olumsuz cevap almaktan hoşlanmayan Eda, göğsünü ortaya çıkan gömleğin düğmesini nispet yapar gibi kapattı ve sahte bir gülüş sergileyerek,

Eda - pekâlâ, bu günlük bu kadar temizlik yeter. Biraz daha geç kalırsam evdekiler merak edecek. Yarın okulda görüşürüz hocam.. Dedikten sonra kapıdan çıkıp gitti.

Mert, Eda'nın rahatsız olduğu tabloya biraz daha baktıktan sonra yorgun argın bir şekilde kendini geri yatağa attı ve içinde biraz pişmanlık birazda heves kırıklığıyla uykuya daldı.


TUTKU (Devam Ediyor)Where stories live. Discover now