Grimmauld Meydanı 12 Numara, tıpkı Sirius'un evde olduğu her zaman olduğu gibi gürültülüydü ama bu Hogwarts'ta, arkadaşlarıyla beraber ortalığı birbirine kattıkları zamankiler gibi değil, annesinin ona bir utanç kaynağı olduğunu söylemesi ve kavga etmeye başlamaları ile ilgiliydi. Bir klasik.
Annesinin, "Defol!" diye bağırmasına karşılık Sirius, "Söylemesen de defolacaktım zaten!" dedi. Kavga ortamını homurdanarak terk ederken odasının bulunduğu kata açılan merdivenleri ayaklarını yere vura vura çıkıyordu. Odasınına gelip kapıyı çarparak kapattığı sırada aşağıdan bir bağırış sesi daha yükseldi ama Sirius aldırmadığından ne olduğunu duyamadı. Muhtemelen kapının çarpılması ile ilgiliydi.
Kendisini karşısındaki büyük yatağa attıktan sonra yüzünü yastığa bastırarak nefessiz kalabildiği süre boyunca çığlık attı. Ardından sırt üstü dönerek sinirle odasına bakmayı sürdürdü. Öfkesi geçmemişti. Evet, ses tellerine pek iyi gelmese de atabildiği kadar yüksek sesle çığlık atmak bir bakıma öfkesine iyi geliyordu ama yine de tamamen yok etmiyordu. Hala mobilyaları tekmelemek, yastığı yumruklamak ve bir şeyleri parçalamak istiyordu.
Neden buna katlanmaya devam ediyordu ki? Sirius'un en insansever tip olduğunu söyleyemezdiniz fakat küçüklüğünden beri kendisine empoze edilen ırkçılık ve kan üstüncülüğü asla onun kafasında tam olarak doğru yerlere oturmamıştı. Sonra bir Gryffindor oldu. Bununla gurur duyuyordu. Aile içinde bir yüzkarası sayılsa bile orada arkadaşlar edindi. Kan üstüncülüğüne inanmayan safkan, melez ve muggle doğumlu kişilerle tanıştı. İnsanları oldukları gibi kabullenebilmeyi ve desteklemeyi öğrendi, başkalarından da o desteği gördü. Ailesi gibi olmamanın doğru şey olduğunu anladı. Bunca zamandır ona öğretilen yanlışları geride bırakabilmeyi öğrendi. Gryffindor olduğundan beri annesi daha çekilmez biri olmaya başlamıştı ve Sirius beş yıl boyunca sinir krizleri, nefret sözleri, haftalarca odasından çıkamama gibi eylemlere rağmen buna gayet iyi dayandığını düşünüyordu.
Ama o ana kadar. Ani bir kararla artık daha fazla ne annesine ne de safkan takıntılı Gryffindor düşmanı şeytan ailesinin ailesinin geri kalanına tahammül edecekti. Walburga, "defolmasını" mı istiyordu? Öyle olsun. Ani bir kararla yattığı yerden bu parlak fikrinin verdiği heyecanla beraber hızla doğruldu. Evden kaçacaktı. Daha önce kaçmıştı fakat o uzun sürmemişti. Önemli değildi çünkü bu sefer gerçekten gidecekti. Bir daha geri dönmemek üzere.
Bununla yaşayabilirdi.
Hemen yataktan atlayıp dolabının yanına gitti ve çantasını alarak bazı kıyafetlerini içine tıkıştırmaya başladı; en önemli parça olan deri ceketini eklemeyi de unutmadı. Evsiz bile olsa yeterince iyi görünmesi gerekiyordu. Ardından kumbarasını geride bırakma gereği bile duymadan parasını da çantaya koyduktan sonra yanına başka ne alması gerektiğine bakmak için etrafa göz gezdirdi.
Dağınık bir insan olduğundan içinde her çeşit eşyanın bulunduğu komidinin çekmecesini açıp eline oradan bir fener aldı ve "İş görür." diyerek onu da çantasına attı. Annesindrn saklamayı başarabildiği için geriye kalan az sayıdaki muggle çizgi romanını yanına almak zorunda değildi ama saklamak için o kadar uğraştıktan sonra onları terk edeceği bu evde bırakacak değildi.
Muhtemelen geceyi seceyi sokakta geçirmesi gerecekti. Yaz olmasına rağmen İngiltere'de geceler serin olurdu. Yatağından battaniyesini aldı ve rulo şekline getirerek bavuluna soktu. Yastıklardan en küçük olanı da içine ekledi. İdare etmesi gerekecekti. Ne kadar rahatıma düşkün olursa olsun o evden nefret ediyordu. Gidecekti.
Yiyecek. Ne olur ne olmaz diye yanına alması gerekiyordu. Az önce çarparak kapattığı kapısını pek başarılı olduğu söylenemese bile sessizce açmaya çalışarak odasından dışarıya çıktı. Ayaklarını vurarak çıktığı merdivenlerden bu sefer parmak ucunda kimseye yakalanmamaya çalışarak mutfağa inerken, "Nereye?" sorusunu duyunca olduğu yerde kaldı. Annesinin sesinden de nefret ediyordu.
"Yaşadığım ev içinde dolaşırken de mi hesap vermem gerekiyor artık?"
"Sen her zaman bana hesap vereceksin."
Sakin ol, Sirius. Buradan siktirip gitmene az kaldı. Bırak onun kurallarına göre oynadığını sansın. "Açım." diye cevap verdi kibarlıktan olabildiğinde uzak bir şekilde. Annesi ile bir süre ciddi bakışlarını birbirlerine diktikten sonra Walburga, "Akşam yemeğine kadar açlıktan ölmezsin. Herkesle birlikte sen de masaya oturup yemekte bize katılacaksın. O zamana kadar ise odandan dışarıya çıkmayacaksın." diye cevap verdi her zamanki soğuk ses tonuyla.
Sirius gözlerını kırpıştırdı. İçinden oh, hem de nasıl çıkacağım derken sesli olarak sadece, "Peki, anne." dedi Walburga'yı buna gerçekten inandırabilmek için üzgün taklidi yaparak.
Merdivenleri çıkarken kendi kendine düşünüyordu. O gittikten sonra büyük bir değişiklik olur muydu? Muhtemelen aile ağacından tıpkı Eduardus, Iola, Phineas, Marius, Cedrella ve Andromeda gibi yüzü silinirdi. Bir daha o evde bahsi geçmezdi. Bir utanç kaynağından kurtulmuş olurlardı.
Eh, iki tarafın da işine geliyordu o zaman.
Peki ya Sirius gidince Walburga kimse eziyet edecekti o evde? Sirius sorunun sadece kendisi olmadığını biliyordu. Tamam birazcık oydu ama olsa da olmasa da ailesi berbat kişiler olmaya devam edeceklerdi. Kim sinir bozucu ailesine katlanmak zorunda kalacaktı?
Regulus... Sirius onu nasıl geride bırakacaktı? Her ne kadar Hogwarts günlerinden beri eski yakınlıklarından eser kalmamış da olsa Regulus her zaman onun küçük kardeşiydi. Ona bunu yapamazdı.
Regulus da onunla gelmeliydi.
Kendi odası yerine onun yanındaki odanın kapısının önünde durdu.
"Özel iznim olmadam girmeyiniz.
Regulus Arcturus Black."
Ah, lütfen, diye içinden geçirdi Sirius ve yazıya aldırmadan kapı kolunu indirdi. Beklemediği şey ise kapının açılmamasıydı. Regulus kapısını mı kilitliyordu? Eh, anlaşılabilir, diye düşündü Sirius. Onun da bu ev ile başa çıkma yöntemlerinden biri kapısını kilitli tutmaktı. "Alohomora." diye fısıldadı ama hiçbir şey olmadı. Ugh. Tek çaresi kapıyı çalmaktı. "Reg. Regulus!"
Regulus onu duymazdan m geliyordu yoksa uyuyor muydu emin değildi. Uyuyorsa da uyanıversin, şurada hayatını değiştirmeye çalışıyoruz.
Sirius tekrar kapıya vurmaya devam edince en sonunda açıldı.
Regulus yatağında kitap okuyordu ve Sirius gelince kafasını ona çevirme zahmetine girmedi.
Sirius kısa bir süre ona baktı ama varlığı umursanmayınca doğrudan konuya girdi. "Eşyalarını topla. Bu evden defolup gidiyoruz."
İşte şimdi Regulus'un kitabı dışında dikkatini verebileceği bir şey vardı. "Pardon?"
VOCÊ ESTÁ LENDO
rebel in black ★ sirius®ulus
FanficSirius Black, evden kaçma planları yaparken, küçük kardeşi Regulus'u o evde terk edip gidemez ve birlikte Grimmauld Meydanı 12 Numara'dan kaçarlar. ◇ {harry potter | sirius & regulus} {© 2019 |...
