Un

341 25 60
                                        

|Eliott|

Mardi* 8.50

Okulun kapısından içeri girerken sabah rüzgarı yüzüme doğru esip saçlarımı dağıtmıştı. Gergin hissediyordum çünkü bu okuldaki ikinci günümdü. Ayrıca işin kötü olan kısmı ise bu okula, dönemin yarısında gelmiş olmamdı. Sınıfımdaki insanlar dün, yani ilk günümde sürekli bana bunun hakkında sorular sormuşlardı ve ben hepsini geçiştirmeye çalışırken yorulmuşum. Bu, hakkında konuşmak istemediğim bir konuydu açıkçası.

Sınıfa girdiğimde bana doğru "Günaydın dostum." diye seslenen sasin sahibine baktığımda Alex'i gördüm. Daha dün tanışmamıza rağmen çabuk anlaşmıştık çünkü samimi bir insandı. Bu yüzden de okulda bir hayli popülerdi. Çantamı yanına koyup oturdum ve ben de "Günaydın." dedim. Normalde Charles diye biriyle fazlasıyla samimiymiş fakat Charles belli sebeplerden dolayı Londra'ya taşınmış. Onu özlediğinden bahsetmişti.

"Yarın ikinci sınıftan birkaç kız parti veriyormuş, duydun mu?" dedi. Biz üçüncü sınıftık. Zaten okula yeni gelmiştim bu yüzden değil iki, üçüncü sınıfları bile pek tanımıyordum ve onlar da beni tanımıyordu bu yüzden duymamıştım.

"Hayır, bilmiyordum" diye yanıtladım.

"Bence kesinlikle gitmeliyiz, herkes seni tanıyor ama sen kimseyi tanımıyorsun. Senin için de iyi olur. Çevre edinirsin." dedi Alex. Dedikleri şaşırtıcıydı, özellikle de 'Herkes seni tanıyor. ' kısmı çünkü insanların beni tanımadığından emindim açıkçası.

"İyi de beni kimse tanımıyor ki. Yeni geldim hem. "diye şaşkınlıkla baktım Alex'e. Alex'in yüzü ise bunu duyunca benimkinden de daha şaşkın bir hâl aldı ve" Dostum, sen delirdin mi?" diye sordu. "Bütün okul 'üçüncü sınıflara yeni gelen yakışıklı ve gizemli çocuk' hakkında konuşuyor." dedi.

Bu beni şaşırtmıştı açıkçası. Geldiğim okulda hiç o 'hakkında konuşulan çocuk'lardan olmamıştım. "Bunun ben olduğumdan emin miyiz?" diye şüpheyle sordum. Alex ise bana şaşkınca bakarak "Dostum sen gerçekten aptal olmalısın! Hiç aynaya bakmadın galiba. Fazlasıyla yakışıklısın. Hatta Charles'dan bile, ki o okulun en çok konuşulan kişisiydi. Bu yüzden kızların oldukça ilgisini çektin. Tüm arkadaşlarım dün akşam bana seni sorup durdu. " dedi.

Bu biraz gururumu okşamıştı açıkçası ama pek de ilgilendiğim söylenemezdi. Zaten halihazırda bir sevgilim vardı. Son dönemlerde onunla pek anlaşamasak da ve ona karşı olan sevgimi yitirmiş olsam da yine de bana iyi gelen ve en önemlisi, beni ben olduğum için kabul eden tek insandı. Okuldaki kişiler beni tanımadığı için dış görünüşümden etkilenebilirdi ama içimdeki kişiyi gerçekten tanısalar büyük ihtimalle benden koşarak kaçarlardı.

Canımı yakan düşüncelerden kendimi uzaklaştırmak için "Tamam, partiye gideriz." dedim. Alex sevinerek çak işeretiyle elini bana yaklaştırdı. Ona çak yaparken "Ben saati ve konumu sana atarım. Ayrıca içkiler benden." diyerek göz kırptı. Ben de tamam anlamında başımı sallarken İspanyolca öğretmeni Profesör Martinez derse girdi ve sınıf sessizleşti.

Mardi 21.37

Alex'in bana attığı konuma doğru ilerlerken hava kararmıştı. Kış mevsimi olduğu için Fransa'da hava çabuk kararıyordu. Karanlık sokaklarda ilerlerken içimde bir sıkıntı ve gerginlik vardı. Sanki yeni geldiğim bu okulda, hayatım beklediğim gibi olmayacak ve eski karanlık günlerimi yaşayacaktım. Aslında bu kısmen doğruydu çünkü ben, olduğum kişiden kaçamazdım. Ben, bendim. Nereye gidersem içimdeki kişi de benimle birlikte geliyordu malesef. Hayatımı bana zehir etse de artık alışmıştım. Özellikle de insanlarla fazlasıyla samimi olmak istemiyordum çünkü gerçek beni öğrendiklerinde benden kaçıyorlardı nasıl olsa ve bu kalbimi daha çok kırıyordu. Bu yüzden insanlara bağlanmaktan korkuyordum. Ayrıca Lucille'den ayrılıp yeni bir ilişki istesem de bu da aynı sebepten dolayı mümkün değildi. Beni olduğum gibi seven tek insan Lucille'di veya öyle olduğuna inandırmıştı, bilmiyorum ama ondan kopamıyordum işte.

Univers parallèle //Elu (BxB) Cerita yang bikin terobses. Temukan sekarang