We've updated our Content Guidelines.
Review the latest guidelines to keep sharing stories safely.

1

644 32 2
                                        

Sabahtan beri neresi olduğunu dahi bilmediğimiz bir ormanda geziniyorduk. Sadece geziyorduk işte. Hava hafiften hafiften kararıyordu. Fakat cehennem sıcağı vardı sanki ormanda. Arasıra kulakları kurt uğılamaları geliyordu. Çok çabuk korkan tiplerdendim. Ve şu an aniden karşıma bir şey çıksa korkudan ölebilirdim. Ayrıca bu ormanda da iğrenç bir koku vardı. Ne olduğunu tam çıkaramadığı bir koku. Hafif metalik bir koku vardı topraktan gelen. Size nasıl tarif edebilirim? Nedense şu an bir çift göz bizim üzerimizde. Alnından akan terler belimde buluşmuş ve kıyafetin ıslanıp kendime yapışmasını  sağlamıştı.
" Biz neden buraya geldik?" diye çok mantıklı bir soru yöneltmişti Lisa. Tabii ki de buraya Jennie'nin özgüveni ile gelmiştik. Bazılarından duyduğu hikayelere ve efsanelere kulak vermiş onlara inanmaya başlamıştı. Yok burası sihirliymiş de giden bir daha dönemiyormuş da Jennie bu sorunu çözecekmiş de. Ah cidden çok saçma. Az ileriden gelen su seslerinden serinlemenin fena olmayacağını düşünmüştüm. "Neden biraz serinlemiyoruz?" Gözlerimi sıcaktan bitmiş bir Jisoo'ya çevirdim. Ayrıca ona katılıyorum anlamında bakışlarımı salladım. Ben önden gidiyordum. Suyun sesine doğru ilerliyordum. Aynı zamanda da diğer elimi germiş kendimi serinletiyordum. Yanlız az önceki koku yoğunlaşıyor ve başımı döndürüyordu. O metalik koku...
Nehrin kenarına gelmem ile büyük bir şok yaşamış, aniden gelen bir korku ile koca bir çığlık atmıştım. Lisa hemen yanıma gelmiş gördüğü manzara ile bana sarılmıştı. Ona baktığımda bembeyaz olduğunu görmüştüm. Nehrin kenarındaki cesetler... Kan kokuları...
İçimizden en cesuru olan Jisoo unnie yavaşça yaklaştı. Hemen arkasından da biz üçümüz takip ediyorduk onu. Jisoo bir anda yerde yatan minik bedeni aniden kendine çevirince ağızımdan ufak çaplı bir çığlık çıkmıştı. Fakat ben daha çığlığımı bitirmeden Lisa aniden ağızımı kapatmıştı. Jisoo ellerini bir süre vücudun üstünde gezdirdi. Ensesine yakın olan boyun kısmındaki koyu renkli kanı eline aldı ve daha net bakabilmek için kendisine daha çok yaklaştırdı. Biz ise elimizden bir şey gelmediğinden sadece bakıyorduk. Bir süre sonra ellerini nabzına götürdü. Kaşlarını hafifçe çattı. Ne yapıyordu ki? Kafasını minik bedenin kalbine doğru götürdü. Daha sonra kafasını yavaşça çekip ayağa kaldı.
"Ölmüş." dedi elindeki kalmış kanı silmeye çalışırken. O anda minik kızın eline baktım. Bir tarafta bir kadının elini tutarken diğer taraftan da bir adamın elini tutuyordu. Onların anne ve babası olduğu kanaatine vardım.
"Ailelermiş.." diye bir fısıltı çıktı ağazımdan. Kimsenin anladığını düşünürken Lisa'nın da oraya bakmasıyla boşa konuşmadığımı anladım.
"Şu nehrin haline bak kıpkırmızı oysa ben su içecektim." diye isyan etti Jennie.
" Şu durumda bile kendini düşünüyorsun!" diye sert bir cevap verdi Jisoo. Ben konuşamıyordum. Neden ki? Korkuyor muydum? Belki biraz. Ellerime baktığımda titrediğimi gördüm. O sırada kızların hareketlendiğini görüp ben de peşlerine takıldım.

BANGTANPİNK ~ WAMPİR ~Stories to obsess over. Discover now