Demir dövmekten nasır tutmuş elleri, ince paçavralarımdan bile avuçlarının sertliğini hissetmeme sebep oluyordu. Tanımadığım iri bir adamın ayakları önüne itildiğimde sesim çıkmadı. Tek yaptığım özümden olmasa da babam bildiğim bu adamın acımasız gözlerinde az da olsa vicdan arayışıydı. Gözlerinin en derinine bakmaya çalışıyordum. Biliyordum, emindim, herkesin en derinlerinde de olsa sevgi mutlaka vardı. Belki çok derinlerde olan sevgileri bulup çıkartması zordu, ama kimse sevgisiz doğmazdı. En azından ben buna inanıyor, bir celladın bile kalbinin bir köşesinin merhametle dolup taştığını düşünüyordum. Babam adama tek kelime söylemeden arkasını dönüp gitti. Sokakta yayılan pabuçların sesi duyulmayana kadar sokağı dinledim. İri adam yakamdan tutup havaya kaldırdığında olanları yeni anlamlandırıyordum.
"Beni hatırladın değil mi Çelen?"
Adamı gayet net hatırlamama rağmen hiç hatırlamamış olmayı diledim, ama hatırlıyordum işte. Çalıştığım kahvehaneye babamla birlikte gelmişti. Üvey babam bana nadiren gülümserdi ve o zaman da gülümsemişti. Kendimi istemeden iyi hissetmiştim. Kendi aralarında, fakat benim hakkımda konuştular bir süre. Gözlerinin odağının sürekli beni bulmasından, ikisinin de beğeniyle beni süzmesinden anlamıştım. O gün akşam eve geldiğimde kapıyı tıklattım. El alışkanlığı bu ya, sanki anam bir ay önce kara toprağa kavuşmamış gibi çıkıp gelecek, yine o sürgüyü zorlayarak açıp, saracaktı kollarını aciz bedenime. En son iyice elden ayaktan düştüğünde beni yanına çağırmış ve sen koca adam oldun artık Çelen'im anan olmasa da yaşarsın. Ağlayarak derbeder olma arkamdan, demişti. Ama ne fayda, insan fıtartı anasızlığı kaldıramıyordu. Anahtarla girdiğimde babalığımı keyfi yerinde bir şekilde sofada otururken görmüştüm. Bugün kazandığım sikkelerin bende kalmasına izin verdiğinde bir şeyler olduğunu iyice anlamıştım. Sonunda neler olduğunu anlatmıştı. Kahvehaneye gelen adamın merkezdeki büyük kahvehanenin sahibi olduğunu ve beni işe aldığını söylemişti.
Ama işte tam burada bir hamama geldiğimizde işin aslının böyle olmadığını anlamam uzun sürmemişti. Üvey babam beni hîz oğlanlığına satmıştı. Zaten bana ne zaman iyi davranmıştı ki, iyiliklerini hayra yormuştum. İri adam beni sarstığında gözlerim gözlerine kaymıştı. Gecenin sisinden yüzü tam seçilmese bile saşkınlığını en az kendi şaşkınlığım kadar hissedebiliyordum.
-"Ne bu hal? Bu işi sen istemedin mi?"
Cevabını çoktan akıl yürüterek bulsa da istemediği bir şeye kolay kolay inanmıyordu insan. Adamın dediklerini duymazdan gelerek etrafta göz gezdirdim. Beni yakamdan tutan adamın bir iki adım gerisinde duran iki kişiden başka kimse yoktu. Adamdan yakamı kurtarıp babamın gittiği yöne doğru hızla koşarsam kurtulabilirdim. Düşüncelerimi hemen uygulamam gerekiyordu, yapabilirdim. Adamı göğsünden ittiğimde yakamdaki eli çekilmişti. Vakit kaybetmeden, bundan sonrası ne olacak, diye düşünmeden sıska bacaklarımı ileriye sürdüm. Kulaklarım korkunun hain basıncıyla sağır kesilmişti, yine de yakamdan tutan adamın tutun şunu, dediğini işitmiştim. Kafamı kurtulmak istediğim o yere çevirme isteğini bastırmaya çalışıyordum. Çevirmem demek, yavaşlamam demekti. Yavaşlamamsa bir kabusun başlangıcı. Gücüm yettiğince koştum. Varacağım yeri bilmeden, nefes bile almadan bastım ayaklarımı yere. Ama pek de sağlıklı olmayan vücudum tüm korkuma rağmen ancak bu kadar güç verebilmişti bana. Titreyen bacaklarımın emrine itaat edip biraz yavaşlarken, ayın silik ışığında izimi kaybettirdiğimi ümit ediyordum. Düşüncelerime dalmışken kaftanımdan tutulup yere çalınmıştım. Uzun süre koşmamın da etkisiyle gözlerim kararmış ve soğuk zeminden kalkamamıştım. Önümde beliren iki silüetin beni hırçınca kaldırmasına karşı koyacak gücü bulamamıştım kendimde. Küçük savaşımın yenilgisini kabullenip, kaçtığım yere geri götürüldüğüm bilincinde yorgun düşmüş bedenimi beni çekiştiren adama yasladım.
Tekrar o büyük hamama geldiğimizde kapının önünde -muhtemelen hamamın sahibi olan- iri adam bekliyordu. Beni önüne doğru ittiklerinde, adamın kızgın yüzü beni korkutmuştu. Gözlerimi ağlamamak için aşağıya çevirirken yüzümde patlayan tokatla tekrar yere düşmüştüm ve fazlaca güçsüzleşmiş bedenim bu sefer kendine gelememişti ve bayılmıştım.
YOU ARE READING
Hemdem
Short StoryHîz oğlanı, hîz oğlan veya kısaca hîz; Osmanlı İmparatorluğu'nda seks işçisi erkek. Hîz oğlanlarının oluşturduğu esnaf grubuna hîzan denirdi. Hîz oğlanlarının bir kısmı mesleklerini hamamlarda icra ettikleri için, zamanla hamam oğlanı kavramı da ayn...
