Gecesi zor atlatılan bir sabah daha.
Savaş sonrası enkaz gibi...
İçime o kadar çok şey attım ki... Acılarımı kırgınlıklarımı insanlardan saklamak istediğim her şeyi içime attım. İçim gerçekleşmeyi bekleyen doğal afet gibi... insanlar bayram gelince mezarlıklara giderken ben içimdeki mezarlıktan çıkamıyordum. İçim leş , içim ölen kız çocuğunun cesedini taşıyor... tam tamına on yıldır yaşadığım matemin acısı hiç geçmiyordu. Ruhum katillerini arıyordu adeta ama ne fayda ölen geri dirilir mi kırılan bardak birleştirilse bile su sızdırmaz mıydı? Ruhum enkaz, ruhum matemli, yaralı , kırık, masum...
Ben Deniz Eroğlu...
İki gün önce 18 yaşıma girmiştim ve artık bu yetimhaneden gitme vakti gelmişti galiba müdüre hanım beni çağırdığına göre. Sessizce en üst kata müdüre hanımın odasına çıktım kapıyı çalıp içeri sessiz bir adım attım yüzüme baktı ve suratını buruşturdu bu hareketine gülümsedim zavallı kadın kendini bizden üstün görüyordu. Dudaklarımı ıslatıp konuşmaya başladım ne var , neden beni çağırdınız? kaşlarını çattı, sinirli şekilde konuştu bana bak soğuk nevale benimle saygılı konuş... dudakları kıvrıldı gerçi siz nerden bileceksiniz saygıyı, terbiyeyi ananız babanız yok ki atmışlar sizi bir çöp gibi buraya sizi eğitmeye çalışıyoruz asla kırılmadım çünkü haklıydı ama bunu bize yapmak zorunda değildi ya sizin anne babanız, sizinkiler demi yoktu?, haliniz ortada belki altmış küsur yaşa gelmişsiniz daha insanlarla nasıl konuşmanız gerektiğini bilmiyorsunuz.... burada sadece annesinin babasının terk ettiği kızlar yaşamıyor; yetim, öksüz onca çocuk var kalpleri de en az yaşları kadar ufak ve artık mümkünse düşünerek konuşun afalladı şaşkın süratiyle bana baktı ve bende aynı şekilde ona gülümsedim.
terbiyesiz! Ama neyse ki senden kurtuluyoruz , yarına kadar burayı terk et artık abini mi ararsın yoksa o senden bir haber anana babana mı gidersin bilmem , anladın mı beni? ona acıyarak gülümsedim yanlış anlamayın ama size çok acıyorum burada ki insanlarla dalga geçerek kendinizi yücelttiğinizi yada kendinizi zeki filan sanıyor olabilirsiniz ancak bilin ki müdüre hanım burada ki herkes gibi benim gözümde de bir insan imajı oluşturmuyorsunuz .... ve evet sizden kurtuluyorum yarın gideceğime emin olabilirsiniz size en az sizin kadar iyi günler diliyorum deyip odadan çıktım ve bulunduğum odaya girdim. Küçük arkadaşım benim yatağıma oturmuş ağlıyordu. kuzum, noldu ? Neden ağlıyorsun , bir şey mi oldu? yataktan hızlıca kalkıp bana sarıldı. Benim Küçük arkadaşım, ASLI. Ufak burnu ,uzun saçları ve kocaman bir kalbi vardı. Aslı buradaki tek arkadaşımdı dostumdur sekiz yaşında olsa bile... abla gidiyor musun? .... gitme ne olur? Korkarım ben burada sensiz yapamam lütfen gitme! ağlıyordu ellerimi saçlarına daldırdım küçük arkadaşım , bir gün herkes burayı terk edecek benim zamanım doldu sadece ..... şöyle düşün iki gün öncesine kadar kozasında uyuyan bir tırtıldım ancak artık kozamdan çıkıp özgür bir kelebek olmam gerekiyor anladın mı prensesim? kaşlarını çattı hayır! Kelebek olma abla lütfen, kelebeklerin bir gün ömrü varmış sen kelebek olma! küçüktü ancak zekası hafife alınmayacak şekildeydi. Onu kucağıma aldım hadi yatalım bakalım küçük hanım sımsıkı sarıldı bana bırakmayacakmış gibi abla yarın hemen gitme olur mu yani ben uyanmadan gitme. Başımı salladım ve onu yatağına yatırdım yanağına minik bir buse kondurdum. rüyanda çok mutlu ol arkadaşım.
***
Sabah saat yedi otuz beş abimi aramak istemiyordum ama başka çarem yoktu . Tüm gece uyumadan bunu düşündüm bir de küçük arkadaşımı o burada tek başına küçücük nasıl yapacaktı ? Kendini savunamıyordu bile . Saçlarımı sinirle avuçladım derin bir of çektim yatağımdaki telefonu aldım ve abimi aradım tam üç defa çaldı ve sonunda açtı. Alo , Deniz ? sesindeki şaşkınlık kendini belli ediyordu kusura bakma sabah sabah rahatsız ettim sana... bir şey söyleyecektim onu uyandırmıştım içimde ki mahcubiyet beni utandırırken telefondan sesini duydum söyle abim , bir sorun mu var? yutkundum abi ben artık burada kalamazmışım , iki gün önce on sekizime girdim, gitmem gerektiğini söylediler hayatım boyunca asla bir şey istememiştim kimseden belki bu yüzdendir bu halim. şey Deniz ben doğum gününü kaçırdığım için çok üzgünüm , özür dilerim abiciğim ama telafi edeceğim en kısa sürede acı bir gülümseme belirdi dudaklarımda sorun değil benim için , daha önce de sorun etmemiştim üzülme amacım onu üzmek değildi. beni alacak mısın? güldü deli mısın? Tabi ki de. Ben ne zamandır bu anı bekliyordum bugün gelip seni alacağım sen hazırlan olur mu?. Dedi. tamam bir kaç konuşmadan sonra telefonu kapattık. O benim abimdi ama tuhaf, bir anne babaya hatta bir abiye sahipsiniz buna normalde aile diyorlar, hem de varlıklı bir aileye sahiptim ama sadece adı aileydi. Burada ne işim mi var? .... annem ve babam sekiz yaşında Deniz adında bir kızı öldürdüler ve buraya gömdüler tam on senedir buradayım haftadan haftaya abim uğrar onunla bir saat görüşürüz ve biter. Hayatım bu kadar basit ve hayatımdaki insanlar parmak sayıların kadardı mesela yetimhanede bir tek ASLI vardı ve açıkçası ondan başkası da umurumda değildi. Şimdi kalkıp bavulumu hazırlamam lazımdı fazla kıyafetimin olmamasına rağmen zor geliyordu bu iş bana.
YOU ARE READING
MECRUH
Teen Fictionİçime o kadar çok şey attım ki... Acılarımı kırgınlıklarımı insanlardan saklamak istediğim her şeyi içime attım. İçim gerçekleşmeyi bekleyen doğal afet gibi... insanlar bayram gelince mezarlıklara giderken ben içimdeki mezarlıktan çıkamıyordu...
