Oops! This image does not follow our content guidelines. To continue publishing, please remove it or upload a different image.
ideadead - 써 (sseo)
Jaemin'in aksine uzaylılara çok uzun süredir inanıyordum, sanırım çocukluğumdan beri. Ortaokulda aldığımız fen dersleri sorularımı gayet açıklar nitelikteydi. Açıkçası şirinleri ilk izlediğimde de dünyamıza ait olmadıklarını düşünmüştüm, sebebini oralarda arayabilirdim belki. Ama Jaemin benimle bu tarz tartışmalara girmeyi hiç sevmezdi. Eğer varlarsa dünyayı neden hiç ziyaret etmemişler, şimdiye kadar neredeymişler falan? Evrenin çok büyük olduğunu ona defalarca kez anlattım. Henüz bizi bulamamış olabilirler ya da bizden çok geri yaşam formlarıdırlar, mikroskobik boyutta olabilecek kadar geri, veya bizden çok ileridirler ve bu eziklerle işimiz olmaz demişlerdir.
Jaemin'in ifade ettiği şekilde, var olmayan şeylere inanışım da uzaylılara inanışım gibiymiş. Yok hayalperest bir herifmişim, yok kendimi ruhani dünyalara kaptırıyormuşum. Ölmüş büyükannesinin onu daha önce ziyaret etmediğini kanıtlayamazdı bana, ben de ona. İkimizin düşüncesinin de doğruluk payı kalmıyordu o halde, ben sadece inanmayı seçmiştim. Çevremizdekiler de benim hayalperest oluşum hakkındaki düşüncesinde Jaemin'e katılıyorlardı. Bu yüzden onlara alt komşumuzdan duyduğum, mistik bir tilkiyle ilgili olan hikayeyi anlattığım için köpek gibi pişmandım.
Fakat bazen pişmanlıklarımız için çok geç olabiliyordu. O an gözümüzün göremediğini, aklımızın eremediğini sonradan fark edebiliyorduk. O anlarda avazımız çıktığı kadar bağırsak da kimse duymazdı. Belki dilimizi kedinin biri kapmıştır, ya da büyüklerimizden biri acı biber sürmüştür. Sebebi ne olursa olsun konuşamayız. İşte tam olarak o durumdaydım. Keşke onlara anlatmasaydım diyordum. Muhtemelen bunu ömrüm boyunca başıma kakacaklardı.
"Kafayı yememe iki var," deyiverdi Jaemin salonda bir aşağı bir yukarı yürürken. Ve ekledi. "O ihtiyar bunağın anlattıklarına inanıyor olamazsın." Ayağını önündeki sehpaya vurmuştu ama pek umrunda gibi görünmüyordu, tamamen benim durumuma odaklanmıştı.
"Peki, onun uyduruyor olduğuna dair bir kanıtın var mı?" Onlara ciddi görünmeye çalışıyordum. Bu tarz tartışmalara pek girmezdik ancak bu sefer beni vazgeçirmeyi iyice kafalarına koymuş gibiydiler. Pek söyleyecek bir şey bulamadım. Sanki kelimeler geldikleri yere, boğazımdan aşağıya kayıyordu.
"Hyuck manyak mısın? Herif uydurma bir tanrıyla yattığını söylüyor, ağzından çıkanı kulağın duyuyor mu?" Söylediği şey dudağımın sağ kenarının muzipçe yükselmesine neden olsa da çabuk toparlandım.
"Tanrı demedi, Tanrı İnari'nin sağ kolu dedi." Jaemin hala onu düzeltiyor olmama dayanamayarak bağırdı. "ARADA NE FARK VAR APTAL HERİF, BU TAMAMEN SAÇMALIK!" Bir saattir bu konuda tartışmamıza rağmen benim hala ısrar ediyor olmam canına yetmişti. Hikayeyi onlara ilk anlattığım zaman, Yuta amcanın yaşlı biri olduğunu ve yaşlılığı nedeniyle bazı halüsinasyonlar görebileceğini söylemişlerdi. Ama oralı olmamıştım.