BÖLÜM 1/ EMANET YAŞAMLAR

448 92 30
                                        

"Düzenim bozulur, hayatım alt üst olur diye endişe etme. Nereden biliyorsun hayatın altının üstünden daha iyi olmayacağını?"
Şems-i Tebrizi

Kaldırım taşının üzerinde milyonlarca ayak izi ve trilyonlarca düşünce. Havada yayılan melankoli fırtınasının içinde ufacık bir soluktu onunkisi.
Herkes gibi kaygıları,sitemleri ve sonsuz gelen bir hayatı vardı. Fakat herkesten biraz farklıydı. Azıcık hayalsiz,bir miktarda yalnızlığa yeminlenmişti. Fakat bu yemin ne büyük bir ihanetin ardındandı ne de içine kapanıklıktan. Çünkü hiç bir zaman farkında değildi ettiği yeminin ve aldığı soluğun. Koca bir yarıştaydı ve hep öyle kalacağını ne umuyor ne de düşünüyordu.Sadece farkındalıksız yaşıyordu.

O sabah diğer sabahlar gibi aynı kaldırımda yürüyor, aynı kitapçının, aynı pastanenin ve aynı insanların önünden geçiyordu habersizce. Öfkeli adımları ona eşlik ederken gözüne ilişen her bir suret zamanla hafızasının en ucra köşelerinde unutulmaya mahkum şekilde kayboluyordu. Şu saniye kadrajına giren bir sivrisinek bile onun için insanlardan daha dikkat çekiciydi ve çekiyordu da. Rahatsızca zarif ellerini savurup kendini rahatlatmaya çalıştı. Anlaşılan yine insanları görmüyordu. Fakat bu sabah bir bahanesi de vardı çünkü kayıp bir dosyadan hallice koca bir isyanla açmıştı gözlerini. İş arkadaşının telefondaki sesi hâlâ kulağında yankılanıyor ve her adımda daha da hızlanıyordu. Dün akşam patronunun masasına bıraktığından emin olduğu o dosyanın bu sabah tam da toplantı vaktinde yokluğunun hissedilmesi ne büyük dramaydı. Daha büyüğü ise onu teslim ettiğine emin olmasına rağmen aksinin iddia edilmesiydi. İşte böyle durumlarda genç kadın çığrından çıkar ve adı kadar emin olduğu şeyi savunurdu. Şimdi ise tek temennisi bunu yapmaktı. Çünkü onun için hakikat sadece kendi bildiklerinden ibaretti. Ve kendisi kaybedilemeyecek kadar kıymetli bir mücevherdi. Kusursuz bir mücevher olduğuna dair inancını sarsmalarına izin veremezdi. Sırf bu sebep bile onun adımlarını hızlandırmaya yetiyordu. Yanlışsız olduğunu ispatlamak tek arzusuydu.

Tam o esnada iş arkadaşı tekrar aramaya başladı. Kadın huzursuzlanıp hızla yanıt verdi.

"Fakat senin araman beni hızlandırmıyor. Bırak da toplantı bitmeden dosyayı size göstereyim."
Telefonun diğer ucundaki kadın da bir hayli rahatsız olmuştu. Her zaman olduğu gibi yine sadece kendinden bahseden bu kadının öz güveninden kim rahatsız olmuyordu ki?

"İzin verirsen bu sebepten aradığımı açıklayacaktım. Toplantı bitti ve dosyayı artık göstermenin bir anlamı yok. Hatta bir süre gelmemen senin için daha iyi olur."
Karşısında kendisine bu dosyayı göstermenin bir anlamı kalmadığını söyleyen kadının zırvalıklarını dinlemeden telefonu kapadı. Ne yazık ki o da Ender Sara'yı tanımıyordu. Eğer tanısa şu anki acelesinin toplantı için değil de emin olduğu bir doğruyu savunmak için olduğunu anlardı. Tekrar hatırlatmak iyi olur;onun için mühim olan kendi hakikatini göstermekti. Bu yüzden başkalarının aksine bir tartışmaya hızlı adımlarla ve seve seve yaklaşmaya devam etti.

Her sabah gittiği yol gittikçe uzuyor,hedef noktasına ulaşmak hayli vakit alıyordu. Önemsemeden insanlara çarpıyordu oysa o da kalabalık ortamda birilerinin ona çarpmasından hiç haz etmezdi. İnsanları görmeden yürümesi ise işin traji kısmıydı. Çünkü kafası dik ve direkt şekilde yürürdü her daim. Hatta insanlarla sık sık göz göze de gelirdi fakat asıl mesele onları gerçekten görmemesiydi. Belki o dakika kaldırımda annesi ile göz göze gelse onu bile fark etmeyecekti. Ofisin kapısına ulaştığında kendinden emin bir şekilde iki parmağıyla kapıyı itti. İşte onun için hayat bundan ibaretti, onun açmak istediği kapılar her zaman bu denli kolay açılırdı.
Başı dik, omuzları ise yoluma çıkana değdiğim an ezerim dercesine kuvvetliydi. Siyah gözleri ise hiç olmadığı kadar öfkeliydi fakat bu öfkesini asla acizce göstermezdi. Her duygusunu kendi çıkarına kullanırdı. Kimsenin erişemediği bu kadının gardı kim bilir ne zaman düşecekti? Yöneticilik yaptığı bu holding adeta yardım ve sevgi yuvasıydı, herkes herkesin derdine koşar, tüm işler dayanışma ile yapılırdı. Şimdi ise bu kadının rekabetçi yürüyüşü bile içinde bulunduğu ortama gülen yüzleri donduran, iyiliğe dair her şeyi solduran dalgalar yayıyordu. İçeri girdiğinden beri herkes diken üstündeydi, sanki büyük bir sır var ve öğrenildiğinde eskiye dair ne varsa yıkılacak fakat bu yıkımın zamanlaması ise çok yakınmışçasına patlamaya hazır bu bomba atmosferi saracak. Tüm bakışların ardındaki gizli merhamet yorgunluğu, daima yardım etmenin ve alttan almanın verdiği gizil duygular genç kadına yoğunlaşmıştı. Genç kadın, tüm bu insanlara ezici bakışlarını sunarak gülümsedi ve patronun odasına yöneldi.

Cam Fanusta Bir ÇiçekStories to obsess over. Discover now