Gaz pedalından bir an bile ayağımı çekmedim.Yolun kenarındaki ışıklar artık rengarenk bir nehir gibi akıyordu iki yanımda...
(3 saat önce)
Vedalar saçma sapandır.O gece bunun için gelmişti, son kez konuşacaktık ve bitecekti.Buna inanmaktan başka şansım yoktu, bazen başka bir ihtimâl kalmadığı için yaşayacaklarına inanırsın ama bir ihtimal daha varmış...
Tutkulu kadınlar bir savaşı kazanamayacaklarını anladıklarında o savaş alanındaki herşeyi kendileriyle birlikte ateşe atabilirler.Ve o zaman bilmiyordum seven bir kadının karşısında kazanılan her zaferin aslında kaybetmek olduğunu...
Birazdan burada olacak, evi toparlarken yaşanacak sahneleri gözden geçiriyordum.Her zerrenizi bilen birinin karşısında olmadığınız birşeyi oynamak ne kadar zor, belkide aptalca!
Ama bunu yapmak zorundayım.
Kapı çaldı.
Beni herşeye rağmen, her zaman heyecanlandırmayı nasıl başarıyor anlamıyorum.Derin bir nefes alıp kapıyı açtım, bir an gözlerine baktıktan sonra dönüp salondaki tekli koltuğa geçtim.Kapıyı kapatıp geldi karşımdaki koltuğun ucuna oturup bacaklarını iki yana açarak bedenini öne sarkıttı dirseklerini bacaklarına dayamış dimdirek suratıma bakıyordu.Kalkıp kahve yapmak için mutfağa gittim.Kahvelerle yanına döndüğümde hâla tek kelime konuşmamıştık ve o sevdiğim şarkıyı açmıştı.
İşte savaş başladı!
Kahvesini yanına bırakıp tekrar karşısına oturdum.Bir sigara yakıp iki nefes çekip bana uzattı, aldım.Sigarayı geri uzatmayacağımı anlayınca bir tanede kendine yaktı.
Her an bir kahkahayla gülüşebilir yada bir öfkeyle birbirimize birşeyler fırlatabilirmişiz gibiydi.Konuşmaya başladım, kabullenmiş gibi davranıyordu, iki avucunun arasında tuttuğu ve bir yudum bile içmediği kahvesini yanındaki sehpaya bırakıp kalktı sigarasından son bir nefes alıp kahvenin yanındaki kültablasına söndürdü. Bana hiç bakmadan ve konuşmamı umursamadan mutfağa gitti.Tedirgin beklediğim kısa bir süreden sonra elinde iki birayla geldi birini kucağıma attı.Birasını açıp büyük bir yudum aldı ve gözlerini tekrar bana dikip "Devam et" der gibi bakmaya başladı.
Anlattıklarımın tek bir kelimesi bile umrunda değildi.Onun çok iyi bildiğim "Herşeyi görüyorum" bakışlarından anlıyordum anlattıklarımın hissettiklerimi örtmekteki acizliğini ama buna rağmen devam ettim.Birkaç biradan sonra artık o, daha uzun cümleler kuruyordu.Gözlerimdeki sevgi onu cesaretlendirirken, davranışlarımdaki soğukluk onu çileden çıkartıyordu.Söylediklerimin tatmin edemeyişi alkolle karıştıkça hırçınlaşmaya başladı, kalkıp bana doğru geldi, cam kenarına yürüdüm.Salonu yerle bir edip küfürler savurmaya başladı.Ondan uzaklaşmak isteyişimin gerçek nedenini söyleyemiyordum ve uydurduğum saçmalıklar onu hepten delirtmeye yetmişti.Herşeyi yerle bir ederken sadece izledim.Üzerime saldırıp vurmaya başladı.Sarıldım ona şefkâtle, yere oturduk ağlıyordu.Dilinde hiç cevap veremediğim o soru "Bunu hak edecek ne yaptım!"
Hareketleriyle beraber seside yavaşlıyordu.Ne kadar sürdüğünü bilmiyorum sarılıp oturduk yerde öylece, ağlaması durmuştu saçlarını öptüm usulca, gücü tükenmişti.Yavaşça yana dönüp koltuğun kenarına bıraktığı çantasına uzandı içinden bir kolye çıkartıyordu kolyenin zinciri küçük camdan bi şişeye dolaştı ilaç şişesi taş zeminin üzerine düştü ve paramparça oldu.Cam kırıkları zemine yayıldı içi boştu.Göz göze geldik.O an anladım!İnanmak istemeyip sordum, cevap vermedi kollarından tutup tekrar tekrar sordum "Ne yaptın sen!"
Sımsıkı sarılıp başını göğsüme yasladı "Beni seviyorsun." Dedi
Sesi bir bıçak gibi göğsümün ortasından geçmişti.Onu kucağıma alıp evden çıktım, merdivenleri koşar adım indim.Onu arka koltuğa bırakıp, arabayı çalıştırıp hızla caddeye çıktım.
"Ya ölürse?"
Yakınlarda bir hastane vardı direksiyonu o yöne kırıp, gazı sonuna kadar kökledim.Dikiz aynasından ona bakıp "Kaç saat oldu içeli?"diye sordum.
O ise hep aynı şeyi söylüyordu "Seni hiç affetmiycem!"
Gaz pedalından bir an bile ayağımı çekmedim.Yolun kenarındaki ışıklar artık rengarenk bir nehir gibi akıyordu iki yanımda...
Her zaman oturduğumuz kafenin önünden geçiyorduk, onu ilk defa burada görmüştüm, ne güzeldi.Akşamları burada oturup kahve içmeyi çok severdik, o gelip geçen insanların hayatları hakkında saçma şeyler uydururdu, gülüşürdük.Hep anlatacak birşeyleri vardı çok eğlenceliydi.
Herşey gözümün önünden geçiyor, onu ilk tanıdığım an ve sonrası...
Ne güzeldik.
Yağmur çiseliyor.
Dikiz aynasından ona baktım, ağlamaktan mı yoksa içtiği ilaçlar yüzünden mi kendinden geçmişti?
Ne kadar canımı acıtacağını bildiği hâlde bunu bana yapmıştı.İntikam almak için değil koşulları eşitlemek için.Kendi acısının sınırlarına bedel biçemediğinden banada en büyüğünü layık görmüştü.Beni çok iyi tanıyordu istediği zaman beni yerle bir edecek birşeyler bulabilirdi ama bu kadarını beklemezdim.
Kendinde mi anlamak için, ona uzanıp koluna dokundum ürktü, gözlerini araladı.
"Neyse ki hâla hayatta"
Lanet olsun aptal kadın!
Birine çarptım, dursam mı!!!
Gerzek yolun ortasında ne arıyorsun sen, birşeyi yoktur tamponu sıyırdı az daha öldürüyordum, dikiz aynasından baktım kadın ayaktaydı hiçbir şey olmamış gibi duruyordu ve sanki göz göze geldik.
Sakin caddenin sessizliğini sokak köpekleri bozmuştu.
Gaza bastım, yağmur dahada şüddetlenmişti.
Derin bir nefes alıp hastanede neler yapacağımı düşünmeye başladım.Onunla hastaneye giremezdim.Polis sorular soracak, ailesi geldiğinde büyük ihtimalle bana saldıracaktı ve biraz önce aptalın birine çarpmıştım, alkollüydüm.
Arkamı dönüp onu sarsmaya başladım, hastaneye gelmiştik.Hızlıca onu kucağıma alıp, Acilin önündeki kaldırıma bırakıp, arabaya atlayıp gaza bastım.Taksiciler bir bana bir ona bakıp yanına koşmaya başladılar.Hastaneden epey uzaklaşınca telefonu alıp kardeşini aradım.Hastanenin adını ve ablasının iyi olmadığını bir nefeste söyleyip kapattım.Telefonu yan koltuğa atıp direksiyona iki elimle sımsıkı tutundum. Yağmur yavaşlamıştı, ne yapacağımı bilmiyordum.
Sadece sürdüm...
Herşey üst üste gelmişti hemde akıl almaz şekilde...
Bütün herşeyin kesiştiği, ya herşeyin paramparça olacağı yada yoluna gireceği birkaç yolun kesiştiği anlardan birindeydim.
Yine kulaklarımda o iki ses!
Hangisinin iyi, hangisinin kötü olduğuna hiçbir zaman karar veremediğim, kararlarımı veren seçimlerimin nedeni iki ses uğulduyordu kafatasımın içinde!Karar verene kadar beynimi ortak bir yok oluşun varlık nedeni gibi kemiren, birini seçene kadar, ikisininde bir savaşın kazananı olamayışlarının hırsıyla intikam alırcasına, kafatasımın içinde bir yıkıma dönüşmesine müdahale edemediğim sesler,ancak birini seçtiğimde duruluyordu.
Çoğu zaman şimdi doğru gelen, bir zaman sonra yalanlıyordu yaşadıklarımı...
Ceketimin iç cebini yokladım, oradaydı...
(1. Bölümün sonu)
YOU ARE READING
Yağmur İçen Kız
AdventureGeçmişinden nasıl kurtulursun? Hesaplaşarak mı yoksa kaçarak mı?
