Kıpırtısız, hareketsiz saatlerdir öylece oturuyordu yağmurun altında... Havada taze toprak kokusu, yerde henüz yeşilliğini kaybetmemiş otlar ve Afife... Bir başına, yapayalnız, ellerini dizinde kavuşturmuş bir şekilde deli gibi yağan yağmurun altında oturuyordu. Başını korunmaya muhtaç bir çocuk gibi dizlerine gömmüştü. Belki ağlamıyordu hıçkıra hıçkıra, ama içinde kopan fırtınalardan yüreğinin daha güçlü olmadığı kesindi. Oturduğu merdiven buz kesmiş olsa da, tüm vücudu baştan başa donmuş olsa da kalkmayacaktı yerinden... Ölene değin burada kalacaktı. Nasılsa bir ölüden farksızdı artık, öyleyse üşümesin bir anlamı yoktu. Hani her şeyi bir çır silen insanlar olur ya, işte şimdi o durumdaydı. Bütün umudunu azgın bir düş kapan alıp götürmüş, yalnızlığı ile başbaşa kalmıştı. Omzu düşüktü, yüklenen onca acının kırıntılarıydı bunlar... Bir boşluktan da öteydi, ansızın bir uçuruma düşercesine korkutan, ter içinde uyandıran bir rüyanın arta kalan zamanlarıydı. Acıyı tanımlamak zordu gerçekten, ama insan bir acıyı tanımlama da o şey gerçek bir acı olamazdı, çünkü anlatılan her şey gelip geçiciydi. Oysa yüreğin en dip köşesinde bile gizli saklı duran her acı, elbet bir gün gelir gün yüzüne çıkardı. Ne zaman sırlar sır olarak kalmıştı ki zaten? Ne zaman sır gizli kalmıştı?
KAMU SEDANG MEMBACA
Hezaren
Fiksi RemajaŞimdiden duyulur ya senin yürek kıpırtıların Pencereme vurur gözlerindeki yağmur damlaların
