1. Katil

124 11 0
                                        

Hikayenin ilk hali birkaç değişikle tekrardan yüklenmiştir.

Hava kararmıştı. Yağmur ise yeni kesilmişti, toprak ıslaktı. Kargalar ölüm feryatları atar gibi acı acı ötüyorlardı. Zavallı adam zifiri karanlık ormanda soğuk havayı ciğerlerine çeke çeke canını kurtarmak için koşuyordu. Ağaçlar sanki zavallının üstüne üstüne geliyordu. Bu gece ölecekti kaçarı yok... Bu gece katledilecekti kaçarı yok...

"Yalvarırım bırak peşimi!" Koca adam ağlaya ağlaya yalvarıyordu.

Küstahça bir kahkaha duyuldu ormanda. "Sen o kiloyla nasıl o kadar yolu koştun anlamıyorum! Can tatlıdır derler ya çok haklılarmış!"

"Ruh hastası mısın lan! Bırak peşimi! Ben sana bir şey yapmadım!"

Adam, ölümün gizli notasını biliyormuş gibi, ölüm tonunda gülüyordu. Sanki Azrail içinden çıkacak ve her şey bitekmiş gibi.

Zavallı adamın peşinden koşarak, "Bana zaten bir şey yapamazsın! Ama birilerine bir şeyler yaptın. Hem de büyük birilerine!" Katil koşmayı bıraktı ve beline sıkıştırdığı silahı eline aldı. Kurbanına doğru uzattı ve tetiğe bastı. Ormandan karanlık gökyüzüne bir gürültü yayıldı. Zaman kurşun silahtan çıktığı an yavaşlamıştı sanki. Mermi zavallı adamın omzunun biraz üstünden geçip büyük bir ağacın gövdesine saplandı.

"Çekirge bir sıçrar iki sıçrar üçüncüde ne olur biliyorsun değil mi?" Yine ölümü çağırır gibi küstahça güldü.

"Sana ne istersen veririm yeter ki bırak peşimi!" Zavallı hala ağlıyordu.

Katil adamın peşinden koşmaya devam etti. Koşmak onun için zahmetli bir işti. Sol bacağı koşmak için birçok nimetten mahrumdu ama bu mühim değil, zaten zavallı adam tombul olduğu için pek de hızlı koşamıyordu.

"Prensip olarak işverenime ihanet etmiyorum ve sen bana bir şey verebilecek kadar değerli görüyor musun kendini?"

"Ulan sen benim kim olduğumu biliyor musun?" Az önceki yalvarışlarını bir kenara bırakmıştı.

"Biliyorum bilmez olur muyum Musa Bey! Ne kadar zengin olduğunu, bir şirketin olduğunu, iki kez evlendiğini, üç kızının olduğunu, üçününde ilk karından olduğunu, yabancı uyruklu bir metresinde olduğunu, yolsuzluklar yaptığını biliyorum. Seni öldürdükten sonra şu an ki karın ve eski karın bu ve bunun gibi yaptığın tüm iğrençlikleri öğrenecekler sonrasını sen düşün Musa! Bir mezarı bile olmaz belki..."

Adam tekrar ağlamaya başladı. Var gücüyle koşuyordu ama nafile peşindeki adam ondan gençti ve onu rahatlıkla yakalayabilirdi. Sadece bu koşuşturma işini sevmişti katil. Ta ki kolundaki parlak mavi saate bakana dek...

"Artık koşmayı kessek mi? Bu orman çok büyük koşarak kaçamazsın!"

"İmdat yardım edin! Kimse yok mu?" Adam son bir çare yardım dileniyordu etraftan.

"Lan saat gece iki bu saate kim niye ormanda olsun!"

Sonra kahkaha attı. "Tabii başka bir katil kurbanın burada kesip öldürmüyorsa!"

Katil koşmayı bırakıp silahı adama doğrulttu iki el ateş etti. Ormanda tekrardan bir gürültü koptu. Yumuşak torağa kan sıçradı.

"Tüh daha ikinciyi sıçrayacaktın."

Adam yüzüstü yere düştü sırtından vurulmuştu. Can çekişmeye ve acı acı inlemeye başladı. Artık her yer sessiz, karanlık ve soğuktu...

Katil, "Bak şimdi can çekişerek ölmeni bekleyeceğim. Beni kızdırdığına değdi mi?" İçinde en ufak endişe yoktu.

OnBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin