-8-

316 19 13
                                        

Sabah gözüme gelen güneş ışığıyla inleyerek yatağımdGünaydın diyip sofraya oturdumçan kalktım. Gözlerim hala yarı açık yarı kapanıktı. Banyoya gitmek için terliklerimi giymeye çalışırken dün Aytaç'ın bize gelip ilk öpüştüğüm insan ünvanını alıp kaçtığını hatırladım. Birden bire uyku üstümden kalktı ve uçup gitti. Gözlerim kocaman açılmış dün olanları düşünüyordum. İlk öpüşmemdi ve hiç bu kadaar uzun ve nefessiz olabileceğini tahmin etmiyordum.

Yüzümün kızardığından emindim ve bir an önce banyoya koşmak istiyordum. Hemen girip kapıyı kitledikten sonra kısa bir duş aldım. Bornozum üzerimdeyken saçlarımı kuruttum ve odama doğru yürüdüm. İç çamaşırlarımı giydikten sonra üzerime formamı geçirdim. Aynanın karşısına geçip belli bile olmayan ama yine de güzel ve dolgun gösteren bir dudak parlatıcısını dudağıma sürdüm. Saçlarım yeni yıkandığım için biraz kabarık ve dalgalı duruyordu. Hafifçe jöleyle şekillendirip çantamı omzuma taktım.

Merdivenleri iner inmez her zamanki manzarayla karşılaştım. Annem tabaklara yumurtaları koyuyor, babam sofranın baş köesine oturmuş günlük dağıtılan gazeteleri okuyordu. "Günaydın." diyip sofrada yerimi aldım. Onlar da "Günaydın." diye seslendiler. Hızlıca kahvaltımı bitirip "Ben çıktım." diye seslendim.

Çantamı tek omzuma takıp yürümeye başladım. Durağa ulaştığımda servisimin de kavşaktan dönüp yaklaştığını gördüm. Oraya doğru hareketlendiğimde tam önümde kırmızı üstü açık bir spor araba duruyordu ve içinden bana bakıp kim gülümsüyordu tahmin edin. Evet Aytaç'tı. Servis de durağa doğru yanaştığında bir servise bir Aytaç'a bakıyordum.

Aytaç koltuğuna iyice yerleşip önüne dönerken "Hadi atla." diye seslendi. Ne yapmam gerekiyordu tam olarak?

Sonunda bana dönüp "Gelmeyi düşünüyo musun yoksa burda mı yaşlanalım?" dedi. Konuşmayı akıl edip "Servisim bekliyor." dedim. "Okulda görüşürüz." diye eklediğimde çoktan arabasından inmiş arkama geçmişti. İki eli de kollarımdayken beni yavaşça sanki canımı yakmaktan korkuyormuş gibi ittirdi. Kapıyı açıp "Buyrun." dedi ve gülümsedi.

Ah tanrım! Sen insan mısın?

Sanki hipnoz olmuşum gibi o ne derse yapıyordum. O kadar ikna edici ve etkileyici bir sesi vardı ki...

Arabanın içindeyken ona bakıyordum. Servisimin oraya doğru ilerleyip bir şeyler söyledi. Gelip tekrar arabaya bindiğinde ona döndüm ve "Ne dedin?" dedim. Bana dönmeden çarpık bir sırıtışla konuşmaya başladı. "Şöförünüze benimle geleceğini ve daha fazla beklememesi gerektiğini söyledim." dedi. Cümlesini bitirdiğinde bana dönüp göz kırptı ve sırıtarak aynı hızla önüne döndü.

Yol boyu hiç konuşmamıştık. Sadece radyodan kısık sesle şarkı çalıyordu. *Şarkıyı açın*

Başımı cama yasladım. Dışarıyı izliyordum. Şarkı insanın içe huzur veriyordu. Radyonun düğmesine uzanıp sesi biraz daha açtım.Aytaç yandan bir bakış atım gülümseyerek önüne döndü.  Şu an içim daha da huzurla dolmuştu. Bembeyaz bir teni, altın sarısından daha parlak saçları vardı ve sola doğru yatırmıştı. Deniz kadar mavi gözleri vardı ve gözlerinin içine her baktığımda yağmur sesi eşliğinde piyano çalınmasını dinlemek kadar huzur veriyordu göz bebeklerindeki derinlik. Sivri bir çene yapısı vardı ve dudakları anlatılmaz yaşanır cinsteki bir güzellikteydi. Ben onu incelemeye devam ederken dalmış olacaktım ki okulun önünde olduğumu fark etmemiştim bile. Umarım yine dalga geçmez diye düşünürken "Çok derinlere dalmışsın seni o kadar mı etkiliyorum dedi.

Ukala şey işte ne olcak.

"Ne alakası var ya. Bir işim var çıkışta da onu ben şey yapıyordum, düşünüuordum. Hem.. Ben sana hesap vermek zorunda mıyım diyip bir hışımla arabadan indim tam okuldan içeri giriyordum ki kolumdan yakalayıp "Tamam tamam ya hemen atarlanıyorsun ama." dedi tebessüm ederek. Tam cevap vermek için ağzımı açmıştım ki aynı hızla kapatmak zorunda kaldım çünkü hemen ötemizde birileri bağırıp kavga ediyordu ve bu bir kız bir de erkeğin sesiydi. Nedense kızın sesi çok tanıdı...

Ece?!

Adını bilmediğim ama daha önceden Aytaç'ın yanında görmüş olduğum bir oğlana bağırıyordu. Okulun ortasındaydık ve bu cesareti nerden bulduğunu merak ediyordum.

Onlardan gözümü alıp Aytaç'a döndüğümde o da bana döndü sonra kolunu benden çekti ve aynı anda oraya doğru koşar adımlarla yürümeye başladık. Yanlarına ulaştığımızda Ece "Bana bak Onel'mişsin popiymişsin dinlemem alırım ayağımın altına. Ne sanıyosun kendini ya?" diye bağırdı. İsminin Onel olduğunu öğrendiğim çocuk Ece'yi dirseğinden tutup kendine biraz daha yaklaştırdı ve dişlerini sıkarak konuştu. "Sen kimi ayağının altına alıyosun küçük şey?" dedi ve gözlerini kısıp soru sormuşçasına ona baktı. Ece ilk şaşırsa da ardından "Sen kime küçük diyosun be!" diye bağırıp kolunu kurtarmaya çalıştı. Bir yandan da yüzünü ekşitiyordu canı acıdığı belliydi. Birden Ece'nin diğer kolundan tutup onu sakinleştirmeye çalışarak ordan uzaklaştırmak için çekiştiriyordum. Herkes etrafımıza toplanmış olup biteni sadece izliyorlardı. Bu duruma biraz sinirlensem de ortamı daha da germemek için ağzımı açmadım.

Benim Ece'yi çekiştirdiğimi gören Aytaç Onel'in koluna girdi ve kulağına bir şeyler fısıldadı. Onel aniden Ece'nin kolunu bırakıp okulun içine doğru oldukça sinirli bir şekilde ilerliyordu. Onel gittikten sonra Ece'ye döndüm kolunu ovalıyordu. Onun üzülmesine ya da canının  yanmasına dayanamıyordum. Biz kardeş gibiydik. Birimiz üzgünken diğerimiz gülemezdi ki.

Sanki aynı acıyı ben de yaşamışım gibi yüzümü buruşturarak kafamı kaldırdığımda Aytaç "Ben de Onel'e bakıyım."  diyip bana göz kırptı ve Onel'in gittiği yere yöneldi.

-_-

Ece'nin siniri hala geçmemişti. Onel önüne çıksa bir kaşık suyu bırak bir damlacık suda bile boğabilme potansiyeli gösteriyordu. Ece'nin yanından ayrılmak onu bu halde bırakmak istemiyordum tabi ama Aytaç'ı bulup Onel'in kulağına ne söylediğini sormam gerekiyordu. Yoksa meraktan bin parçaya ayrılabilirdim.  Ne söylemiş olabilirdi? Neden Onel öyle hemen ve hiçbir şey söylemeden bırakıp gitmişti? Bu sorularımın cevapları sadece onda vardı.

Ece'nin elini tutup Selen'e döndüm. "Sen bakar ol benim ufak bir işim var." dedim. "Tamam. Sen merak etme git işini hallet." diyip gülümsedi. Aslında geveze ve dedikoducu olmasa iyi kız diye geçirdim içimden. Ama şimdi bunu düşünemezdim.

Bahçeye çıktım. Yoktu. Onel'i gördüm. Gidip sorabilirdim tabiki ama hala sinirliydi. Ece gibi. Daha sonra aklıma onun mekanı sadece ona ait olan yer geldi. Arka bahçe.

 Oraya doğru yürümeye başladım. Garip bir şekilde içime heyecan dolmuştu. Köşeyi de döndüm. Gözüm yerdeydi. Ayaklarıma bakıyordum. Orada mı diye bakmak için kafamı kaldırdığımda gördüğüm manzara karşısında donakalmıştım.

Bu nasıl olurdu?!

Hayır. Hayır gözlerim dolmasın lütfen.

Ah tanrım!

Keşke hiç gelmeseydim, keşke hiç onu aramasaydım ve.. keşke onu  tanımasaydım..

SELAM.. :)

Umarım beğenirsiniz.. Artık uzun yazmaya başladım :)

Ve soluksuz okumanız için özenle heyecan verici ve merak etmenizi sağlayacak şekilde bitirmeye çalışıyorum.

Multimediada durağın önünde Mira'yı almak için gelen Aytaç'ın resmi var ve videoda ise arabada dinledikleri şarkı..

Yeni bölüm çok beklemeden gelicek. Öpüldünüz..

Sevgiler..:*

Sürtüklerin PrensiWhere stories live. Discover now