Büyük adım seslerinin ardından yoğun bir gürültü koptu. Aldatan kadının kocası gelmişti işte. Artık ikisi de sağ çıkamayacaktı. Gelen adam silahını kadına doğrulttu ve... İzleyiciler heyecanla oyuncuların hareketlerini gözlemliyorlardı. Tek bir noktasını kaçırmak istemiyorlardı. Bu tiyatro işini sevmişti genç kız. İnsanı gerçek hayattan soyutlayan farklı hikayelerin içine girebilmek güzeldi. Bugün bölümünden sadece bi kaç kez selamlaştığı arkadaşlarının peşine takılıp gelmeseydi belki de hiç tek başına gelmeye cesaret edemezdi. Tek başına etkinlik yapmayı kim severdi ki ?
O sırada tiyatro salonunun giriş çıkışlarında bulunan çok sayıda kapılardan birinin önünde bir hareketlilik gördü genç kız. Karanlık ortamda ayırt etmesi zordu. Fakat telaşlı, aynı zamanda da dikkatli olmaya çalışan bu adamın bu salonda işi olsa olsa genç kızı yaka paça buradan götürmek olurdu. Genç kızın buna fırsat vermeye hiç niyeti yoktu.
Adam karanlık salonda hızla göz gezdirdiği yerlere dönüp tekrar bakarken orta sıralarda ona yakın olan tarafta bi izleyici ayağa kalkıp ters istikamete doğru insanların bacaklarını aşmaya çalışarak ilerliyordu. Bundan şüphelenerek izleyiciyi net görmeye çalışırken salonun birden açılan ışıklarıyla genç kızın aydınlanan yüzü emin olmasına yetmişti.
Genç kız açılan ışıklara içinden söverek daha kat etmesi gereken onlarca bacağın sahiplerine çaresizce bakıp geçmesine izin vermelerini istiyordu. Tiyatronun birinci perdesinin bittiğini duyuran anons salonda yankılandı. Arkasına bakıp adamın mesafesini kontrol etmek istediğinde adamla göz göze geldi ve hızını arttırdı. Tabii o sırada adam, genç kıza insanların arasından geçmeden ulaşmanın yollarını arıyordu.
Genç kızın uzaklaşmasını engellemek adına "Aylin Hanım! Lütfen zorluk çıkartmayın! " diye sesleniyordu. Genç kız onlara teslim olmamaya kararlıydı. İlerlemeye devam etti. "Aylin hanım! Rica ediyorum! Yavaşlayın!". Genç kız merakla onları izleyen insanların gözlerine yardım çığılıklarını ulaştırmayı ihmâl etmiyordu. Hatta birine " Polisi arayın! Lütfen!" bile diyebilmişti. Fakat keşke bunu diyebildiği izleyici ailesi tarafından sosyalleşmek adına zorla getirilmiş umursamaz bir ergen olmasaydı.
Tiyatronun ters tarafındaki çıkış kapılarından birine yaklaşan genç kız biraz daha rahatlamıştı, arkasındaki adamın sesini duyana kadar. "Aylin Hanım! Yalnız gelmediğimi siz de biliyorsunuz! Daha fazla çabalamayın, insanları rahatsız ediyoruz." Genç kız insanları rahatsız ettiğine üzülüyormuşçasına konuştuğu bu adamı dinlerken neredeyse kahkahasına engel olamayacaktı! Yalnız gelmediğini idrak edince bu pek de zor olmadı. Bunu nasıl akıl edemediğine hayret etti. Tabii ki yalnız gelmeyecekti, gerizekalı değildi bu adamlar.
İki ucu boklu değnek tabirini yaşarken bu durumdan nasıl kurtulacağını aceleyle bulmaya çalıştı. Ani bir kararla tiyatro salonunun uzun merdivenlerinden inmeye başladı. Sahneye yaklaşmıştı. Sadece acele edip o ağır perdeyi hızlıca kaldırarak sahne arkasına girmeliydi. Gerisi kolay diye düşündü. Oyuncuların giriş çıkışlarını kullanabilirdi. Perdeye de az kalmıştı hem.
İkinci perde için verilen moladan yararlanmak isteyen genç adam ayağa kalktı. Zaten bu kalabalık ortamda fazlasıyla bunalmıştı. Bir hava alsa ona iyi gelecekti. Bu işlere fazla meraklı olan kuzeni onu tabiri caizse çekiştirerek buraya getirmeseydi kendi iradesiyle geleceğini hiç sanmıyordu.
Çıkmak için ayaklandığında salonun en köşelerinde bulunan koltuklardan birinde oturduğu için şanslıydı. Az önce gördüğü genç kız onlarca insanın adeta bir bariyer olan bacaklarını geçmeye çalışırken ne kadar da tuhaf görünüyordu. Yakın olduğu taraftan çıksaydı ya. İnsanların garip olduğunu bir kere daha gözlemlemişti genç adam.
YOU ARE READING
TEK BAŞINA
Teen FictionTek başına olmaya alışmak kolay değil elbet. Ama tek başına olmak yalnız olmak değildir ya. Kendimiz var hem. En doğru, en sonsuz dost kendimiz olmaz mı? Biz her şeyi kendimizle yaşamıyor muyuz? Kendimizle üzülüp, mutlu olmuyor muyuz? Evet, evet. Bi...
