1.Bölüm

89 9 4
                                        

Hayatı hep bir koşuya benzetmişimdir. Uzun bir yol ve bitiş çizgisi...
Herkes için aynı noktadan başlar fakat aynı bitmez. Bağzılarımızın yolu uzundur, bağzılarımızın ki kısa. Hepimizin ayağında güzel, rahat ayakkabıları yoktur. Bu yarışı acı çekerek tamamlar bazılarımız. Düştüğünde bazen kendin kalkmak zorundasındır. Her zaman elinden tutacak birisi yoktur.

Hayat herkes için eşit başlar ama eşit devam etmez. Eğer isyan edip koşmayı bırakırsan bu yolda yok olmaya mahkumsundur.

Pofuduk beyaz bulutların yanından geçişimizi izledim. Bulutlar aklıma kardeşimi getirmişti. Bu dünyada o kadar kirli insan varken bu bulutlar kadar temiz olan kardeşimin bunları yaşaması...
Gözümden akan yaşı elimin tersiyle sildim.

"Hare"dedi dolunay. Cevap vermediğimde bir süre sessiz, kaldı fakat sonra devam etti. "Neler olduğunu anlatmayacak mısın?" "Merve..." yanağımdan sıcak bir damla daha süzüldü. "Durumu kötüleşiyor... Yatak yaralarının oluşması, bağışıklık sistemi çöktüğü için oluşan hastalıklar, yaşıtları koşup eğlenirken onun yatağa bağlı olması..." Kafamı çevirdim. "O kadar kalbimi acıtıyor ki... En kötüsü de ne biliyor musun? Tedavisi olduğu halde ona yardım edememek ve günden güne gözlerimizin önünde eridiğine şahit olmak."

"Peki tedavi için neyi bekliyorsunuz? " Dedi kolumu okşarken.
"Tedavi masrafları karşılayamayacağımız kadar fazla." Yüzümü ellerimin arasına aldım.
"Her zaman yanındayım. Ne gerekiyorsa yapmaya hazırım. Biliyorsun kenarda biraz birikimim var."
"Tabi ki biliyorum ama bir kaçla olacak iş değil. Ev, araba elimizdeki her şeyi satsak bile yetmiyor."
"Her şeyin bir çaresi vardır. Bunun da üstesinden geleceğiz merak etme. Hatırlıyorum kazanın olduğu gün ben artık yaşayamam diyordun ama pes etmedin, yine yapabilirsin. Yapmalısın. Merve için. "

Bu hayatta her zaman dik durmak zorundaydım. Belim bükülse, kalbim tuzla buz olsa bile...
Herkes gibi ben de bu hayata daha farklı şartlarda gelmeyi isterdim. Doğarken seçeneğimiz olsa kaç kişi yine aynı hayatını seçerdi ki. Ben seçmezdim. Eskiden hayatımın berbat olduğunu düşünürdüm. Chanel marka bir çantam yoktu çünkü ya da Versace'den bir parfümüm. Dolaplarca kıyafetim, ayakkabım veya kendime ait bir arabam yoktu. Bunların hiçbirine sahip değildim ama bu dünyadaki en nadir, en değerli, en kıymetli mücevherlerden bile pahalı, mutluluğa huzura sahipmişim meğer. İnsan bu durumu içindeyken anlayamıyor tabi. Ne zaman daha kötüsü olsa o zaman farkına varmaz mıyız elimizdekilerin kıymetinin. Ben de o zaman anladım. O hastane koridorlarında çaresizce bekleyişimde, o acı haberi ilk aldığımda, günlerce ölüp ölüp dirildiğimde, ölüm ile yaşam arasındaki ince çizgiyi bu kadar net gördüğümde...

Aslında hayat pahalı kıyafetler, bakımlı saçlar, pahalı arabalardan evlerden ibaret değilmiş. Ama dediğim gibi ben farkına vardığımda hayatım çoktan ellerimin arasından kayıp gitmişti.
Hayatım giderken benden çok şey alıp götürmüştü. Arkadaşlarımı, babamı, umutlarımı, gülümsememi hayallerimi ve de çocukluğumu, çocuk ruhumu. İnsanı yıllar değil de yaşadıkları olgunlaştırırmış derler. Ben de 23 yaşında büyümüştüm. Öyle bir büyüme ki her yıl geçtiğinde 10 yıl daha da büyüyordum sanki. Yaşam sevincim, umutlarım, hevesim hepsi teker teker ölüyordu. Artık dünyaya bambaşka bir pencereden bakıyordum. Karanlık, pis, siyah bir pencere... Kalbim sanki vücuduma ağırlık yapıyordu. Taşımak bana öyle zor geliyordu ki. Bazen yerinden söküp atmak, ardıma bakmamak istiyordum. Kalbimin bu derin yarasını bir türlü dindiremiyordum. Sanki her gün, her saat, her dakika, her saniye, daha da oyuluyordu kalbim. Her gün daha da kanıyordu.

Uçaktan indiğimde yer ayağımın altından kayıyormuş gibi hissettim. Derin bir nefes aldım. Dolunay'ın koluna girdim ve kapattığım telefonumu açtım.
Babam aramıştı... Üvey babam...
Annem yanımda değilken o vardı. Annem hassas biriydi. Babamın ölümünden 1 yıl sonra kardeşim aynı yerde feci bir kaza geçirmişti. Tek fark babam kazadan kurtulamazken kardeşim yatağa bağlı kalmıştı. Bu durum onu oldukça yıkmıştı. Ben dayanamam derken hem annemi hem de kendimi teselli etmek zorunda kalmıştım. Annem hiç yanımda olmamıştı. Anlıyorum canı çok yanmıştı ama her şeyden bu kadar çabuk vazgeçmesi, özellikle bizden ve kendinden...
Kardeşim bile hayata bu kadar sıkı tutunurken annemin bu halleri hepimizi çok etkiliyordu.
Babam olmasaydı muhtemelen biz de toparlanamazdık. Annemin bizim için yaptığı en iyi şey Yusuf babamla evlenmesiydi.

DİLHUN//TÖREStories to obsess over. Discover now