Aralık 2020
Gözlerine kadar tüm yüzünü saran atkının iki ucunu da arkadan sıkıca bağlamış, montunun şapkasını siyah kepinin üstüne geçirmişti.
Baharda ıhlamur kokusunun tüm sokağı sardığı ve birbirinden güzel bahçeleri olan evlerin yan yana dizili olduğu sokağa girdi. Şimdi ıhlamuru bırakın, sokakta ağaç olduğunu bile fark etmek zordu.
Buz tuttuğu için sıkışan büyük bahçe kapısını biraz zorlayarak açtıktan sonra ışığı uzaktan parlayan iki katlı eve doğru yürümeye başladı.
Güçlü bir rüzgar yüzüne aniden vurunca kafasını eğerek bir müddet beklemek zorunda kaldı. Kar taneleri kısa sürede tekrar düzene girince zile bastı. Bir müddet sonra kapı açılınca içerdeki sıcak hava yüzüne ateş gibi püskürdü.
Dışardan gelen soğuktan rahatsız olup hiç beklemeden sıcak salona koşan kız kardeşinin saçlarının uçuşunu izledi. Yerdeki kuru bezle içeri taşıdığı ıslaklığı sildikten sonra o da peşinden girdi.
Getirdiği ekmekleri kurulmuş masanın üstüne bırakıp şöminenin karşısında oturan kardeşlerine baktı.
Gülay, uzun, sapsarı saçlarını örmekle meşgulken Berzah, Anayasa Hukuku kitabından başını kaldırmıyordu.
Ömer yanlarına gidip aralarındaki mindere oturduktan sonra ellerini ateşe doğru tuttu. Buz tutan parmakları sıcaklıkla sızlarken alnına düşen saç tellerini geri itecek gücü dahi kalmamıştı.
"Bu son olsun. Bundan sonra ekmek almaya sen gidiyorsun."dedi Berzah'a.
Aralarında sadece bir yaş olan kardeşi kıtabını kapatıp yere uzandı ve gözlerini kısarak konuştu.
"Gülay her şeyi becerebildiğini iddia ediyorsun, ama bir ekmek bile pişiremiyorsun. Kolaya kaçıyorsun."
Genç kız saç lastiğini uzağa fırlatıp "Yeter,"diye bağırdı sinirle. "Annemle babam döndüğünde bunların hesabını bir bir soracaklar size. Köle gibi kullanıyorsunuz beni. Teşekkür edeceğinize bir de ekmek pişir diyorsunuz. Hiçbir şey yapmak zorunda olmadığımı biliyorsunuz. Ayağınızı denk alın artık! Ekmek pişirmek diyor ya, delireceğim!"
Ömer'in güzel yüzü ateşin sıcaklığıyla hafif kızarmış, soğuktan kuruyan biçimli dudaklarıyla düzgün burnunun üstü hafif sızlamaya başlamıştı. Kahverengi, ahû gözlerinin içinde aynaymışçasına yansıyan alevler epey küçülmeye başladığında gözlerini ordan çekip evlerinin önündeki bahçe lambasının altında parlayan kar tanelerine baktı. Odunun çıtırtı sesi dışarda duyulan rüzgarın sesini bastırıyor ve iyice mayışmasını sağlıyordu. Yanında oturan üç yaş küçük kız kardeşinin nefes alma sesine normalde sinir olsa da şimdi o bile uykusunu getiriyordu.
Bacaklarını kendine çektikten sonra ısınan parkeye uzandı. Başını Gülay'ın kucağına koyduktan sonra annesininki gibi masmavi olan gözlerine baktı.
"Çok asabisin,"diye mırıldandı.
Gülay kaşlarını çatıp cevap verecekken izin vermeden devam etti. "Ve çok sesli nefes alıyorsun, her zamanki gibi."
Gülay'ın kızgın bakışları git gide artarken o dudaklarının kıvrılmasını bir türlü engelleyemiyordu.
Berzah'ın abartılı bir şekilde Gülay'ın nefes alıp verişini taklit etmesiyle sabrı taşmıştı. Küplere binip Ömer'in kafasını kucağından ittikten sonra "Yeter artık iyice nefret ettiriyorsunuz kendinizden!"diye kükredi ve ayağa kalktı. Kız kardeşleri yanlarından geçerken, Berzah kolundan tuttuğu gibi kendine çekti ve çırpınan kızı göğsüne yatırdı. Gülay biraz debelense de kısa sürede pes etti. Bununla birlikte güzel bir sessizlik odaya hakim olurken Ömer'in gözleri yavaşça kapandı.
Uykuya dalacağını düşündüğü bir anda Berzah'ın mayışmış sesi o tatlı anları daha da cezbedici hale getirdi.
"Uyumamam gerek. Kütüphaneye gideceğim."
"Bence bugün gitme. Ömer Abi'nin bile ekmek alması yarım saat sürdü. Nasıl gideceksin bu saatte üniversiteye? Gitsen bile zor dönersin."
"Sınavım var. Orda sabahlayacağım."
"Evde çalış. Niye gidiyorsun?"
"Evde çalışamıyorum."
"Abi sen de bir şey desene. Bu saatte ne işi var orda?"
Ömer mayışmış sesiyle bir şeyler mırıldandı, ancak dediği anlaşılmamış olacak ki Gülay iki kolundan da tutup sertçe sarstı.
Gözlerini aniden açıp, çatılan kaşlarıyla birlikte doğruldu. Gülay homurdanarak geri yaslandığında konuşmaların konusunu yeni yeni idrak edince yüz ifadesi yumuşadı.
"Gülay haklı," dedi. "Yarın sabah beraber gideriz. Benim de sınavım var. Bu saatte zor gidersin."
Berzah'ın sessiz kalışını onaya yoran Gülay, konunun böylelikle kapandığını düşünerek memnun bir şekilde ayaklandı. Mutfağa gidip yemekleri salona taşıdıktan sonra abilerinin de oturmasını bekledi. Yemekler dağıtıldıktan sonra Berzah'ın uykusu açılmış, kahkahaları salonda yankılanmaya başlamıştı.
Başından geçen komik bir olayı anlatırken Ömer de bir şeyler ekleyip gülüyor, onları hiçbir zaman komik bulmayan Gülay'sa gözlerini devirip duruyordu.
YOU ARE READING
Merhamet
SpiritualO masum gözlerdi kalelerini düşüren, kantarını unutturan. Hep istikrarlı tutmaya çalıştığı kalbinde fırtınalar koptu. Karşısında duran Elif'in heyecanını fark edince gözlerini başka yere çevirip güzel harelerini genç kızdan mahrum etti. Oysa fırtı...
