YAĞMURUN GÖZYAŞLARI

37 2 0
                                        

O gün hayatının en önemli kararını verecekti.Dalgakırandan taşan denizin suları yağmur sularıyla birleşip yüzünü ıslatıyor,gözyaşlarına karışıyordu.İyi ki dedi içinden.İyi ki yağmur gözyaşlarımı saklıyor.Rüzgarın hoyratlığına aldırmadan orada bulunan bir banka çuval gibi yığıldı.Çantasından çıkardığı uçak biletine dokunup öylece derin düşüncelere daldı.Oysa bu şehre üç sene önce gelince ne kadar mutluydu.Valizine doldurduğu hayalleri,umutları vardı.Banktan kalkıp yalpalayarak yürüdü ve Sarıyer'in dar sokaklarına kendini vurdu.Tam o sırada Ahmet okulun kapısından çıkmış arka arkaya telefonla Eslem'i arıyordu.Ama telefondaki cevap hep aynıydı.'Aradığınız numaraya şu anda ulaşılamıyor.' Defalarca tekrar tekrar aradı.En sonunda o da yağmura aldırmaksızın okulun bahçesindeki bir banka oturdu.Bu banka oturduğu üç yıl önceki ilk gün gözünde canlandı.Okulun ilk günüydü.Onca çalışması ve emeği karşılığını vermiş.Nihayet tiyatro bölümünü kazanmıştı.Buraya dişiyle,tırnağıyla gelmişti.Derse girmeden önce bir bardak çay alıp saati beklemeye başlamıştı.Sıcak bir Eylül sabahıydı.Etrafı öylesine seyrederken birden birinin hızla önünden geçtiğini ve sonra düşüşünü gördü.Çayını bırakarak yardıma gitmişti.Yere düşen kız onun yaşlarındaydı belli ki.Kalkmasına yardım ederken kız kendiliğinden doğruldu ve bir teşekkür bile etmeden koşarak uzaklaştı.Ahmet daha sonra o kızı tekrar kantinde gördü ve çok kaba biri olduğunu söylemek için yanına gitti.Tam haddini bildirecekti ki kızın boşluğa doğru baktığını ve gözlerini hiç kımıldatmadığını gördü.O esnada başından aşağı kaynar sular boşaldı.Kız görmüyordu.Yavaşça yanına yaklaştı ve merhaba dedi.Kız sesin geldiği tarafa doğru kafasını çevirdi ve ürkek bir şekilde merhaba dedi.Ahmet konuşmasına devam etti:
Biz geçende karşılaşmıştık bahçede.Yere düşmüştünüz.Ben de size yardım etmiştim acaba bir yeriniz yaralandı mı diye durumunuzu sormak istedim, dedi.
Eslem hatırlayamayıp önce biraz düşündü ve sonra gözlerini kırpıştırarak:
-O kişi siz miydiniz. O gün çok acelem vardı.Kusura bakmayın.Ben Eslem konservatuar birinci sınıf öğrencisiyim dedi.
Ahmet de:
-Ben de Ahmet.Tiyatro birinci sınıfım ben de.Memnun oldum.Hangi müzik aletini çalıyorsun Eslem?
Eslem kendinden emin bir şekilde:
-Yan flüt, dedi
İlk tanışmaları böyle güneşli bir Eylül'de olmuştu Ahmet'le Eslemin.
Ahmet derin düşüncelerinden bir sesle irkilerek sıyrıldı.Arkasında elinde kırmızı bir şemsiyeyle bir kadın ona doğru yürüyordu.Tiyatro hocası Aydan hanım.Yanına gelerek şaşkın bir şekilde:
-Ahmet bu yağmurda bahçede napıyorsun.Hadi içeri gel şimdi provaya başlıyoruz.
Ahmet ne yapacağını,ne diyeceğini bilemiyordu.Aklının içinde kapana kısılmış gibiydi.O bir dakika hayatının en uzun bir dakikasıydı sanki.Adeta yelkovan bir kaplumbağadan daha yavaş adımlıyordu saniyeleri.O bir dakika hayatının iki ucundaki önemli bir yola gitmesini sağlayacak bir köprü gibiydi.Bir ucuna gitse öteki yolun girişi sonsuza dek kapanacaktı.Aydan hanımın sorusunu yinelemesiyle kendine geldi.Tekrar telefonuna baktığında çok az vakti kaldığını fark etti.Geçen güzel günleri düşündü.Eslem'in yan flüt çalışını,mavi gözlerine nasıl Ahmet'in ışık olduğunu,çimlerde koşturarak yuvarlanmalarına hatırladı.O an kararını verdi.Hocasına mahcup bir şekilde 'Üzgünüm' diyerek bahçe kapısından koşarak çıktı ve minibüse atladı.Nereye gideceğini bilmiyordu, Eslem'i nerede bulacağını da.Provaya gitmemesiyle hayatındaki en büyük rolünü kaptırmıştı ama Eslem'i kaybederse hayatı bitecekti.Minibüsten indiğinde üstü başı hala ıslaktı.İlk iş olarak evine gitti.Kapıya defalarca vurduktan sonra ev arkadaşı uykulu bir şekilde kapıyı açtı.Ahmet telaşlı bir şekilde Eslem'i sordu.Arkadaşı önce uykulu halde ne demek istediğini anlamadı sonra ayılınca dün gece kavga ettiklerini ve Eslem'in gece eve gelmediğini söyledi.Ahmet hırsla yumruğunu kapıya vurarak merdivenleri içer beşer atlayarak indi.Çıktığında hala yağmur devam ediyordu.Düşündü.Eslem'in en çok güneşli günleri sevdiğini,yağmurdan nefret ettiğini düşündü.Yağmur yağdığında hemen kendine bir kuytu bulur dinene kadar orada kalırdı.Güneşli günlerde parmaklarını güneşe doğru uzatır ve güneş ışıklarını görüyormuş gibi heyecanla gözlerini kırpıştırırdı.Şimdi o da yağmurdan nefret ediyordu.Eslem'e ulaşamadığı şu lanetli yağmur onu içine çeken girdap gibiydi.Adımlarını daha da hızlandırdı ve koşmaya başladı.O sıralarda Eslem başıboş bir şekilde sokaklarda elinde görme çubuğuyla geziyordu.Yanından koşarak geçip çarpan ve özür bile dilemeyen insanları umursamıyordu.Bugün ilk defa yağmurdan nefret etmiyordu çünkü içindeki hüznü ancak bu sağanak yağmur dışarı akıtabilirdi.İrinli bir yara gibi.Son damlasına kadar.Uçağa binmesine daha birkaç saat vardı ve son olarak Sarıyer'deki Ahmet'le sürekli gittikleri cafeye bir kez daha gitmek istedi.Kafeye geldiğinde sanki anılar da onunla birlikte içeri girmişti.Bir köşeye oturdu ve her zamanki gibi bol tarçınlı bir salep söyledi.Ahmet sokaklarda koşarken o da hissetmiş gibi o kafenin sokağına saptı.İçinden bir ses oraya gitmesini söylemişti.Kafeden içeri girdiğinde paçalarından hala yağmur damlaları akıyordu ama onun umrunda bile değildi.Oradaydı işte.Her zamanki gibi köşede onu bekliyordu Yavaşça yanına doğru gitti.O sırada yağmur dinmiş ve gökkuşağının ışıkları kafenin camından içeri yansıyordu

YAĞMURUN GÖZYAŞLARIStories to obsess over. Discover now