•1• : Ra

42 1 1
                                        



Hayatımda hiçbir zaman bir kitabın giriş bölümünü yazmak zorunda kalmamıştım. Hayatımda bir kitap da yazmamıştım gerçi , o ayrı. Burası benim dünyam ve işleyeceğim, kendime ve okuyucalara, ilmek ilmek işleyeceğim bir aşk hikayesi. 

Unutmayın, hayallere ne kadar inanıyorsanız aşk o kadar gerçektir. 

Bir de diğer kitaplarda görüp sevdiğim çok güzel bir şey var, okumaya başladığınız tarihi yazar mısınız buraya? 

Bir sonraki bölümde görüşmek üzere, umarım bu dünyada kendinizden bir parça bulabilirsiniz. Veya, kendinize yeni bir parça yaratabilirsiniz. 

Ayça 

-Ra- 

Evimi en son gördüğümde çocuktum. Evimi bir daha göremedim ama hala çocuk kaldım.

Bir kitabı nasıl severiz? Nelerini severiz? Kelimelerini mi, karakterlerini mi , zamanın nasıl geçtiğini fark ettirmemesini mi, kapağını mı?

Bir insanı nasıl severiz?

Kollarımdan tuttular.

Nasıl affederiz sevecek kadar ve nasıl severiz affedecek kadar?

Koltuklarına sigara kokusu sinmiş arabaya bindirdiler.

Kim affeder geçmişini, geleceği için?

Ben kindarımdır.

Hapishaneye getiriliş anım bu kadardı. Gerisini beynim kaldıramadığından silmiş olmalı. Aslında hapishane fikri o kadar da kötü gelmiyordu gözüme. Tabi ki gözüme kötü gelmiyordu. Kalbime soramayacağım. O kadar gücüm yok.

Tam hapse alışacağım derken bize görev verildi.Görev aslında basitti, hapishanede kaldığın süre boyunca sana verilen tek bir kişiyi bilgisayarından izleyecektin. Zaten doğduğumdan beri bana ne dendiyse onu yaşıyordum bir nevi. Parşömende ne yazarsa oydu kaderim. Belliydi benimkiler:

Hayırsız evlat

Üstün yetenekli hırsız ve

buğulu cam.

Babam parşömenimi gördükten sonra beni koca bir malikanenin içine kapatmış, bana belirlenmiş olan "kaderi" yaşamamı engellemeye çalışmıştı. Mümkün müydü bu? Görüldüğü üzere: Hayır.

Koridorda ellerim cebimde dalgınca ilerledim. Ben kimi izlerdim acaba? Yaşlı bir baba? Küçük bir çocuk? Alkolik ve aldatılan bir kadın?

İletişim imkanımız var mıydı? Gerçi konuşup ne yapacaktımsa, neyse. "Merhaba, babamın bankasını soyarken yakalandım. Hayır, yanlış duymadınız. Parşömenimi engellemedim en azından. Suçlu sayılmazsınız yani.Şimdi kaçmama yardım eder misiniz?"

"Hey! Ne düşünüyorsun öyle?" Gülümsedim ve sağ cebimdeki elimi çıkarıp Sincap'ın kızıl kıvırcık saçlarında gezdirdim. Kimsenin onun adını bildiği yoktu, o da söylemezdi. On beş yaşındaydı daha ve suçunun veya parşömeninin ne olduğundan haberimiz bile yoktu. Ben buraya geldiğimde bana "buraların eskisidir" demişlerdi. Kaç yaşındayken gelmişti, kim bilir.

"Öylesine. Heyecanlı mısın?" Biraz düşündü. Göz kırptı. "Şöyle taş bir model çıksa kötü olmazdı. Hani şu yılbaşı geceleri modellik yapıp kanat takanlardan bahsediyorum." Kollarını kıvırdı ve kanatları varmış gibi sırtında birleştirdi. Sırıtarak ensesine vurdum. "Ergen. O hareketle değil modele, can çekişen bir tavuğa benziyorsun.Aklın biraz da beyninde olsa keşke." Sırıttı. Gülümseyişi çocukluğumdan bir anıyı önüme serdi, gözlerimi kapattım. Görev alanına adım attığımız an, kolunu sırtından çekti, ciddileşti. O an gülmeyi kestim.

aşk: buğulu camStories to obsess over. Discover now