Çığlık

83 8 9
                                        


Bahçedeki salıncağa oturmuş günün gazetesine bakarken yere düşen pazar ekindeki görüntü çok aşina olduğu, geçmişine yıldırım gibi düşen bir sayfaya ait günlüğünün ta kendisiydi. Bir hışımla eki alıp önce kenarı çiçekli günlük sayfasına kitlendi. Sonra yazılanlara. Kalbi yerinden çıkacaktı. Bu nasıl olabilirdi. Koşarak odasına gitti. Hızlıca dizlerinin üzerine çöktü. Dizleri ahşap yer döşemenin eskimiş kıymıklarına sürtündü. Yatağının altından kullanmadığı defterleri, eşyaları kaldırdığı eskimiş sandığını çıkarttı. Elleriyle günlüğü ararken gözleriyle de köşe yazısını okumaya başladı.

Korkuyorum kendimden.

Ağlayamıyorum. Gülemiyorum. Kimseye anlatamıyorum. Bana yardım et ve sessizce dinle.

İki gün önce okuldan eve dönerken yol kenarında düştüğünü sandığım bir adama yardım ettim. Ellerindeki market poşetleri yere dağılmıştı. Gri takım elbisesinin dizleri yerin tozuna bulanmıştı. Yere saçılmış pembe domatesleri, yemyeşil sivri biberleri topladım. Bir poşettin içinde kırılmış birkaç yumurta poşete yapışmıştı.

''İyi misiniz? '' diye sordum.

''Teşekkür ederim. Sanırım bileğimi incittim arabaya kadar bana yardım edebilirseniz .'' dedi. Daha sözünü bile bitirmesine fırsat vermeden market poşetlerini aldım ve kalkması için elimi uzattım. Kalkmasına yardım ettim. Arabaya kadar gitmekte ne gibi bir sakınca olabilirdi ki? Düzgün kıyafetliydi. Belli ki her gün tıraş oluyordu. Mis gibi parfüm kokusu etrafına yayılıyordu. Hiç bir şüphe duymadan kabul ettim. Kabul ettim. Kabul ettim. O gün okulun zilinin çalmasına dakikalar kala, o kaldırımda, o adama neden yardım etmeyi kabul ettim ki?

Siyah film kaplı cipe az bir mesafe kala düşmüştü. Seke seke kaldırımın kenarından arabaya kadar elimde poşetleriyle biraz önünden yola devam gittim. Yavaşça arkamdan geliyor, yardımımdan dolaya teşekkür ediyordu. Arabanın arka bagajının önündeydim ve arabanın açılış sesiyle arkamı döndüğümde yüzünde anlamsız bir tebessüm vardı. İki elimdeki poşetleri tek elime alıp genişçe siyah keçe kaplı bagajı açıp elimdeki sebze ve meyveleri yerleştirirken ellerim arabanın tozuyla kararmıştı. Arkamdan adımların yaklaştığını hissediyordun tam arkama dönüyordum ki burnumda bir bezle sıkıca sarıldığımı hissettim değişik bir koku tüm genzime hücum etti ve gözlerimi açtığımda ellerim ve ayaklarım bağlı manav tezgahında gibiydim, siyah keçenin hışırtısı yanağıma batıyordu. Bagajdaydım.

Bağırmaya başladım. Ben bağırdıkça arabanın hızı ve daha önce hiç duymadığım garip müziğin sesi artıyordu. Olduğum daracık alanda tepiniyordum. Yaptığım iyiliğin bedelini ödüyordum. Yine bir iyilik kötülüğün pençesinden kurtulamamıştı. Neydi bu insanların derdi? Yardım edin diye bağırırken yardımcı olduğum adamın bagajında olmak sinirlerimi bozmakla kalmıyor şiddetli bir sarsıntı bedenimi ele geçirmiş tir tir titriyordum. Korkuyordum. Araba yavaşlamaya başlamıştı. Bir an durup kendimi toparlamam gerektiğinin farkına vardım. Bağırmayı ve ağlamayı kesip sakinleşmeye çabaladım. Yapamıyordum. Olmuyordu, sakinleşemiyordum. Yavaşlayan tekerlerin üstünde beni kaçıran adamanın frene bastığı aklıma geliyor iyice endişeleniyor ağacın tepesinde mahsur kalmış kedi gibi cılız bir inleme çıkıyordu böğrümden. O zaman okuduğum kitapları aklıma getirdim. Beni gülümseten kitapları düşünmeye başladım. Empati dedim kendi kendime. Empatiyi düşün. İlk aklıma empatinin kapağındaki renkler geldi gözümüm önüne bir an yanağınım altında ezilmiş domateslerin kırmızısı, yumurtanın çatlamış kabuğundan akıp kuruyan sarısı, etrafa dağılmış biberlerin yeşili tamda kitabın kapağı gibiydim. Alacalı bulacalı. Araba yavaşladıkça arka kapağındaki satırları gözlerimin önünden geçerken zihnimin her satırını ezberlemiş olmama şaşırmakla beraber buna sevindim. Karanlıkta sanki kelimeler ateşböceği gibi yanıp yanıp sönüyordu. Yaşamımızın kontrolü sizin elinizde değil. ''Okurken bunu böyle hiç düşünmemiştim ama. '' diye iç geçirmiştim. Arkadaşlarıma defalarca okuduğum satırlar şimdi bana meydan okuyordu.

Çığlık( Eylül )Cerita yang bikin terobses. Temukan sekarang