BAŞLANGIÇ

0 0 0
                                        

Bu hikayeye kimler tıklar ve okumaya başlar bilmiyorum ama umarım benimle beraber satır aralarında ve  cümlelerle beraber dans edebilecek, yazdığım duyguları beraber yaşayabilecek birilerine ulaşabilirim. Şu an tek gayem budur. Okumak isteyen istemeyen herkese saygım sonsuz. Benimle beraber bu yolda yürüyeceklere şimdiden teşekkür ediyorum.

Rüzgar, Doğuş sokağındaki hakimiyetini artırırken gökyüzündeki bulutlar yavaş yavaş kararmaya, el ele tutuşup kümeler haline gelmeye başlamıştı. Sokak, paltosunun eteklerini rüzgardan daha az etkilenmek için çekiştiren ve adımlarını git-gide hızlandırarak evine erkenden varmaya çalışan insanlarla doluydu. Doğuş sokağı ile Saka sokağının kesişimindeki sokak lambasından bu telaş manzarasına bakıldığında göze batan tek bir ayrıntı olduğu net bir şekilde görülüyordu. O da oldukça yavaş adımlarla ilerleyen bir adamdı. Kafasına taktığı siyah  adidas şapkası, siyah deri ceketi ve yine sadece siyahtan oluşan oldukça sade pantolon ve adidas spor ayakkabısı ile elleri cebinde ağır ağır yürüyordu. Kafasını yerden kaldırmadığından sadece dudaklarındaki hafif kıvrım ve kemikli çenesi gözüküyordu. Âdeta bu kötü havaya meydan okurcasına dudaklarına buz gibi bir gülümseme yerleştirmişti. Yüzündeki karanlık ifade, düşüncelerinin de bir eseriydi. O gün akşam gerçekleştireceği cinayeti kafasında tekrar tekrar canlandırıp planının kusursuzluğunu düşünüyordu. "Bu sefer harika olacak." diye geçirdi içinden.
"Plân o kadar kusursuz ki onu öldürdükten sonra kimse onun yokluğunu anlamayacak."

...

"Şey, sen iyi misin?"
Dikkatimi hemen karşımda oturan Büşra'ya verdim. Onun favori mekanı olan Kahveci Dünyası'nda oturmuş kahvelerimizi yudumluyorduk. Dışarıda yağan sağanak yağmurdan zar zor kaçıp kendimizi buraya atmıştık ve ben de ısınmaya çalışıyordum.
"Şuradaki siyahlı adamı izliyordum da dalmışım öyle." dedim karşı yolda yürüyen adamı göstererek.  O da bakışlarını karşı sokağa çevirdi. "Tehlikeli ve gizemli bir havası var. Sevdim." dedi bakışları hâlâ  adamdayken kahvesini yudumlayıp. Artık üşümem geçmiş, yerini mayışmaya bırakmıştı. Sırtımı kafenin kırmızı koltuklarına yasladım ve daha rahat bir pozisyona geçtim. 
"Neyse boşver onu da şu işimize odaklanalım."
Kupayı iki eliyle kavrayıp sırtını dikleştirdi.
"Sence cinayeti işleyen kim?"
Önce kaşlarını çattı ve düşünme moduna geçti, hemen sonra da "Olay gayet karmaşık ve çözülmesi zor gibi duruyor. Tabi Sherlock Holmes çakması biri olayı devralmazsa. Ama bana kalırsa katil uşak." dedi. "Ciddi misin sen?" bakışımı fırlattım ona. Olaylar bu haldeyken şaka yapabilen tek insan olarak tarihe geçebilirdi. Neyseki uzatmadan ellerini havaya kaldırıp teslim olma jesti gösterdi. "Kusura bakma ama ortam bu kadar gerginken düşünemiyorum. Birazcık sempatik davranışlar sergilemeye çalışırsan hem kendine hem çevrendekilere yardımcı olabilirsin. Bu da benden sana bir dipnot tatlım."
"Sana inanamıyorum. Yan komşum bu sabah güneş doğmadan hemen önce evine giren bir yabancı tarafından öldürülüyor ve sen hâlâ sempatiklikten bahsediyorsun." Ciğerlerimdeki tüm havayı hızlıca dışarıya verirken tekrar camdan dışarı bakmaya başladım. Yağmur neredeyse durmuş ortalık sakinlemişti. Işıklarda duran araçlar yeşil ışık yandığında yavaşça hız kazanıp uzaklaşmaya, yayalar daha sakin yürümeye, dükkanlara sığınanlarsa teker teker ortaya çıkmaya başlamıştı. Bu manzaraya bakmak huzur vericiydi.
"Şu an bu havayı bozmak istemem ama sence de şu hikaye işini abartmıyor musun? Duyan da gerçekten cinayet işlendiğini ve bizim de polis olduğumuzu sanacak." Haklıydı ama bu bendim işte. Kurmaca hikayelerde yaşayan asıl dünyadan kopuk olan ben. Ortaokulda hayal gücümde yaşamanın bana ilaç gibi geldiğini farketmiştim. Yeni bir kek tarifi denemek gibiydi bu amatörlüğüm. O zamanlar hayallerimi kağıda aktarmayı henüz tam kavrayamamış olsam da verdiği hazla yanıp tutuştuğumu net bir şekilde hatırlıyorum.

Tam Büşra'ya dönecekken trafik lambasının solundaki ağacın arkasında bir karaltı dikkatimi çekti. Havanın karanlık olmasından dolayı net göremesem de birinin orada dikildiğini zar zor seçebiliyordum. Baştan aşağı siyahlar içinde olan bir kadın -gerçi kadın olmak için fazla uzun ve cüsseliydi- bu tarafa doğru bakıyordu. Ya da ben öyle sanıyordum. Sırtımı dikleştirip Büşra'ya döndüm. "Şuradaki kişiye bir baksana." Arkasını dönüp gösterdiğim yere baktı. Oradaki kişinin yüzünü net bir şekilde göremesem de bana baktığı hissi sarmıştı etrafımı. Sadece bana odaklanmış gibiydi. Büşra dudaklarını büzerek bana baktı ve "Duran araçların camlarını silen çocuğu mu diyorsun?" dedi. Tekrar o tarafa doğru baktım. Karaltı gitmişti. "Sanırım birine benzettim boşver." dedim konuyu uzatmamak adına. Büşra'da üzerinde fazla durmayıp yalnızca omuz silkti. Uykusuzluktan hayal görmeye başlamış olma ihtimalim yüksekti. Hatta bu ihtimale o kadar inanmıştım ki o akşam orada gördüğüm -ya da göremediğim- karaltıyı bir daha hatırlamamak üzere zihnimden tamamen silmiştim.   Yağmur tamamen durduğunda hesabı ödeyip saatlerce oturduğumuz koltuklardan kalktık.

...

Kısa ama bir o kadar da başlangıç için ideal bulduğum uzunlukta bir bölüm. Sonraki bölümde görüşmek dileğiyle... 🤘

Yayımlanan bölümlerin sonuna geldiniz.

⏰ Son güncelleme: Oct 09, 2018 ⏰

Yeni bölümlerden haberdar olmak için bu hikayeyi Kütüphanenize ekleyin!

NEFES Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin