Günün ilk ışıklarıyla adımlarımı dışarıya atmıştım. Hava ne soğuktu ne de sıcak. Sanırım bu en sevdiğim havaydı. Etrafıma baktığımda sokakların yavaş yavaş dolmaya başladığını fark ettim. İnsanlar çeşitli nedenlerle sokaklara dökülmeye başlıyorlardı. Bunlardan biri de ben olmalıydım. Aslında artık her şey yorucu bir hal almaya başlamıştı. Aynı zamanda hayat bazen yorucu olabiliyordu. Hissettiklerimiz, düşüncelerimiz, yaşadıklarımız, bazen de yaşamak zorunda kaldıklarımız. Bir fırsatımız olsaydı geçmişe dönüp bazı şeyleri değiştirmek ister miydik? Bazılarımız isterken, bazılarımız istemezdi. Oysaki hayatı anlamlı kılan şey yaşadıklarımız, hissettiklerimizdi. Geçmiş, geleceğe zemin hazırlıyordu.
Şöyle bir dönüp geçmişe baktığımızda pişmanlıklarımızın olduğunu görüyoruz. Pişmanlık ise bazen acı anlamına gelebiliyor. Geçmiş acıtıyorsa geçmemiş demektir. Peki ya geride bıraktığımız şey zaman değil de kendimizsek?
Sahile geldiğimde zihnimde dolaşan düşüncelerle bir banka oturdum. Güvercin sesleri ve deniz kokusu huzur vericiydi. Gözlerimi kapatıp düşüncelerin beni esir almasına izin verdim.
Geçmişte takılı kalan insanlardan biriydim. Aslında biliyordum, geçmişe bakmamalıydık çünkü o yöne gitmiyorduk. Önümüzde bizi bekleyen sürprizlerle dolu bir hayat varken üstelik. Fakat ben geleceğe ait değildim. Ben her zaman bir adım arkadan gelecektim, bir adımın diğerini takip etmesi gibi. Beni buna zorlayan şeyler vardı.
Gözlerimi açıp denize baktım. Bugün gerçekten çok güzeldi ve pırıl pırıl parlıyordu. Hiç kalkmak istemiyordum fakat gitmem gerekiyordu. Derin bir nefes alarak kalktım ve biraz ileride olan balık tutan amcaya doğru ilerledim. Beni görünce gülümsedi ve elindeki oltayı kenara yavaşça bıraktı.
"Galiba gitme vaktin yine gelmiş kızım"
Bakışları içtenlikle doluydu. Bir babanın kızına bakışı gibiydi. Buraya yaklaşık 3 aydır düzenli olarak geliyordum ve bu amcayla da burada tanışmıştım. Bazen bana da nasıl balık tutalacağını öğretmeye çalışıyordu, bazen ise çocuklarından bahsediyordu.
"Hiç sorma tonton. Biliyorsun yapılmayı bekleyen pastalarım var."
Hafifçe gülümsedi ve başını salladı. Bu kadar neşeli ve tonton yanaklı olmasını seviyordum. O benim tonton dedem sayılırdı, amca dediğime bakmayın.
"Hadi kolay gelsin o zaman kızım. Nasıl olsa yarın yine gelirsin" diyerek el salladı.
"Gelmez miyim, ilk işim seni ziyaret etmek olacak " dedikten sonra gülerek el salladım ve yürümeye başladım. Tonton ile konuşmak iyi gelmişti, tabii bir de deniz havası.
Pastaneye geldiğimde daha açılmadığını fark ettim. Bugün çalışanlardan biri izinliydi, diğeri ise gelmek üzere olmalıydı. Anahtarları çıkarmak için çantama eğildiğimde birinin bana doğru yaklaştığını hissettim. Ben tam başımı kaldırırken yanımda belirdi. Uzun boylu, yapılı bir adamdı. Ben daha incelemeye ve yüzüne bakmaya yeni başlamışken konuştu :
"Pastanenize ortak olmak istiyorum. Diğer patron artık ben sayılırım"
Yüzüme sırıtarak bakan bu adamın daha kim olduğunu bile bilmiyordum, ve bu adam bana ortak olmaktan bahsediyordu. Cidden ne saçmalıyordu! Karşılık vererek bende onun yüzüne alayla baktım, başımı onaylarcasına sallayarak çantama yeniden eğildim. Anahtarları bulduktan sonra yanımda dikilen adama bakmadan kapıyı açtım. İçeriye girerken arkamdan geldiğinin farkındaydım.
"Güzel mekanmış, tarzını beğendim"
Yeni ortağımın (!) pastanemi beğenmesine oldukça sevinmiştim. Tek ihtiyacım olan şey de onun beğenmesiydi çünkü, onun için bu kadar uğraşıp güzelleştirmiştim.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Geçmişteki Gelecek
Genç Kurgu"Sen bana geçmişimin oynadığı bir oyunsun. Fakat ben seni geleceğe taşımak istiyorum."
