Esma, cuma akşamı oldukça uzun zamandır arkadaşı Ahmet'in karşısında sessizce oturmuş, biraz önce onun ağzından çıkan ölüm kelimesini sindirmeye çalışıyordu. Bir an için bakışlarını onun gözlerinde gördüğü acıma duygusundan alıp Ahmet'in Üsküdar'daki 5. kattaki ofisinin penceresinden dışarıya çevirdi. Uzaklarda, bu serin eylül akşamında Marmara Denizi'nin üzerinde ağır ağır ilerleyen bir feribot gördü. Benim yolculuğum sona yaklaşıyor, diye düşündü. Ardından da Ahmet'in kendisinden bir cevap beklediğini fark etti. " İki hafta..." dedi. Bu bir soru değildi. Ahmet'in masasının arkasındaki kitaplıkta duran saate gözü takıldı. Saat sekizi on yedi geçiyordu. Ahmet onu cevaplıyordu: " En fazla üç. Üzgünüm, Esma Abla. Umuyordum ki.."
" Üzülme." Esma sertçe lafını kesti. " Ben 76 yaşındayım. Benim kuşağım her ne kadar öncekilerden daha uzun yaşasa da arkadaşlarımı son zamanlarda dökülen yapraklar gibi teker teker kaybediyorum. Bizim için asıl sorun, fazla uzun yaşamak ve sonunda bir huzurevine düşmek ya da herkese kocaman bir yük olmak. Fazla vaktimin kalmadığını ama hala net bir şekilde düşünebileceğimi ve son ana kadar yardım almadan yürüyebileceğimi bilmek çok güzel." sesi giderek alçalmıştı.
Ahmet'in gözleri kısıldı. Esma'nın yüzündeki huzuru yok eden sorunlu ifadeyi anladı. Esma daha söze başlamadan Ahmet onun ne diyeceğini biliyordu. " Ahmet, bu sadece seninle benim aramda kalacak." Ahmet başıya onayladı Esma'yı.
" Gerçeği saklamaya devam etmeye hakkımız var mı? " diye sordu Esma, dikkatle ona bakarak. "Annem öyle olduğunu düşündü. Bu sırrı kendiyle mezara götürmek istiyordu ama son anda sen ve ben onunlayken bize bundan bahsetmeye mecbur hissetti kendisini. Bu, onun için bir vicdan meselesiydi ve Sevda'nın hayatı boyunca yaptığı tüm o mükemmel iyiliklerin yanında yıllar önce eve kapanmasının hemen öncesinde sevgilisiyle duygularına hakim olamadığı bir ilişki yaşadığı için itibarı hep gölgelendi."
Ahmet, Esma'nın yüzünü inceledi. Yaşlılığı anlatan o ifade, gözlerinin ve ağzının etrafındaki kırışıklıklar, boynundaki ve ellerindeki hafif titreme bile yüzündeki keskin hatların özelliğini kaybettirmiyordu. Ahmet'in babası Esma'nın annesinin kalp doktoruydu ve babası emekli olduğunda işleri Ahmet devralmıştı. Şimdiyse ellisine yeni başmış biri olarak Maden ailesinin kendi hayatında olmadığı bir an bile hatırlamıyordu. Daha çocukken Esma'ya derin bir hayranlık beslerdi, daha o zamanlarda bile Esma'nın hep çok güzel giyindiğinin farkındaydı. Daha sonradan anladı ki, Esma o zamanlar ünlü bir butikte satış elemanı olarak çalışıyordu ve giyim tarzını sezon sonu ucuz kıyafetler belirliyordu. Esma hiç evlenmemiş ve yıllar önce çalıştığı butikte yönetim kurulu üyesiyken emekli olmuştu.
Ahmet, kuzeni Sevda ile sadece birkaç kez karşılaşmıştı ve o zamana kadar Sevda, özürlü çocuklar için 5 hastane kuran kadın olarak çoktan bir efsane olmuştu bile. " Pek çok insanın, beyin kanseri olan bir çocuğun iyileşmesini bir mucize olarak kabul ettiğini ve Sevda'nın dualarına dayandırdığını biliyor musun? diye sordu Esma. Ahmet ağzının kuruduğunu hissetti. "Hayır, duymadım."
" Tabiki bir çocuğu olup olmadığı araştırılacak ve o dedikodular ortalığı sararak onun saygıdeğer biri olma şansını çok yüksek ihtimalle ortadan kaldıracak. " diye ekledi Esma, kızgın bir ses tonuyla. " Esma Abla, Sevda'nın ve annenin, çocuğun babasının ki eğer böyle bir şey varsa adını vermemesinin bir sebebi vardı. " dedi Ahmet. Esma ellerini sandalyesinin kollarına dayadı ki bu Ahmet'e kalkmak üzere olduğunu gösteren bir işaretti. Ahmet ayağa kalktı ve onun gibi hantal birine göre hızlı sayılır adımlarla masasının etrafını dolandı. Esma, bazı hastalarının ona " Tıknaz Kardiyolog Ahmet" dediğini biliyordu. Ahmet de hepsine göz kırparak alaycı sesiyle şu tavsiyede bulunurdu; " Beni kafanızdan çıkarın ve kilo vereceğinize güvenin. Ben bir dondurma külahı resmine bakınca bile 2 kilo alıyorum. Bu da benim sorunum. " Bu, onun en iyi şovuydu. Şimdi Esma'nın ellerini ellerinin arasına aldı ve onu zarif bir şekilde öptü. Esma, onun kısa, aklar düşmüş sakalının, yanağını sıyırdığını hissedince istemsiz kendisini geriye çekti ve arkasından bu tepkisini saklamak için de Ahmet'in öpücüğüne karşılık verdi. " Ahmet, benim durumum aramızda kalacak . Kısa bir süre sonra benimle ilgilenecek birkaç kişiye söyleyeceğim." Bir an durdu ve daha sonra iğneleyici bir ses tonuyla ekledi: " Aslında onlara haberi hemen versem kesinlikle çok daha iyi olacak. Belki de ailemden geriye kalan tek bir kişinin bile olmaması benim için bir şans." Sonra durdu, demin söylediğinin doğru olmadığını fark etmişti.
Ölüm döşeğindeyken annesi ona, Sevda'nın hamile olduğunu öğrendikten sonra bir yıl İzmir'de kalarak orada bir erkek çocuk doğurduğunu söylemişti. Çocuk, Sevda'nın seçtiği Ankara'da yaşayan Ordulu bir çift tarafından evlat edinilmişti. Ona Erdal adını koymuşlardı ve Erdal Ankara'da büyümüştü.
O zamandan beri onların yaşamlarını takip ediyorum, diye düşündü Esma. Erdal kırk yaşına gelene kadar evlenmedi. Karısı uzun süre önce öldü ve kendisi de üç yıl kadar önce vefat etti. Kızları Meryem, şu anda otuz yaşında, Özel Kalp Atışı Hastanesi'nde çalışan bir çocuk doktoru. O benim tek ailem ve benim varlığımdan bile haberdar değil.
Ellerini Ahmet'in sımsıkı avuçlarından kurtardıktan sonra " Meryem, hayatını bebeklere ve küçük çocuklara adamasıyla tıpkı babaannesine benziyor. Bütün o paranın onun için ne demek olduğunu görebiliyor musun? " dedi.
" Esma Abla, kefarete inanmaz mısın? Sevda'nın çocuğunun babasının, hayatının geri kalan kısmında ne yaptığına bir bak. Onun kurtardığı hayatları bir düşün. Peki ya erkek kardeşinin ailesi? Onlar en önde gelen hayırseverlerden. Böyle bir şeyin ortaya çıkmasının onlar için ne anlama geleceğini düşün."
"Benim de üzerinde düşündüğüm ve iyice tartmak zorunda olduğum konu zaten bu. Meryem, o ailenin gelirinden faydalanacak yasal varis. Mustafa Akbaş onun dedesi ve mirasında her şeyini şayet varsa çocuğuna, yoksa da erkek kardeşine bıraktı. Seni daha sonra arayacağım Ahmet."
...
Dr. Ahmet Celiloğlu özel birosunun kapısı kapanana kadar bekledi ve ardından telefonu eline alarak çok az kişinin bildiği bir numarayı aradı. Tanıdık bir ses cevap verince fazla oyalanmadan söze girdi. " Benim de korktuğum buydu işte. Biliyorum, Esma Abla... konuşacak."
" Buna izin veremeyiz. " dedi telefonun diğer ucundaki kişi, duygusuz bir şekilde. " Bunun gerçekleşmeyeceğinden emin olmalısın. Neden ona bir şey vermedin? Sağlığı bu kadar kötüyken kimse onun ölümünü sorgulayıp peşine düşmez. "
" İster inan ister inanma ama birini öldürmek bu kadar kolay değil. Peki ya ben onu durdurmadan önce geriye bir kanıt bırakırsa? "
" O zaman da işi sağlama alırız. Söylemesi üzücü ama şu günlerde İstanbul'da genç ve çekici bir kadına yapılan ölümüne bir saldırı pek sıradışı sayılmaz. Bu işi hemen halledeceğim. "
VOCÊ ESTÁ LENDO
Karanlık ve Aydınlık
Ficção GeralYetmiş altı yaşında ve sağlığını her geçen gün daha da kaybeden Esma Maden, pek fazla zamanının kalmadığının farkındadır. Hayatının son döneminde çok önemli bir seçim yapmak zorundadır: uzun zamandır saklanan bir aile sırrını açıklamak ya da onu ken...
