15 yaşımda ''AŞK''

86 6 4
                                        

Kasımpatı.

Sadece Kasım ayında açmasından belliydi aşka küskün oluşu. Kim bilir belki de koşa koşa gelirdi sevdiğine. Ama küstürürdü onu sevdiceği.Bu platonik sevgi onu on bir ay acı ile kavururdu. Dayanamaz Kasım olunca açar, şenlenirdi.Koşardı aşkına delicesine. Sonra platonik aşık yeniden öldürürdü o narin kalbini bir kez daha. Bu yüzden mi ona Ölüm Çiçeği derlerdi?

17 SENE ÖNCE

Aynadaki görüntüsüne baktı genç kız. Bugün hafif bir şekilde makyaj yapmıştı. Birazcık allık ve rimelden kimseye zarar gelmezdi bence. Annesi görse '' Her halinle güzelsin, ne gerek var'' derdi. Ama kız sevdiğinin dikkatini çekmek için elinden geleni ardına koymayacaktı. O çekik kahverengi gözler kendinde hapsolsun istiyordu. Kestane kızıl saçlarını geriye doğru savurdu. Belindeki saçları bir yele gibi gür ve güzeldi.On beş yaşındaki bu toy kız aslında ne kadar güzel olduğunun farkındaydı.Ama nedense bir türlü o fark etmiyordu. Etsin istiyordu. Bal rengi gözleri, çıkık elmacık kemikleri,dolgun dudakları kıskanılasıydı.Boyu yaşının aksine uzundu ve artık küçük bir kız halinden çıkan vücudu dikkat çekiciydi. Çiçek Aras okulda herkesin sevdiği, imrendiği; erkeklerin etrafında pervane olduğu bir kızdı. Ancak Çiçek, o pervaneleri değil; her çiçekten bal almayı seven o arıya tutulmuştu.Her nasılsa bu genç onun güzelliğini fark etmiyor,ona kayıtsız kalıyordu.Kapıya üç kez tıklatılmasından annesinin kahvaltıya çağırdığını anlamıştı genç kız.Aşağı kata indi sessizce. Annesiyle göz göze gelmemeye çalışarak. Sanki annesi ne yaptığını anlamayacaktı bakmasa.

''Aahh Çiçeğim. Annen seni nasıl güzel doğurmuş bir bilsen.Aynı bensin, aynı.'' Kadının sesindeki imayı duymazdan geldi Çiçek. Ona bakıp güldü. Bekliyordu sessizce. Annesi hayatta bu kadar kısa konuşmazdı. 

'' Annen seni doğuştan kirpikleri kıvrık, rimelli; yanakları allıklı doğurdu değil mi Annem.'' Bu bir soru değildi.Genç kız yavaşça kafasını kaldırdı.

''Doğuramamışsın ki sürüyorum Anne !'' Sesi isyankar çıkmıştı.

'' Annem senin her şeyin güzel. Ne gerek var ki bunlara?''

'' Anne senden güzel oldum diye kıskanıyorsun. Hadi kabul et ! '' Genç kız annesinin sandalyesinin arkasına hızla geçmiş onu gıdıklıyor öpüyordu.Annesi artık çatlayacak gibi oldu bıraktığında.

'' Bugün insaflıyım bak kıymetimi bil.'' Sesi adeta muzurlukla çınlıyordu.

'' Deli kız. Vallahi birgün beni gülmekten öldürüvereceksin. Hem ne kıskanması. Kızımı erkenden elimden alıverirler mazalah diye korkuyorum. Saklasam mı kız seni?'' Nefes nefese kalmış bir yandan gülüyor bir yandan gözlerindeki hüzün onu ele veriyordu. Eşi öldüğünden beri tek dayanağı tatlı kızı olmuştu. Hala küçüktü ama bir gün kuş gibi uçacak olması bu uzak gelecek kadını çok üzüyordu. Ne yapardı ki kızı olmadan.

'' Anne sakla valla. En iyi yer şu turşu bidonu bak. Kışın canın istedi mi çıkarır yersin.'' Kız kahkaha atıyordu. Annesi kızar gibi parmağını salladı. '' Çok bilmiş seni'' dedi. Kahvaltı böyle tatlı atışmalarla geçerdi her sabah. Kızını öpüp uğurladı. Arkasından bakarken ne kadar da güzel diye düşündü.Kendi gençliğine fiziken ne kadar benzese de o güzel gözler ve saç rengi kesinlikle babasının bir emanetiydi.Yüreğini kor gibi yaktı yine hatıralar. '' Ona iyi bakıyorum. Merak etme.'' dedi gökyüzüne bakarak. Elini kalbine koydu ve içinden '' Seni çok özledim Faruk.'' dedi. Burda olsun ne kadar isterdi. Otuz beş yaşındaki kadın hala çok güzeldi. Üç yıl önce bir kazada kaybettiği eşiyle küçük yaşta kaçarak evlenmişti. Babasının onu evlatlıktan reddettiğini biliyordu.Kimsesi yoktu. Kocasının maaşıyla geçinip gidiyorlardı. Hayata Çiçeğiyle beraber tutunmuşlardı. O olmasa ne yapardı. Düşüncelerinden sıyrılıp günlük işlerini yapmak için eve girdi.

ÇİÇEK BALIStories to obsess over. Discover now