şehrin karanlığı, yeni başlangıç, farklı kurgu.
•
"Suçlu her zaman avukat bulur, masum ise bazen."
- Albert Camus
•
Kadın, üzerinde ki kırmızı elbiseyi bir kaç kez eliyle düzelterek, önünde ki gösterişli kapıya baktı.
Giydiği kırmızı elbise ve ayakkabıları, eline aldığı parıltılı çanta ile içeride ki zengin iş adamlarını, güzelliği ile ağına düşüren o kadınlardan hiç bir farkı kalmamıştı. Bu kadının tek farkı, kalbinde ki intikam ateşiyle yanıp kavrulan acıydı. İçeri de ki hiç bir kadının ise, yanıp kül olacak bir yüreği yoktu.
Kırmızı elbisesinin derin yırtmacı, şimdiden herkesin dikkatini çekmişti.
Bir kaç adım atarak, kapıda ki iri güvenliklere sahte bir gülümseme gönderdi.
Kapıda ki adamlar, her ne kadar güçlü gözükselerde; bir kadının şehvetine kapılacak kadar zayıflardı.
Kayra, onları zayıf noktalarından tam on ikiden vurmuştu.
Önünde ki gösterişli kapı, açıldı. Kadın, yüzünde ki gülümsemeyi hiç indirmeden içeriye bir göz gezdirdi, aynı zamanda tüm mekanın delici bakışlarını üzerinde hissediyordu, aldırmadı. Bir birine tokuşturulan kadehlerin sesi ve etrafa saçılan para kokusu mekanı hapsetmişti.
Büyük iş adamları, koltuk altlarına aldığı bir kaç kadına buseler konduruyor, ardından ellerine bir kadeh daha şarap tutuşturuyordu.
Hepsi çok büyük işler kazanacak kadar zeki adamlardı, ama aynı zamanda bir kadının etkisi altında kalabilecek kadar aptal.
Kadın; saçlarını geriye savurarak, kurbanına doğru ilerledi.
Ali Güngör, oldukça iyi bir iş adamı olduğu kadar, karanlık işlerle de arası oldukça iyi olan bir adamdı.
Karşısında ki adamın oldukça keyifli olduğu belliydi. Viskisinden bir kaç yudum alıyor, elinde ki para destelerini etrafa saçıyordu. Kadınlar, paranın kokusunu duyduklarına anda, yüzünde ki gülümsemeleri daha da genişletiyorlardı.
Adam, Kadını fark ettiği anda, dudaklarını ıslatıp ona doğru ilerledi.
Elinde ki viskiyi, görür görmez etkilendiği kadına uzattı.
Kadın, bu teklifi reddetmedi. Ona uzatılan viskiyi eline alıp, bir gülümseme gönderdi karşısında ki sarhoş adama.
Ali Güngör, kadının bu hareketinden oldukça etkilenmişti, öyle ki onunla birlikte olmak için tüm servetini ortaya dökebilirdi.
Kadın, bunun farkındaydı, işinin oldukça kolay olacağını biliyordu. Tek bir gülümsemesi ile, kurbanını mest etmişti bile.
"Buralarda.." dedi adam sarhoş olduğu her halinden belli olan ses tonuyla.
"Böyle bir güzelliği daha önce hiç görmemiştim.."
Kadın, adamın deli gibi sarhoş olduğunu biliyordu. Ne söylerse söylesin, anlamayacaktı.
Kırmızı dudaklarını adamın kulağına yaklaştırdı.
"Son kez görüyorsun." dedi Kadın. Adam, tek elini Kadın'nın beline yerleştirerek, iğrenç bir gülümseme yolladı ona.
Birlikte, merdivenlerden çıkıp onlarca odanın olduğu geniş koridora geldiler.
Kırmızı ve siyahın yoğunluk ettiği bu koridorda, bir kaç çift sarmaş dolaş odalara girip çıkıyorlardı.
Kadın ise tüm tiksindirici bakışlarıyla onları izliyordu.
Adam, elinde ki anahtar ile gösterişli bir kapıyı açıp, Kadına geçmesi için eliyle yön gösterdi.
Kayra, yüzünde ki ifadeyi silip, sahte gülümsemesi ile içeriye girdi.
Geniş bir yatağın, ve onlarca dolu viski şişelerinin bulunduğu bu odada, bir çok kadının çığlıklarını duyuluyordu.
Daha fazla burada durmak istemiyordu, biran önce işini halletmeliydi.
Kalbinde ki tüm duyguları, bir odaya sıkıştırıp kapısını kapattı.
Çünkü biliyordu, duygular bir insanın en büyük zayıf noktasıydı.
Alev alan kalbinin üzerine, büyük bir buz kütlesi yerleştirdi.
Ali Güngör, elinde ki viski bardaklarını doldururken, Kayra ışıltılı çantasının içinden siyah deri eldivenlerini çıkardı.
Tek bir hamlede, eldivenleri eline geçirirken, kurbanı elinde ki bardaklarla tam karşısındaydı.
Bir bardağı Kadın'a uzatırken, kendisi çoktan kafasına dikmişti.
Kayra, derin yırtmacının bulunduğu bacağını uzatarak, karşısında ki adamı etkisi altına almıştı.
Keyifinden dört köşe olan adam, üzerinde ki beyaz gömleğin düğmelerini çözmeye başlamıştı bile.
Kayra, eliyle düğmelerini çözmesine yardım etti.
"Sana göstermem gereken şeyler var.." diyerek fısıldadı kurbanın kulağına.
Adam, gülümseyerek onayladığını belirten sesler çıkardı.
Kayra, çantasından çıkardığı siyah bir kumaş parçasını adamın gözlerine bağladı.
Ardından, kurbanının tam karşısına geçerek, elbisesinin açıkta bıraktığı bacağından ani bir manevra ile bıçağını çıkarttı.
Ali Güngör'ün tam göğüs kafesinin ortasına sapladığı bıçağını, bir kaç kez döndürdü.
Kadın, onun acı çığlıklarını duydukça, hissettiği zevkten gülümsüyordu. Hiç acımadan kurbanın göğsüne sapladığı bıçağını çıkardı, dizlerinin üzerine çöken kurbanını, kan lekelerinin kirlettiği topuklu ayakkabısı ile ittiğinde, kurbanı yere yığılmıştı bile.
Kendisi de dizlerinin üzerine çöktü. Kurbanının kapanmak üzerine olan gözlerine; eserine bakan bir sanatkâr gibi bakarak, gülümsedi.
Ardından, kırmızı dudaklarını onun kulağına tüyler ürpertecek kadar yaklaştırarak, soğuk ses tonuyla fısıldadı.
"Bu bir cinayet değil, bu bir intikam."
Kadın, önünde yere serilen cesetten elini çekti, gözlerini cesedin soğuk gözlerinden ayırdı, ölü bedenin ruhunun özgürleşmesine izin verdi.
Onu, sırtından değil de göğüs kafesinin altından bıçaklamıştı, çünkü Ali Güngör bir cinayete kurban gitmeyecekti, intihar edecekti. Kendisini sırtından bıçaklayamazdı, ama bir bıçağı göğüs kafesine saplayabilirdi. Kadın, çantasından Ali Güngör'ün intihar mektubunu çıkardı. Adamın cansız parmaklarını sayfalara dokundurdu, ardından mektubun yazıldığı kaleme.. Bir kaç kutu depresyon ilaçlarını yerleştirdi çalışma masasının üzerine, yarıda kalmış bir viski bardağı.. yere saçılan bir kaç eşya. Hepsinin üzerinde, ölü bir adamın imzası vardı, parmak izleri..
''Ali Güngör, bir kış gecesi içinde bulunduğu depresyon sebebi ve alkolün etkisiyle, intihar etti.''
Her şeyi tamamladığında, bir sanatçının eserine baktığı gibi gözlerini gezdirdi kan kokan tabloda. Hiç bir masumun, tenine bile dokunamamış kadın, şimdi bir adamın hayatla olan bağlantısını koparmış, ellerini kana bulamıştı. Derin bir nefes aldı, gözlerini kapattı. Uzun kirpiklerinin gölgesi, elmacık kemiklerine yansıdı. Gözlerini tekrar açtığında, göz bebekleri daha çok parladı. Gözlerinin dolmasının sebebi, karşısında ölü yatan beden miydi, yoksa göğüs kafesinin altında ki ölü olan çocukluğumu karar veremedi.
Gözlerini, kan lekesi sıçrayan kırmızı ayakkabılarına çevirdiğinde, yüreğindeki bu sızının sebebinin çocukluğunun olduğunu fark etti. Yüreğini sızlatan, içindeki çocuktu. O da kadın gibi, kırmızı ayakkabılarına bakarak ağlıyordu. Bir zamanlar kirlenmemesi için çamura basmayan o çocuk, şimdi bir cesedin üzerine basıyordu; büyümüştü. Kadın, bu adamı öldürdüğü için Tanrı'dan özür dilemeyecekti belki ama, içindeki o küçük kız çocuğu çoktan Tanrı'nın gölgesine saklanmıştı.
Kadın, ayakkabılarının zeminde bıraktığı tok ritmik ses ile görkemli kapıdan dışarıya çıktı. İçeride ki ceset, kadının her bir adımında biraz daha soğuyor, damarlarında ki kan biraz daha zemini ıslatıyordu.
Bu görkemli salonda ki hiç kimse, Kadın'nın bir adamın göğüs kafesini tek bir darbe ile kan gölüne çevireceğini öngöremezdi. Oysa şeytanda, siz uçurumdan yuvarlana dek varlığını fark ettirmez, onun yırtıcı tırnaklarını ve şeytani oyunlarını değil, yalnızca kanatlarını görmenizi sağlardı. Fakat o, bir şeytan değil; bir kadındı. Ve bir kadın, şeytan gibi cennetten kovulan bir melek değildi. Kadın, hem cennetin hem de cehennemin ta kendisiydi.
Araftı.
Geçmişin, gelecekteki yankısıydı.
ESTÁS LEYENDO
YANKI
Misterio / SuspensoGözlerini, kan lekesi sıçrayan kırmızı ayakkabılarına çevirdiğinde, yüreğindeki bu sızının sebebinin çocukluğunun olduğunu fark etti. Yüreğini sızlatan, içindeki çocuktu. O da kadın gibi, kırmızı ayakkabılarına bakarak ağlıyordu. Bir zamanlar kirlen...
