KAAN;
Lise birden beri her pazar günü sahile gelip kamp yapmak artık bizim için gelenek olmuştu.
Çağlar, Kutay, Doruk, Efe ve ben. Okulun hem çalışkan hem sosyal beşlisi.
Her zamanki gibi kamp eşyalarımızı sırtımıza yükleyip, otobüse bindiğimiz bir gündü.
Kamp ateşini yaktık, uyku tulumlarını serip çadırları kurduk. Önceden hazırladığımız sandviçleri ve soda şişelerini çıkarıp afiyetle yedik.
"Hadi şişe çevirmece oynalım!"
Bu fikir tabii ki Çağlar'dan gelmişti.
"Oğlum yine mi ya! Bıktım lan! Tabu falan oynayaydık bari."
"Geçen hafta oynadık tabuyu."
"Tamam okey oynayalım."
"Okey takımı yanımızda değil ve beş kişiyiz."
"Tamam oynayalım. Benim sodam bitti. Kaan sen çevir."
Tabii ki çevirmeden önce rutin konuşmamı yaptım:
"Sodanın içildiği yere denk gelen kişi sorar, tabana gelen kişi cevaplar."
"Oğlum ezberledik artık tamam lan."
Efe 'lan' kelimesi olmadan çok zor konuşurdu. Kızların yanındayken bilr öyle, manyağın teki anlayacağınız. :D
Şişeyi çevirdim. Doruk soruyordu ben cevaplıyordum.
"D mi C mi?"
"Senden korkulur ama... Cesaret be!"
"Bak bunu Kutay'a hazırlamıştım ama şansa bak talihli sen çıktın."
"Çok komik." deyip yapmacık bir trip atıp dil çıkardım.
"Instagram'da en son konuştuğun kıza: Senden hoşlanıyorum, sevgilim olur musun? diyeceksin."
"Abi n'aptın ya?"
"Olum bu ağır oldu."
"İyiki bana gelmedi. Ballı günümdeyim."
Kutay kahkahalar atarken ben ona öldürücü bakışlar atıyordum.
"Oyun için demek yok haberin olsun!"
"Tamam sus Doruk."
Instagram'a girdim. Son konuştuğum kız proje ödevini sorduğum Bade'ydi.
"Olum n'aptın ya? Bade'ye mi çıkma teklifi edeceğim şimdi?"
"Allah'tan belanı mı arıyorsun? Sınıfın en güzel ve en zeki kızı lan o!"
"Ben Pelin'den hoşlanıyorum hatırlıyorsan."
"Pelin esmer, Bade kumral. Tipim değil mi diyorsun şimdi?"
"Evet."
"Bir git yahu!"
"Hadi hadi at mesajı."
"Zamanımız gidiyor Kaan hadi kardeşim."
"Bir susun! Tırstım şuan."
"Tamam rahat bırakın çocuğu."
En sonunda derin bir nefes aldım ve mesajı attım: Bade, senden hoşlanıyorum. Sevgilim olur musun?
"Attın mı?"
"Attım."
"Tamam devam edelim oyuna. Hadi durmak yooooook."
Oyunu oynuyordum ama kafam Bade'deydi. Sonuçta her ne sebepten olursa olsun, bir kızın hatta bir insanın duygularıyla oynamak çok yanlıştı.
Ben bunları düşünürken Bade'den mesaj geldi...
BADE;
Her pazar kızlarla yaptığımız gibi sitenin çimlerine oturmuş, çiğdem çitliyorduk.
Berfin, Azra , Dilara ve ben. Okulun son durumunu değerlendiriyorduk. Son yıllarda çok yükselmişti.
"Kız Bade, düşünsene... Seneye, sınavda dördümüz sınavda ard arda geliyormuşuz."
"Aynı üniversiteye gideriz."
"Aynı evde kalırız."
"Ay çok güzel olur!"
"Temizliği beraber yaparız ama kızlar, titizim diye bana kakalamak yok ha! Baştan söyleyeyim." bunu tabii ki ben söyledim.
"Çayı nereye koydunuz?" Dilara çay delisi olduğu için dakika başı çay istiyordu.
"BİTİRDİN ÇAYI BİTİRDİN! GERİZEKALI YAVAŞ İÇ BİRAZ!" Bu bizim her şeye karşı çabuk sinirlenen ve yine o kadar hızlı sakinleşen sevgili Azra'mız.
"Azra sakin ol. Çay bu çay, tekrar yapılır." Bu herkesi sakinleştirmeye çalışan, en son ne zaman sinirlendiğini unutan ben.
"Durun ben evden kurabiye getireyim." Bu hamarat Berfin.
Saçma sapan konulardan sohbet ederken telefonuma mesaj geldi, hoşlandığım çocuktan olduğu için tabii ki elim ayağım titreyerek açtım.
Ve donakaldım. Mesaj şuydu: "Bade, senden hoşlanıyorum. Sevgilim olur musun?"
Kaan benden nasıl hoşlanabilirdi ki? İmkansızdı.
Ama belki de imkansız sandığımız kaderimizdir...
VOCÊ ESTÁ LENDO
İmkansız Kaderim
Ficção Adolescente"İmkansız demeyin, hayal diyin." Beş erkek şişe çevirmece oynuyorlardı. Yani "Doğruluk mu Cesaret mi?" Doruk, Kaan'a soruyordu. Kaan "cesaret" demeyi seçti. Doruk, Kaan'dan şunu istedi: Instagram'da son konuştuğun kıza, ondan hoşlandığını ve sevgil...
