Yattığım yerden yavaşça doğruldum. Tuvalin karşısına geçip izlemeye başladım. Huzur içinde baktığım resim bana gizli bir kapının anahtarını verecek gibiydi. İçimden bir ses ise eğer resmi bitirirsem yok olacağını söylüyordu. Hayattan umudunuzu kestiğiniz hiç oluyor mu? Başka bir şehre başka bir diyara gitmek istediğiniz zamanlar. İşte öyle bir zamanın içindeyim. Annem ve babam öldüğünden beri hiçbir şey eskisi gibi değil. Mütemadiyen evden çıkmadan resim yapmaya çalışıyorum. Bu durum bir çabadan öteye gitmiyor. Duvardaki gölgem bile her an beni ele verecek gibi bana bakıyor. Bazen kendimi umarsızca dışarı atmak istiyorum. Fakat bir daha geri gelememekten korkuyorum. Korkumu bir kenara bırakmalıyım. Bunu biliyorum ama ne fayda. Evden her dışarı adım atmak istediğimde gizli bir güç beni durduruyor. Göğsümden başlayıp ruhumun her zerresini saran bir acı hissediyorum. İçimde yaşadıklarımı neden tuvale yansıtamıyorum. Cesaretim yok biliyorum ama hiç yoktan bunu denemeliyim.
Kararsızdım. En kötü kararın bile kararsızlıktan iyi olduğu zamanları geçtim. Bir karar vermeliydim. Yok olması belki de onu var edecekti. Tuvale biraz daha yaklaştım. Nedenini bilmiyorum o an parmaklarım titremeye başladı. Kolumu kaldırdım. Ellerime baktım. Parmaklarımda bir fırça darbesi bile vuracak güç yoktu. Hayır bu böyle olamazdı. Gücümü toplamalıydım. Masanın yanına gidip paleti ve fırçayı aldım. Tuvale yaklaştım. Elim titriyordu. Fırçayı kavramaya çalıştım. Parmaklarımın arasındaki fırçanın varlığını hissedemiyordum. Fırçayı paletin üstüne koydum. Sağ işaret parmağımı ağzıma yaklaştırdım. İşaret parmağım dişlerimin arasındaydı. Kısa bir süre sonra ağzımın içinde yayılan kanın tadını aldım. İnsan midesi bulanmadan yarım litre kan içebilirmiş biliyor musunuz. Emmeye başladım. Ağzımın içinde yayılan kan beni mutlu ediyordu. Parmağımı dişlerimin arasından çektim. Herhangi bir acı hissetmiyordum. Parmaklarımı hareket ettirmeye çalıştım. Çok az hareket ettirmeme rağmen parmaklarımı istediğim gibi hareket ettiremiyordum. Bir an başım dönecek gibi oldu. Bir iki sendeledim. Masadan destek aldım. Çaprazımda duran sandalyeyi kendime çekip oturdum. Masada duran peçeteyle parmağımdaki kanı temizledim. Temizlerken yaraya baskı uyguladım. Herhangi bir acı hissetmiyordum. Gözlerimi kapattım. Odanın içindeki sessizliği dinledim. Şu an olanlar tamamen bir rüyaydı. Bunun başka bir açıklaması yoktu. Gözlerimi yavaşça açtım. Her taraf fluydu. Gözlerimi ufaladım. Sis perdesi kalktı. Yutkundum. Duvarlara baktım. Ne kadar da boş. Bu boşluğu doldurabilirdim. Ama nasıl. İyice düşünürsem bunun cevabını bulmam an meselesiydi. Gözüme şövalenin üstünde duran bitiremediğim resim ilişti. Ne kadar da bitmiş görünüyordu. Belki de aylardır bu resme bir fırça darbesi bile vuramamamın nedeni resmin bitmiş olmasıydı. Olabilir miydi? Hayır mümkün değildi. Resmi bitirmiş olsam bilirdim. Hayalimdeki bitmiş resimle karşımda duran resmi kıyasladım. Amacım eksikleri bulmaktı. Fakat hayalimdeki resim buna imkân vermiyordu. Ayağa kalktım. Değişik açılardan resme bakmaya başladım. Ne anlatmak istiyordum ama ne kadarını anlatmıştım. Beynimin içinde bir ses curcunası vardı. O kadar çok şey söylüyordu ki. İşime yarayacakları bulmak için biraz sakinleşmem gerekiyordu. Ellerime baktım. Parmaklarımı oynatabiliyordum. Yüzümde bir tebessüm belirdi. Unuttuğum açlık hissinin farkına vardım.
Mutfağa gittim. İçimde tarifsiz bir rahatlama vardı. Buzdolabını açtım. Buzdolabında sokak kedilerine vermek için aldığım kedi mamasından başka hiçbir şey yoktu. Konservenin üstünde büyük harflerle "jöleli dana etli kedi maması" yazıyordu. Konserveyi açtım. Kokladım. Kokusu kötü değildi. Mutfak tezgahının yanına gittim. Kirli bulaşıklar tezgâhın üstünü tamamen kaplamıştı. Temiz bir kaşık almak için çekmeceyi kendime doğru çektim. Temiz kaşık yoktu. Kirli bulaşıklar arasından bir tane kaşık aldım. Konserve kutusunu elime alıp kaşığı içine daldırdım. Ağzıma götürdüm. Fazla yağlı olmakla birlikte tadı fena değildi.
Karnımı doyurduktan sonra resmin karşısına geçtim. Daha sakin düşünebiliyordum. Kıpırdamadan sadece resme baktım. Beni tatmin etmeyen şey neydi. Neden bir eksik olabileceğini düşünüyordum. Cevap aramaya çalıştım. Bilmiyordum. Sadece düşündüm. Düşüncelerim beynimden çıkıp odanın içini sardı. Duvarlar, masa, sandalye, yatağım, vazodaki kurumuş çiçek, tuval, boyalar vs... düşüncelerim sayesinde canlandı. Benimle aynı noktaya gelip resmi izlemeye başladılar. Resme baktım. Yıllarca, yüz yıllarca yerimden zerre kıpırdamadan bakabilirdim. Parmaklarım titremeye başladı. Daha önceki titremeden daha kuvvetli bir titremeydi. İçimde kuvvetli bir korku hissi belirdi. Ne yapacağımı bilmiyordum. Elimdeki fırça bir anda yere düştü. Almak için eğildim. Ne kadar çabalarsam çabalıyım bir türlü fırçayı yerden alamıyordum. Yerde kalırsa kalsın. Tuvalin önüne gittim. Dokundum. Dokunmamla parmaklarım bir anda eski gücüne kavuştu. Resmi hissedebiliyordum. Yapacağım şey belliydi. Masanın üstünde duran falçatayı aldım. Tuvalin yanına tekrar geldim. Bileğimi kestim. Akan kanı tuvale sürdüm. Sürdüğüm her damla kan resme hayat veriyordu.
YOU ARE READING
ÖLDÜRÜN BENİ
AdventureAnnem ve babam öldüğünden beri hiçbir şey eskisi gibi değil. Mütemadiyen evden çıkmadan resim yapmaya çalışıyorum. Bu durum bir çabadan öteye gitmiyor. Duvardaki gölgem bile her an beni ele verecek gibi bana bakıyor. Bazen kendimi umarsızca dışarı...
