Birinci amacın gösteriş yapmak olsun. Herkes yediğin, içtiğin şeyi görmeli; ne kadar görkemli bir hayat yaşadığının farkında olmalı.
Önemli olan sen değilsin, üzgünüm, çevrendekileri mutlu etmek için daha çok çaba harca.
İhtişam. İhtişam. İhtişam.
Bir piramittesin farkında değil misin?
Sosyal statünle daha yukarılara tırmanmalı, bunu yaparken acımasızlığından ödün vermemelisin. Çünkü onlar senin gözünün yaşına bakmayacaklar.
Hiç dostun olmayacak, unut bu kelimeyi, güven duygusu eskilerde kaldı.
Seni aralarına almaları için fedakârlıklar yapmalısın.
Kabul görmek.
İkinci amacın bu.
Ne kadar aralarına alsalar da seni bundan sonra bu oyunda yalnızsın.
Hangi oyun mu? Bir de soruyor musun? Çevrene bak, neyin içindesin sanki?
Hayat. Oyunun adı bu.
Bense bu oyunu çoktan kaybettim. Yalan söylemeyeceğim, kendimi "modern yaşam" denen zulümden kendi irademle kurtarabilmiş olmayı fazlasıyla isterdim; fakat zorla dışarı itildim.
Dışlandım.
Onlar tarafından zorla kapı dışarı edilmeseydim kendimi bu ilüzyondan kurtarabilir miydim, emin değilim.
Şimdi mi? Hâlimden mutluyum. Ya da bu şekilde kendimi teselli ediyorum, bilemeyeceksiniz, bilemeyeceğiz.
Sınıfta arkadaki sessiz çocuğum, kimsenin görmediği. Kimsenin görmek istemediği. İnsanların acımasızlığının somut bir ürünüyüm. Kimse benle konuşmaz. Kimse beni duymaz. Görünmezim.
Bana neden acıyorsun?
Ben özgürüm.
Sen kendi derdine yan.
Okulun yeni başladığı zamanlardaydık. Bir matematik dersi arası elimde Feynman'ın fizik kitaplarından biri vardı. Bana takılan birçok lakâp vardı o zamanlar: "inek", "nerd" gibi. O an olduğu gibi teneffüs aralarında ayaklarımı sırama uzatıp fizikle ilgilenmeyi sevdiğim, öğrenmekten hoşlandığımı gizlemeyip onlar gibi cool olamadığım için beni dışlamaya çalışıyorlardı. Umurumda olmasalar da onlar için üzülmeden edemiyordum.
Sistemin içinde sıkışıp kaldıkları için benim özgürlüğümü kıskanıyorlardı, ben Kafka'nın Gregor Samsa'sıydım. Bizi girdaba sürükleyen bu döngünün esiri olmayı reddettiğimi veya en azından çabaladığımı düşünüyordum, mutluydum. En azından kendi kararlarımı kendim veriyordum.
Onlarsa beni bir hamam böceği olarak görüyordu.
Sınıfta birkaç kişiydik, ben, birkaç kız ve yan sıramda uyuyan arkadaşım, Akın. Kızlar, okul çıkışı nerede takılacaklarına karar veremedikleri hararetli bir tartışma içerisindeydiler. Bunun için her gün neden bu kadar kafa patlattıklarını asla anlayamayacaktım. Tonlarca seçenek arasından hep aynı birkaç tanesinde karar kılıp kısır döngü içerisinde bir hayat sürüyorlardı zaten. Bu kadar tartışıp vakit öldürmenin ne gereği vardı? Bakışlarımı daha fazla üzerlerinde tutma ihtiyacı hissetmedim. Hepsi bana çok sığ geliyordu, onları anlamlandırmaya çalışmak elimde tuttuğum şu kitabı anlamaktan daha zordu. Gözüm akıllı tahtanın üzerindeki yuvarlak analog saate ilişti. Üzerinde ÖSYM yazanlardan, hep bir iki dakika ileri olurdu.
BẠN ĐANG ĐỌC
Sırça Sözler
Teen Fiction---- sırça (belirtme hâli sırçayı, çoğulu sırçalar) [1] Cam [2] Camdan yapılmış. ----
