Those who consume zero: Sıfırı tüketenler. Sıfırı tüketmek, genellikle dibe vurmak anlamında kullanılır.
"To be made of flesh was humilation."
Deniz fenerinin ışığı sanki can çekişen bir hastayı taşımak için yolları aşmaya çalışan bir ambulans gibi eski püskü odayı bir aydınlıkta bir karanlıkta bırakıp dönerken normalde çıkardığı iç gıdıklayan ses şimdi onu öldürmeye çalışıyormuş gibi görünen deniz dalgalarının arasında yitip gidiyordu. Bugün fener bir ya da iki kez ışığını değiştirmişti, bu büyük fırtınanın kapıda olduğunu gösteriyordu.
Acaba deniz fenerini kontrol eden adam eski püskü eşyaların tutulduğu bu küfle dolu odada uzun süredir bulunduğunun farkında mıydı?
Kafasında bu zamanın ne kadar olduğunu düşünmeye çalıştı yavaşça, ay ve gün kavramları denizin içerisinde dalgalarla kazanamayacakları bir savaşa giren gemi suiletleri gibi birbirine girmeye başladığında titreyen ellerini sanki onu almaya geleceklermiş gibi artık ceket bile denilemeyecek kumaş parçasının arasına saklama ihtiyacı duydu. Fenerin içerisinde dönen mekanizma bir daha gıcırdadı sola dönerken, tahminine göre bu sefer dışarıdaki rüzgardan dolayı yerinden biraz kaymıştı. Belki şimdi tam şuanda, bu eski püskü fener içerisinde olduğunu tahmin ettiği yaşlı adamla birlikte ikisine mezar olacaktı.
Kuru dudaklarının arasında küçük bir gülümseme belirdi mimiklerini acıtırcasına, dışarıdan birinin onu böyle görse felçli biri olara nitelendireceğine adı gibi emindi. Bir şimşek daha karanlığı delercesine denizin içerisine öfkesini gönderdiğinde suyun maviliği yutkunmasına neden oldu.
"Bir kez daha ona döndüğünde Dazai gözlerindeki gökyüzünün en hırçın bulutlarından bahşedilmiş mavi için binlercesini öldürebileceğini anladı. Biri için ölebileceğini değil yaşayabileceği anladığı an onu binlerce kez boğarken özgürlük için çırpınan ruhunun aynası olan maviler onu tekrar ve tekrar hayata döndürdü. Ta ki ölmek onun için bir şakadan ibaret olana kadar."
Gülümsemesi yüzünde resmedilen heykeller gibi kalırken kafasını gerisin geriye ayaklarını kendine çekerek oldukça az yer kaplamaya çalıştığı eski püskü mezarına çevirdi.Ona bu adı vermişti,mezar.Burada yaşarken bir ölüden farkı yoktu çünkü,yapabildiği en eğlenceli şey fırtına çıktığında batacağını düşündüğü gemileri saymak ve onların içinde kimin olduğuna dair tahminler yapmaktı.
Denizin neminin aşındırdığı tuz ve deniz kabuğu dolu duvarların üzerinde bazen küçük fakat sinir bozucu örümcekler ya da onları kovalamayı adet edinmiş fener ışıkları gezinirdi. Kapıya bakan duvarın solunda küçük bir masa duruyordu, arkasında ise birkaç kurumuş yiyecek konservesi ve karanlığın diğer kısmında kalmış birkaç tamir malzemesi masanın sağlam olmayan ayağının geriye doğru hafifçe yaylanmasıyla metalik bir ses çıkarıyorlardı. Onun buraya gelmesinden daha önce değiştirilmiş olacak ki eski kırılmış camın parçaları hala yerde kırılgan derisine batmak için Ay'ın ışığında odanın zeminini bir yıldız haritası gibi süslerken diğerlerinden daha yeni olduğunu üzerindeki lekesizlikten belli eden cam ise rüzgarın etkisiyle takıldığı kalıptan neredeyse uçacakmış gibi sallanıp duruyordu.
Bacaklarını yavaşça bağdaş kurar konuma getirdiğinde altı delik olan ayakkabısından son nefesini veriyormuş gibi umutsuz bir ses çıktı, bedeninin hareket etme fonksiyonlarını son zamanlarda ne kadar hızlı kaybetmeye başladığını düşünürse belki de ayakkabısının altında büyümeye başlayan delikten değil de kırıkmış gibi duran kaburgasından gelmişti. Kolunu kaldırmak bile şimdi acı sevmeyen bedeni için bir işkence gibi gelirken ruhu tıpkı gemilerin denizde savrulması gibi batan geminin içerisinde mutlu bir şekilde keman çalmayı sürdürüyordu. Tezatlık parmağını camın üzerine götürürken bir kez daha onu güldürdü.
YOU ARE READING
Kintsugi/Soukoku
FanfictionKintsugi:Kırıkların güzelliğini tanımaya yönelik eski bir Japon sanatı
