-Senden nefret ediyorum Ateş Paksoy! Sen bir lanetsin! Aşağılık adamın tekisin!
Ve işte bu haykırışlar her şeyin başlangıç sireniydi.
İçeriden gelen sesler kulak tırmalayıcıydı. Genç bir kızın çığlıkları soğuk duvarlara kazınırken beraberinde kalp kırıklarını da getiriyordu. O her parça kırık toparlanması öyle zor yerlere saçılıyordu ki, parçaları birleştirmek gittikçe güçleşiyordu.
Genç kızın kalp ağrısını hangi tedavi hangi merhem ya da hangi ilaç dindirebilirdi ki?
Tek bir söz ya da tek bir kişi bütün yaraları sarmalayabilir miydi?
Bir kalp kırıklığının acısı ne kadar bir sürede geçerdi?
Çığlıklar, bağrışlar ve hayrıkışlar... Bu bütün kızların, bütün yaralı insanların çığlıklarıydı aslında. Genç kız haykırışlarını bütün dünyaya karşı soluyordu. Bütün kızlar, bütün yaralı insanlar da ona eşlik ediyordu.
Her bağrışında her bir organı parçalara ayrılırken bağırmaktan kızaran boğazına ve ağlamaktan şişmiş gözlerine odaklandı. Duyduğu acının şiddeti o kadar büyüktü ki bu odaya sığacağını bile düşünmüyordu.
Ve öfkesi...
En hırçın denizlerdeki dalgalar gibiydi. Hırçın ve şiddetli...
Kalbinin çarpıntılarında boğuluyordu genç kız. Sanki birisi kalbini söküp almış ve yerini boş bırakmıştı. Öyle bir sızıydı ki bu hiç dinmeyecek bir acı gibiydi. Hiç kapanmayacak bir yara izi gibiydi...
-Sen bittin Ateş Paksoy! Seni mahvedeceğim! diye haykırdı boş havaya doğru.
Çabası o kadar da boşunaydı ki aslında. Ne yapabilirdi ki? Bu hapishanede en fazla ne yapabilirdi? Bütün imkanlar Ateş'in elindeyken sessiz kalıp susmaktan başka ne yapabilirdi ki?
Çaresizdi.
Her zaman olduğu gibi...
İliklerine kadar öfkeyle dolduğunu hissetti. Sanki burnundan soluduğu nefes değil de öfke ateşiydi. Ateş püskürüyordu burnundan. İnce dudaklarının arasından da bir arslanın kükreyişi çıkıyordu.
Odanın içinde sıkıntıyla volta atıp dururken kapısının hızla açılıp kapandığını duydu. Hızla arkasını dönüp gözleri bir çift yeşil gözle buluştuğunda gözlerini alev bürüdü.
O lanet herif karşısındaydı. Ve gözlerini dikmiş öfke saçan gözlerle ona bakıyordu. Ne hakla öfkelendiğini bilmiyordu ama bu kez kendini ezdirmeyecekti. Buna izin vermeyecekti.
Avına yaklaşan bir panter gibi ona doğru bir adım attı ve dişlerini gösterdi. Dişlerinin arasında tıslayarak ona bu savaşın başlangıç zilini çaldı. Ve haklıydı. Savaş çoktan başlamıştı.
#
Elinde tuttuğu viski bardağı ile parmaklarının arasında duran resme bakıyordu. Gözleri bir çift ela gözle karşılaşınca dudaklarından istemsizce bir gülüş kaçtı. Bir zamanlar hiç acımadan kıydığı genç bir kızın resmine bakıyordu şimdi. Yaptıklarından pişman değildi. Zaman zaman pişmanlık hissine kapılsa da bu hissi hemen zihninden uzaklaştırıyordu.
Yaman, geçmişi ve geleceği düşünmeyen bir adamdı. Sadece o an yapılması gerekenleri yapardı ve bazen yaptıkları başına iş açardı.
Aradan zaman geçmesine rağmen hala unutamıyordu şu kadını. Bir lanet gibi üstüne yapışmış, yakasını bırakmıyordu.
