Prologue

18 0 0
                                        

"Bu da bitti". Kucağımdaki sarışın kızı da yere fırlattığımda tam anlamıyla doyduğumu hissediyordum. Dudaklarımdan çeneme doğru süzülen kanı başparmağımla sildikten sonra onu da dilimle temizledim. Jimin ise karşımdaki koltukta hâlâ elindeki kan torbasıyla cebelleşiyordu, aptal çocuk. "Ne zaman vazgeçeceksin artık şu saçmalıktan?". Gerçekten büyük bir saçmalıktı bana göre. Gözleri birkaç saniyeliğine üzerimde turladıktan sonra işini yapmaya devam etti. Torbayı sıkarak kanın daha hızlı ağzına dolmasını sağlamaya çalışışını sırıtarak izliyordum, gerçekten saçmalıktı.

"Konuşmaya tenezzül edecek misiniz Sayın Park Jimin?". Yemek yerken konuşmaktan nefret ettiğini tabii ki biliyordum, onun her şeyini bilirdim ben. Gözleri tekrar gözlerimi buldu ve sürekli yaptığı gibi devirmekten çekinmedi. Tüpü ağzından uzaklaştırdı ve plastik torbayı sonuna kadar bitirip bitirmediğini kontrol etti. Dördüncü torba da sarışın kız ile beraber yerde yatan kızların yanını bulduğunda cebinden çıkardığı siyah bir mendille nazikçe dolgun dudaklarını temizledi. Yüz elli yıldır tanıdığım arkadaşımı hâlâ tam anlamıyla çözmüş değildim, tuhaf biriydi. Tamamen birbirimizden zıt karakterlere sahiptik ve bu ilginç bir biçimde bizi birbirimize daha bağımlı kılıyordu. "Bir susmadın Taehyung, yemek yerken konuşmayı sevmediğimi biliyorsun" dedi yüzünü ekşiterek. Göz devirme sırası bana gelmişti çünkü bir beyefendi gibi davranmaktan asla vazgeçmiyordu.

"Şu torba olayından vazgeçememen sinirlerimi bozmaya devam ediyor. Vampirliğin tadını çıkaramıyorsun ve ben buna üzülüyorum kardeşim" tabii ki üzülüyordum, şaka değildi. Kaçırdığı çok şey vardı, şahdamar gibi. "Doğrudan insan kanı tüketemediğimi bilmene rağmen bunu yüz elli yıldır sorguluyorsun ve ben de en çok buna üzülüyorum, kardeşim". Kardeşim kısmına yaptığı vurgudan sonra dudaklarına götürdüğü viski bardağını tek seferde bitirişini izledim. Sürekli aynı şeyleri söylediğimin farkındaydım ama belki bir ihtimal bana kulak verir diye söylemekten vazgeçmiyordum. "Her neyse, yatıyorum ben. İyi geceler". Klişe vampir filmlerinin aksine evet, uyuyorduk. Koltuktan kalktığımda tek elimle siyah saçlarımı esneyerek karıştırdım. Pahalı İran halımın üzerindeki dört kıza ve kan torbalarına son kez baktım. Halımı tekrar yıkatmam gerektiğini en başından beri biliyordum zaten, o yüzden yalnızca omuz silktim. Arkamı dönüp merdivenlere ilerlerken aslında söylememe gerek olmadığını bilmeme rağmen hep yaptığım gibi seslendim; "Buraları sen halledersin". Halledeceğini biliyordum çünkü hep hallederdi. Bir asrı aşkın bir süredir birlikte yediğimiz her yemekten sonra mutlaka ortalığı halleden kişi Jimin'di. Belli bir sebebi yoktu aslında, sadece hallediyordu işte. Her şeyi hallederdi, her konuda yetenekliydi. Ona gerçekten beynimin bir kısmında hayranlık beslediğimi biliyordum, olunmayacak biri değildi.

Jimin siyah, şekilli saçları ve üzerinden çıkarmadığı siyah pantolon-gömlek kombiniyle tamamen bir beyefendi gibiydi. Gibi değil, öyleydi. Konuşurken aksanına dikkat eder, kötü kelimelerden kaçınırdı. Spor yapmaya dikkat eder ve mutlaka her sabah yürüyüş yapmayı ihmal etmezdi. Açlık ihtiyacını kan torbalarıyla sağlıyor olması da hem insanlara zarar veremeyecek kadar narin hem de hijyen takıntılı olmasından kaynaklanıyordu. Ona göre insanların sağlıklı olup olmadığını bilmeden içtiğimiz kanları hastalık barındırıyor olabilirdi ve bizler de bundan nasibimizi alabilirdik. Tanrım! Vampir olan birine göre gerçekten hayatı çok fazla önemsiyor ve düşünüyordu. Ve ben Kim Taehyung, bunların tamamiyle tersi bir adamdım. İnsanların yalvaran bakışlarını görmekten haz duyar ve bu karnımın daha da acıkmasını sağlardı. Jimin'in aksine tamamen bir serseri gibi giyinir ve hareket ederdim. Tamam, ben de spor yapıyordum ama tek amacım kaslarımın erimesini engellemekti. Bu da önemli bir noktaydı bence. Bazen Jimin gibi bir insanın benim gibi biriyle nasıl arkadaş olduğuna anlam veremiyordum. Büyük ihtimalle o da benim gibi biriyle nasıl arkadaş olabildiğine anlam veremiyordu. Sadece hayatı seviyordum ve hadi ama bunu en iyi şekilde değerlendirmekten zevk alıyordum, olay sadece buydu. Odama ulaştığımda ilk olarak üzerine kan bulaşmış olan beyaz tişörtten kurtuldum ve doğruca banyodaki çöpe attım. Tamam, eğer bir vampirseniz beyaz tişört pek de mantıklı bir seçim değildi. Son olarak altımdaki deri pantolondan da kurtulduğumda yalnızca siyah iç çamaşırımla kalmıştım ve içimde "özgürlük" diye bağırmak isteyen bir tarafım olduğuna yemin edebilirdim. Aşağıdaki sesleri umursamadan devasa yatağıma atlayarak gözlerimin üzerine perdelerini örttüm. Küçüklüğümden beri yeni lezzetlerin hayalini kurmak uyumamı kolaylaştırıyordu ve yine hep yaptığım gibi hayal kurmaya başladım.

Öncelikle herkese merhaba. Fic yazma fikri ve bu senaryo tamamen bir anda fic okurken aklıma geldi ve yazarsam bir şey kaybetmeyeceğimi düşünerek başladım. Umarım hoşunuza giden bir kurgu olur. Asla planlı ve dikkatli bir insan olmadığım için ufak hatalar olabilir, lütfen buna takılmayın. Ama güzel bir dil ile belirtirseniz mutlu olurum. Çok uzattım, dediğim gibi umarım beğenirsiniz.

Kiss Me, Kill Me | Taekook Stories to obsess over. Discover now