Birinci Bölüm

17K 868 174
                                        

Tik.

Zehir seni bulacak.

Tak.

Zehir seni hapsedecek.

Tik.

Zehir seni elleriyle öldürecek.

Tak.

Siyah; straplez yaka, yırtmacı neredeyse kasığıma kadar uzanan elbisemi üzerime geçirdim. Kumaşı tenime serin bir dokunuş bırakırken, içimde yanan ateşi bastıramıyordu. Sivri topuklu, stiletto tarzındaki parlak kırmızı ayakkabılarımı ayağıma geçirirken aynadaki yansımama baktım. Gözlerimde tereddüt yoktu.

Ellerime özel dikim kırmızı eldivenlerimi geçirdim. Deri, cildime otururken parmaklarımın ucuna kadar uzanan hâkimiyetini hissettim. Mücevherlerimi boynuma, bileklerime ve kulaklarıma takarken, her bir parça üzerime oturduğunda sanki bir zırh kuşanıyordum. Parlak sarı saçlarım, omuzlarıma dökülen dalgalar hâlinde duruyordu; her bukle, bu gecenin bir sırrını saklıyordu.

Çantamı açtım. Sigaramı, telefonumu, çakmağımı, mini el silahımı ve ruj şeklindeki keskin bıçağımı içine yerleştirdim. Jartiyerime bir bıçak yerleştirirken diğer bıçaklarımı topuklu ayakkabılarımın arkasına gizledim. Gerektiğinde, hızlı olmam yeterliydi.

"Carmen, seni bekliyorum! Geç kaldık!" diye seslendi Kamelya, alt kattan.

"Geliyorum!" diye karşılık verdim Rus aksanlı Türkçemle. Sesim sakindi ama içinde kasırgalar taşıyordu.

Son bir kez aynada kendime baktım, ardından kırmızı parlatıcımı rujumun üstünden geçtim. Kapıyı yavaşça açtım ve aheste adımlarla merdivenlerden inmeye başladım. Kamelya, pudra pembesi, ince askılı, kayık yakalı bir elbise giymişti. Zarif ama kırılgan görünüyordu. Yeşil gözlerini belirginleştiren makyajı, ensesinde sıkıca toplanmış koyu kahve saçları... Göz göze geldiğimizde hafifçe gülümsedi.

"Çok zarif görünüyorsun," dedi, gözleri samimi bir sıcaklık taşıyordu.

"Sen de öyle," diye karşılık verdim en yakın arkadaşıma. Çantamdan çıkardığım ince sigaramı dudaklarıma yerleştirdim ve kırmızı Zippo çakmağımla sigaramı yaktım, ilk nefesi ciğerlerime çekerek beyaz koltuğa oturdum. Dumanı havaya savururken çantamdan telefonumu çıkardım ve Yarkın'ı aradım.

Telefon ikinci çalışta açıldı. "Alo?"

"Ne yapıyorsun?" diye sordum, sigaramdan bir duman daha çekerek.

"Birazdan arkadaşımla buluşacağım, sen ne yapıyorsun?"

"Sigara içiyorum, çıkacağım," dedim, dumanı nefesimle birlikte havaya salarak. "Bir sorun yok, değil mi?" diye sordum, lafı dolandırmadan. Kamelya, konuşmaları duymak istemiyormuş gibi mutfağa yöneldi. Beni iyi tanıyordu; Yarkın'la konuşmalarımı kimsenin duymasını istemezdim ve ayrıca sigaram bitmeden evden asla çıkmazdım.

"Söylediklerini yaptılar. R'nin orada olacağı kesinleşti, onu nasıl tanıyacaksın?" diye sordu Yarkın.

Bu gece yılbaşı gecesiydi.

İstanbul, birkaç yıldır ikiye ayrılmıştı: Team C ve Team R.

Biz, birbirine rakip ama birbirini hiç tanımayan iki gruptuk. Biz, şehrin görünmez koruyucularıydık. Şehrin görünmeyen işlerini biz yapardık. Polislerin giremediği yerlerde biz vardık. Sessizdik. Kalıcıydık.

Fakat bu gece, her şey değişecekti.

Bu gece çok önemli bir operasyon olacaktı. Bu gece, içinde çeşitli formüllerin yazılı olduğu zümrüt taşlı kolyeyi çalacaktım.

KIRMIZI ZEHİR Stories to obsess over. Discover now