1.Bölüm

745 29 8
                                        

Attığınız her adım geleceğinizi belirler. Hayat bize önce iki seçenek sunar. Sağ mı sol mu? İyi mi kötü mü? İleri mi geri mi? Evet mi hayır mı? Ve daha niceleri. Eğer bu iki seçenek bizim yolumuzu istediğimiz gibi yönlendirmiyorsa üçüncü seçeneği kendimiz yaratırız dimi? Aynen öyle. Bir de hayatın sizin için belirlediği bir dördüncü seçenek vardır. O seçeneğin ne zaman, nasıl ve hangi bahaneyle geleceğini bilmediğimizden bu seçenek bizim için bir sürpriz olur. Bu seçenek hayatın bize özel olarak belirlediği bir seçenek olduğu için bu seçeneğe bataklıktaymış gibi batarsınız. Bu bataklığın sonu ya iyidir ya da kötüdür. Herkesin kendisinin sıradan bulduğu bir hayatı vardır. Ya daha çok şey ister ya da daha çok şey yaşamak ister. Bir adam düşünün yaşayacağını yaşadığını düşünen. Kaybettikleri yüzünden kendini yalnızlığın karanlığına mahkûm eden. Hayatın ona verdiği dördüncü seçenekle birlikte pes eden bir adam. O adam yeniden doğmayı değil tamamen dibe batmayı seçen bir adam. Dördüncü seçeneğin gerçekleştirmiş olduğu olaylarla birlikte hayattan vazgeçen ancak zamanla intihar etmeyi kendisine yediremeyen Barlas Arslan. Önce çok sevdiği nişanlısını sonra nişanlısından bile daha çok sevdiği işini en sonunda da ortağını kaybetmekle beraber hayattan vazgeçmişti.

Her zamanki gibi saat 06.15 te uyanıp önce sabah sporunu yapmış sonra da duşunu alıp kendisine kahvaltı hazırlamıştı. Kahvaltısını bitirir bitirmez günün ilk sigarasını yakmıştı. Eskiden de içtiği sigarasına yaşadığı zor zamanlardan sonra daha çok bağımlı olmuştu. Bunun iyi bir şey olmadığını bildiği halde bırakamıyordu, bırakmıyordu. Neyse ki eski alışkanlıklarından sadece kötü olanını arttırmamıştı. Olaylardan sonra vakit öldürmek için evde kendini spora vermişti. Spora baya enerji harcıyor vücudu yansa, acısa bile umurunda olmuyordu.

Her sabah yaptığı gibi sigarası elinde, oturma odasındaki çalışma masasının rahat koltuğuna oturmuş, bilgisayarına girip evinde bulunan güvenlik kameralarının dün ne çektiğini izliyordu. Eskiden arkasını kollayan bir ortağı varken evinde güvenlik kameralarına ihtiyaç duymazdı. Şimdi ise ortağı yoktu bu yüzden yerine güvenlik kameralarını getirmişti. Güvenlik kameralarının kaydı dünden önceki günün, ondan önceki günün hatta ondan da önceki günlerin kayıtları gibi aynıydı. Her sabah uyandığında güvenlik kayıtlarını izlerken kendine acıyordu. Şu an ki hayatında her gün aynıydı. Eskiden özel dedektifti. Ortağıyla beraber bazen cinayet çözer bazen de çalınan eşyaları bulurdu ve daha nice şeylerde yaparlardı. Şimdi ise hayatı nefes almak gibi sıradan ve sıkıcıydı. Şu an hayatı tamamen sade ve onun sevmediği bir türdendi.

Babasının hapse girmesiyle ve annesinin ülkeyi terk etmesiyle babasına ait olan malların bazısı Barlas almıştı. İş yerleri dışındaki geri kalan mal ve mülkler annesinin ve abisinindi. Babasının iş yerlerini ne kendisi ne de annesi ile abisi alabilmişti. Devlet, babasının iş yerlerini el koymuştu. Barlas bunu sorun etmemişti. Ettiği tek şey lanet etmek oldu. Babasının bir çöpünü bile istememesine rağmen annesinin ısrarlarıyla almıştı. Her ne kadar babasının çoğu mal varlığına sahip olsa da küçük bir evde yaşıyordu.

Güvenlik kayıtlarını izlemeyi bitirir bitirmez bilgisayarını kapatıp yerinden kalktı. Biten sigarasının yerine yenisini yakıp yavaş ve emin adımlarla çalışma masasının karşısındaki kitap rafına yaklaştı. Tam göz hizasında duran çerçeveye baktı. Çerçeve de aşık olduğu kadınla nişanlandıkları günün resmi vardı. Aslında iki resmin yan yana kolajlanmış haliydi. İlk resimde ikisi de aşırı mutlu bir şekilde gülerek ellerini hafifçe yukarı kaldırıp yüzüklerini ve yüzüklerine bağlı kırmızı kurdeleyi göstermişlerdi. İkinci resimde ise elleri aynı hizada havada tutup birbirlerinin ellerini sıkı sıkı tutmuşlardı aynı zamanda da öpüşmüşlerdi. Barlas yorgun gözlerini resimdeki nişanlısının kafasında bulunan çiçek tacına çevirdi. O tacı o gün kendi elleriyle sevdiği kadının kafasına takmıştı.

Barlas ArslanDonde viven las historias. Descúbrelo ahora