Saat 8'den bu yana aralıksız siparişleri dağıtıyordum. Çalıştığım kafe İzmir'in işlek bi caddesinde olduğundan gerek hiç boş durmamıştım. Zaten bu aralar canım fazlasıyla sıkkındı. Şu dünyanın en ironik ve saçma olayıyla boğuşuyordum. Hayır yani beşik kertmesi de neydi?! Beni tanımadığım bir adamla hiçbir güç evlendiremezdi ve yoruma da kapalıydı. Ama annem ve annemin aklını çeldiği babam beni evlendirebileceklerini düşünüyorlardı.
Aklımdakiler, elimdeki kahvaltı tabağıyla birlikte uçup giderken tabaktaki salatalıklar karşımda donakalan adamın üstüne serpilmişti. Geri kalanlar da yeri boylarken şokumu atlatıp hemen yere eğildim. Hızlıca mendili alıp karşımdaki adamın üstünü silmeye başladım. Bi yandan da hızlı hızlı özür diliyordum.
Adam da sinirle burnundan soluyup elimdeki mendili itekledi. "Dikkat etsene n'aptın ya" derken bi yandan da üstünü çırpıp kapıya doğru ilerledi.
Arkasından ilerleyip "Patrona şikayette bulunmazsınız değil mi?" diye hızla konuştum. Birden bana döndü ve kusursuz çehresine bakakaldım. Kaşları çatıktı. "Hem sakarsın hem de korkak" Ne alakaydı sadece bu işe ihtiyacım vardı. Yoksa kimseden korktuğum yoktu.
Ellerimi belime yerleştirdim ve "Sakar değilim sadece kafam doluydu bu bir, ikincisiyse korkak değilim" diye cırladım. Şu an cidden kafam iyi olmalıydı müşteriyi azarlıyordum.
Çatık kaşları gevşedi ve dudağının kenarı alayla kıvrıldı. "Korkmuyorsan sakarlığından patronuna bahsetsem sıkıntı olmaz o zaman". Kaşlarımı daha da çattım. Çok sinir bozucuydu. "Korkmuyorum alt tarafı birazcık üstünü batırdım, istediğine şikayet et". Dudaklarımı büzüp hızla içeri girişini takip ettim. Şikayet etmemeliydi çünkü bu işe zor alınmıştım, kaybedemezdim. Arkasından ilerledim. Çok kendini bilmiş bir tipe benziyordu zaten.
Kasaya ilerleyip Mehmet'e bir şeyler söylediğinde, Mehmet arka tarafa geçti bu sırada ben de kasaya kolunu koymuş adamın yanına geçip kolunu dürttüm. "Hey, korkmuyorum ama bu işe ihtiyacım var. Gıcıklığına beni şikayet edemezsin!" Masalardan birkaç gözü üzerimizde hissettiğimde sesimin volünü biraz daha düşürüp isaret parmağımı gözünün önünde salladım. "Bana bak züppe kılıklı!" "Baktım uyuz?" diyip üzerime doğru eğildi. İşaret parmağım hala havadayken "Alya!" diyen patronumu duydum. Adam üzerimden doğrulduğunda alt dudağımı dişleyip parmağımı indirdim ve Haluk Abiye döndüm. Şirince gülümsemeye çalıştım ama işe yaramadığını "Müşteriyle nasıl böyle konuşursun?" demesiyle anlamış oldum. Başımı öne eğdim ve "özür dilerim" dedim. Haluk Abi adama dönüp "Kusura bakmayın Demir Bey. Sorunu şimdi halledeceğiz bir daha aksilik yaşanmayacaktır" diyip bana döndüğünde şaşkınca dudaklarımı araladım. Kovulmamalıydım yoksa bir de bunun için canım sıkılacaktı. Yok ya kovmazdı. Neredeyse bir senedir çalışıyordum kovamazdı. "Kovuldun Alya Hanım" Kaşlarımı hızla çatıp adama döndüm "Kendini beğenmiş öküz" diye tısayıp koluna çarparak içeri geçtim.
Çantamı koluma taktım ve hırkamı da elime alıp kafeden çıktım. Sinirden gözlerim dolmuştu. Özür dilemiştik işte altı üstü salatalık dökmüştüm üstüne. Hıh zaten öküzün tekine benziyordu. Sinirle soluyodum.
Durağa gitmek için karşıya geçecekken gözlerimin karardığını hissettim ve olduğum yerde donakaldım. Elimi başıma götürmemle fren sesi duymam bir oldu. Kolumdaki elle geriye doğru çekildim. Başım dönüyordu, kafamı arkaya çevirdiğimde bir çift gözle karşılaştım.
Kendime geldiğimde hemen bir adım geriledim ve kaşlarımı çatıp dudaklarımı büzdüm. Yine o adamdı. "Öleceksin öleceksin dikkat et kızım" üstümü elimle çırptım ve "Sanane" diyip karşıya geçtim.
Cidden çatmıştık ya!
Selam arkadaşlar
Bölüm nasıldı?
Beğenip destek olmayı unutmayın.💋
CZYTASZ
SONUM SEN OL
Dla nastolatkówBazen tesadüflerle hayatın değişebilir. Ve zorunda kaldığın şeylere 'iyi ki' diyebilirsin.. 19 yaşında beşik kertiği ile evlenmek zorunda kalan Alya, bazı zorluklar atlatacak ama bilmedikleriyle yüzleşince hayatı değişecek...
