TAVAN

62 10 2
                                        

Garaja park ettiğim aracımı kilitleyip uyuşuk adımlarla eve yürüdüm. Bizim evimize. Her köşesinde asla unatamayacağım hatıralarımın bulunduğu eve.
  Gökyüzünü delercesine yağan yağmur damlaları alnımdan  süzülüp çeneme doğru ilerliyordu . Oradan da göğsüme ince bir yol çiziyordu. Hızlıca düşen damlalar karşısında vücudum hiçbir tepki vermiyordu. Üzerimdeki beyaz elbisem çoktan ıslanmıştı bile. Şu anda ıslanmak düşüneceğim son şeydi aslında.   
     Kapının önüne gelince hiç acele etmeden çantamdan anahtarımı çıkardım. Bugün evin hizmetlisi yoktu. Aslında son bir yıldır
yoktu. Aklıma gelen bu yeni bilgiyle kafamı salladım. Tam kapıyı açıcakken vazgeçip orda öylece beklemeye karar verdim. Birkaç adım geri gelip üzerime bulaşan çamurun, yağmurla beraber akıp gitmesini bekledim. Üzerimde tek bir
çamur parçasının
kalmadığına emin olduğumda ise içeriye girmeye karar verdim.
Ve bu kararı almak yaklaşık yarım saatimi almıştı. Islanmaktan buruştuğunu hissettiğim ayak parmaklarımı sağa sola çevirip sonunda Bi adım atabildim.
Ağaçların arasında dans eden koyu gölgeler ve kulağıma gelen çatırtılar,
ne kadar doğru bir karar
verdiğimi doğrular gibiydi. Aslında benim paronayakça düşüncelerimdi ama kendim uydurduğum düşüncelere bu denli inanınca ürkmemek elde değildi. Kapıyı açınca evin o tanıdık kokusu sarmaladı beni. Cennet kokusu... Gözlerimden
yaş mı akıyordu? Ah hayır.
Bunlar su damlalarıydı. Derin bir nefes adım ve buğulanan gözlerim netliğini geri kazanınca  evin sağ köşesinde bulunan salona
ilerleyip anahtarımı geniş sehpanın üzerine bıraktım. Anahtarın çıkardığı tok ses zihnimde yankı yaparken duvarda asılı duran ilk  saate kaydı gözlerim.
Saat 16:45 'te durmuştu. Ardından yanında duran saatle buluştu gözlerim : 17:08
ve bir sonraki saat : 23:45.
Dışarıdan bakan Bi insan için anlamsız gelebilirdi bu rakamlar ya da sorgulanabilirdi çalışmayan saatlerin varlığı. Ama ben gerçeği biliyordum. Acı gerçeği...
Biliyorum, durumu fazlasıyla dramatize etmiştim ama bunu pek de umursadığım söylenemezdi. Arkamda bulunan üçlü koltuğa sonra da beni yatak odama götürecek olan
uzun ve dar merdivenlere baktım.
Ve o sanki cehenneme kadar uzanan merdivenleri çıkmak yerine bu gece koltukta uyumaya karar verdim. Kendimi koltuğa bıraktığımda üzerime daha bir yapışan
elbisem kor gibi yakmıştı tenimi. Bu kadar ıslanmama rağmen
üşümeyip cayır cayır yanmam garipti, evet öyleydi. Vücudum uyuşmuş olsa bile zihnim hala uyanıktı. Mesela bu soğuğa rağmen ateşimin yükselmesinin
tek nedeni hasta olucak olmamdı. Bunu idrak edebiliyordum. Odama çıkıp üzerimi değiştirmem gerektiğini de. Bıkkınca bir nefes verip
ayağa kalktım. Ufak adımlarla beni odama götürecek merdivenlere yöneldim. Yusuf'a kaç kere söylemiştim asansör bulunan Bi eve yerleşelim diye. Ama bu evi çok beğendiğini söyleyip dinlememişti beni. İçimde anlık oluşan öfkeme şaşırıp ardından kendime yönlendirdim öfkemi. Sevgilimin küçük bir ricasına nasıl olur da sinirlenirdim. Tam bir aptal olduğumu bir kere daha kanıtladım kendime. Ve merdivenin daha ilk basamağıyla öpüşünce sevgilimin benden öc aldığını farketttim. Yüzümde oluşan aptal gülümsemeyle bekledim bir süre. Ne kadar da özlemiştim Yusuf'u. Ağzıma dolan kan tadıyla birlikte ayaklandım. Galiba dudağım patlamıştı. Ayağımda 11 santimtim olan topuklularıma bir küfür savuşturup bu sefer temkinlice çıktım basamakları. Her adımda biraz daha yaklaşıyordum cennet kokusuna. Hücrelerimde baş gösteren ani patlamalar kalp atışımı hızlandırıyordu. Attığım her adımda bitmesi gereken merdivenler aksine uzayıp gidiyordu sanki. Anın büyüsünü bozmamak adına zihnimde sinsice dolanan küfürleri alıp
Bi odaya kapadım. Nihayetinde
biten merdivenlerin ardından evin ikinci katındaydım artık. Uzun bi koridor vardı karşımda.
Sağda üç oda solda ise iki oda ve bir de terasa açılan bir kapı vardı. Terasın neden koridorun tam ortasında, en sonda değilde solda saçma sapan bir yerde oluşunu daha sonra düşünmeye karar verdim.
Ve sağ tarafta koridorun
sonundaki odaya ilerledim. Kapının
önüne gelince bir saniyede olsa bekledim. Ardından sıkıca tuttuğum kapının kolunu çevirdim.
Şimdi o cennet kokusunu daha derinden alıcaktım. Ama beklediğimin aksine yalnızlık kokuyordu bu oda. Karanlık odayı ışıklandırıp dağılan yatağıma yürüdüm. Kararsızca üzerine oturduğum yatağım kırgın bakışlarını yolladı bana.
Hayır, hayır.. Haince göz kırpan yatağım ' ne oldu, kaldın mı bir başına? ' diyordu. Yataktan hırsla kalktım ve elime doladığım
çarşafı bir çırpıda yerle buluşturdum.
Çıplak kalan yatağa düşmanca
bakıp gülümsedim. Şimdi o da üşüyecekti. Tıpkı benim gibi.
Çıkan ateşimin yerini dondurucu soğuk alırken yere çöküp sırtımı yatağa verdim. Usulca akan göz yaşlarımın tenimi ısıtmasını bekledim. Ama olmuyordu işte.
Taş kesmiş kalbim ısınmıyordu. Odada yankılanan haykırışı
dinledim. Bi kadına aitti.
Fazlasıyla acı çeken bir kadına.
Sonra bu sesin sahibinin ben olduğumu farketttim. Ağlamanın etkisiyle sarsılan omuzlarımı tutan yoktu.
Beni kollarıyla sarıp kafamı göğsüne
yaslayan yoktu. Islak saçlarımı okşayıp öpen yoktu. O yoktu işte.
Benim Yusuf'um yoktu. Şiddetlenen
gözyaşıma baş ağrım da eşlik etmişti.
Vücudumu kor gibi saran ama
aynı anda üşümeme neden olan 58 derece ateşim de eklenmişti.
Şimdi hepsi el ele verip dans ediyordu. İçimden lanet okuyup kafamı yatağa yasladım.
Tavana değen gözlerim ağlamamı
Bir nebze olsun azaltmıştı.
Hatta bi ara dudaklarım da kıvrılmıştı.
Zihnimde dolanan bunca gereksiz ayrıntıyı kovup gözlerimi kapadım. Anılar baş gösteriyordu yine.

🔱🔱🔱

  "Hadi mızmızlanma artık. Biliyorum böyle bi sürprizi benden değil müstakbel kocandan almak isterdin ama itiraf et, Yusuf fazla odun."
Betül bu söylediklerine gülerken bense sadece göz devirmekle yetindim.
Gözlerimi sıkan bu bandana dan
ne kadar çabuk kurulursam o kadar
çabuk rahatlıcaktım. Yoksa tabiki de
ona Yusuf'un altın kalbinden bahsederdim. Hem de saatlerce. Çok olmasa da gıcırdayan kapı sesinden yatak odama
_ odamıza, Yusuf ve benim odam. İçinde bir sürü güzel anının birikeceği oda_
geldiğimizi anladım. Aklıma Yusuf'un beni kucağıyla taşıyıp yatağa yatıracağı geldi. Sonra... Sonrası yanaklarımı ala boyarken ağzımdan istemsiz bir kıkırtı kaçtı.

"Bana bak, görüyo musun sen yoksa?"

Hızlıca başıma hayır anlamında sallarken gözlerimdeki bandananın
imkanı varmış gibi daha da
sıkıldığını hissettim.

" Betül aç şunu artık, kör olucam. Hem geldik işte odaya".

Sözlerime hak vermiş olucak ki
gözlerimdeki baskı yavaşça azaldı.
Işığa alışmaya çalışan gözlerim
Betül'ün çenemi tutup kaldırmasıyla
tavana kaydı. Beyaz geceliğiyle yeşilliğe oturmuş bir kız vardı. Kestane rengi, ışıltılı saçları beline kadar kıvrılıyordu. Yandan görülen okka bir burnu vardı. Biraz daha aşağı baktığımda üzerindeki
beyaz elbiseyi gördüm. Küçük göğüslerini açıkta bırakan elbise bacaklarını da cesurca ortaya seriyordu. Bu ayrıntılarla kızaran yanaklarımı umursamayıp tavanı incelemeye devam ettim. Kızın yani asılında ben olduğunu tahmin ettiğim kızın elinde mavi bir kuş. Bulutların arasında
göz kırparcasına yer alan bir de ay.
Çok güzeldi gerçekten. Kızın bana olan benzerliği  dikkatimden kaçmamıştı. Ama Yusuf yoktu bu resimde. Ayrıca tavanı bu halde görse ne derdi acaba? Değişen bakışlarım eşliğinde belime sarılan güçlü
kolların sahibine yaslandım.
"Beğendin mi?" ah o sesi. Kalbime nakış nakış işleyen sesi. Kafamı olumlu anlamda salladım. Gözlerim Betül 'ü aradı ama bulamadı. Bizi yalnız bırakmak istemişti sanırım. İnce düşüncesinden dolayı içimden ona bir tebrik yollayıp tavana baktım tekrardan. Şimdi Yusuf da benimle birlikte bakıyordu.
"Betül bana sürpriz yapmak istemiş bundan haberim yoktu. Beğenme_

" Hayır, bayıldım. Çünkü bu resmi ben seçtim. " boynuma yakıcı Bi öpücük bırakırken kafamı ona çevirdim.

" Nasıl yani? " şaşkın bakışlarıma gülümseyip
" Aslında bu benim sürprizim. Gerçekten beğendin mi? "

Sorusuna cevap vermek yerine

" Neden sadece ben varım, niye sen de yoksun" diye dudak büzdüm.

"Çünkü ben kafamı her kaldırdığımda sadece seni görmek istiyorum. Bakışlarım sadece sende hapsolsun istiyorum. Sen banyoya girince bile kafamı kaldırıp yine seni görmek istiyorum. " dedi.

Bunları yüzüme yaklaşarak söylediği için sıcak nefesi yüzüme değiyordu. Ritmini şaşıran kalbim sağa sola çarparken Yusuf'un dudağıma yaklaşan dudağı kalp krizi geçirmeme yeter de artardı bile. Beni öpüceğini düşünürken o sinir bozucu bir şekilde dudağımın kenarına masum bir öpücük kondururken sinirle yumduğum gözlerimi açtım.  İlk öpücüğümü müstakbel kocamdan  istemek arsızlıksa evet arsızdım. Buruşan yüzüme bakıp kahhaka atan nişanlıma baktım. Ve o an anladım ki ben sırılsıklam aşık olmuştum. Kalbimi ellerimle alıp onun avucuna vermiştim. Ve ben delicesine korkuyordum. Onu kaybetmekten, kalbimi kaybetmekten.

🔱🔱🔱

Tavana bakarken sinir vücudumu bir kez daha sardı. Neden sadece ben vardım, neden Yusuf da yoktu? Gözlerimi yumup yaramaz Bi gözyaşının akmasına engel oldum. Derin bir nefes aldım. İşte olmuştu. Sakinleşmiştim.
Ah hayır. Sakinleştiğim  falan yok. Onsuz yaşayamam diye düşünmüştüm ama bak hala yaşıyorum. Defalarca intihara kalmıştım ama hala yaşıyordum.
Sanki onu sonsuza kadar kaybetmiş gibi davranan kendime ölümcül  bakışlarımdan birini yolladım.
Kendi kendime nasıl bakış yolladığımı düşünürken oda kararmaya başladı. Zihnim bulandı ve ben kendimi uykunun kollarına bıraktım.

                ❣️❣️❣️❣️❣️❣️
İlk kitap, ilk bölüm, ilk aşk...
Ve benim sizden beklentim ilk beğeni ve yorumlar. Kitap nasıl sizce?

HemdemHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin